Wang, sondaj roketi programının başına geçtiğinde ekip küçüktü; deneyim, ekipman, malzeme ve sanayi altyapısı ise son derece sınırlıydı. Buna rağmen ekibiyle birlikte T-7M’yi geliştirdi ve roket 1960’ta başarıyla fırlatıldı. Sıvı yakıt kullanan bu sondaj roketi, Çin’in uzay çalışmalarında attığı ilk önemli adımlardan biri kabul edildi.
Sondaj roketleri yörüngeye uydu yerleştirmek için kullanılmaz. Ancak atmosferi ve uzay çevresini incelemek amacıyla ölçüm cihazlarını yüksek irtifalara taşıyabilir. Çin açısından bu projeler; motor, gövde, yönlendirme ve fırlatma organizasyonu gibi alanlarda deneyim kazanılmasını sağladı. Böylece daha sonraki balistik füze ve uzay fırlatma araçları için teknik birikim oluşturuldu.
İlgili kaynaklara göre Wang, Çin’in ilk 18 sondaj roketi modelinden 12’sinin geliştirilmesinde görev aldı veya bu projeleri yönetti. Daha sonra T-7M’nin başarısını uzay kariyerinin en kritik başlangıç noktası olarak değerlendirdi.
Sondaj roketleri ve bağlantılı teknik çalışmaların sağladığı deneyim üzerine Wang Xiji, Uzun Yürüyüş-1’in genel teknik planını hazırladı ve roketin ilk örneklerinin geliştirilmesine başkanlık etti.
24 Nisan 1970’te Uzun Yürüyüş-1’in ilk uçuşu başarıyla gerçekleşti ve Çin’in ilk yapay Dünya uydusu “Dongfanghong-1” yörüngeye taşındı. Bu fırlatma, Çin’in bir uyduyu bağımsız biçimde uzaya gönderme kapasitesi kazandığını gösterdi. Wang’ın çalışmaları da böylece yüksek irtifa deneylerinden gerçek yörünge görevlerine uzanan bir aşamaya ulaştı.
Teknik açıdan bakıldığında sondaj roketleri birer deney platformuydu; Uzun Yürüyüş-1 ise bu birikimi yörüngeye taşıma kapasitesine dönüştürdü. Wang’ın katkısı, temel testlerden uydu fırlatmaya uzanan kesintisiz mühendislik zincirinin önemli halkalarında yer almasıydı.
Wang Xiji, Çin’in ilk geri döndürülebilir keşif uydusunun baş tasarımcısıydı. Yoğun test, hesaplama ve sistem koordinasyonunun ardından uydu 1975’te Guizhou’da başarıyla fırlatıldı ve Dünya’ya geri getirildi.
Uyduyu geri getirme teknolojisi, yalnızca bir aracı yörüngeye yerleştirmekten daha fazlasını gerektirir. Uzay aracının görevini tamamladıktan sonra atmosfere doğru açıyla yeniden girmesi, yüksek sıcaklığa ve yavaşlamaya dayanması, ardından da yeryüzünde bulunabilmesi gerekir. Çin bu başarıyla uydu geri döndürme teknolojisine sahip dünyadaki üçüncü ülke oldu.
Wang, sonraki geri döndürülebilir uydu modellerinin araştırma ve tasarım çalışmalarına da katıldı. Resmî kaynaklar onu ayrıca Çin’de güdümsüz roket teknolojisi ve uzaydan dönüş teknolojisi alanlarının oluşumunu destekleyen isimlerden biri olarak gösteriyor.
1980’li yıllarda Wang, Çin’in insanlı uzay uçuşu için izleyeceği yolun değerlendirilmesi ve planlanmasına katıldı. Onun yaklaşımı, en karmaşık teknolojiyi seçmekten çok, dönemin ekonomik kapasitesi, sanayi altyapısı ve teknik imkânlarıyla uygulanabilir bir rota belirlemeye dayanıyordu.
Bu nedenle maliyeti ve teknik eşiği daha yüksek olan mekik benzeri yeniden kullanılabilir sistemler yerine, başlangıçta yeniden kullanılmayan insanlı uzay araçlarına öncelik verilmesini savundu.
Bu yaklaşım, Wang’ın genel mühendislik anlayışını yansıtıyordu: Uzay projeleri uzun vadeli hedeflere hizmet etmeli, ancak seçilecek yol gerçekçi koşullara uymalıydı. Ona göre teknolojik açıdan ileri olmak; uygulanabilirlik, maliyet ve sürdürülebilir kalkınma kapasitesinden bağımsız değerlendirilemezdi.
Wang Xiji, teknik kararların nesnel kurallara dayanması gerektiğini savunuyor ve “gerçeklerden hareket etmeyi” temel ilke olarak görüyordu. Kararların yalnızca çoğunluğun görüşüne göre alınmaması gerektiğini, kanıtları ve akıl yürütmesi güçlü olan azınlık görüşünün de doğru çıkabileceğini belirtiyordu.
Bu tutum, uzay mühendisliğinin doğasıyla doğrudan bağlantılıydı. Roket ve uydu sistemleri, birbiriyle çelişebilen çok sayıda değişken içerir. Sonuçta belirleyici olan, görüşlerin sayısı değil; hesaplamalar, testler ve gerçek uçuş performansıdır.
Bu nedenle Wang’ın mirası yalnızca belirli roket ve uydu modelleriyle sınırlı değildir. Onun kariyeri, kanıta önem veren ve mühendislik kararlarında doğa yasalarına saygıyı öne çıkaran bir çalışma kültürünü de temsil eder.
Wang, erken dönem uzay projelerini tamamladıktan sonra çalışmalarını bırakmadı. 80 yaşındayken Dünya’nın manyetosferini inceleyen Çin-Avrupa Çift Yıldız Programı’nın baş tasarımcısı oldu.
90’lı yaşlarında uzay tabanlı güneş enerjisi araştırmalarını desteklemeyi sürdürdü. 95 yaşında ise internet teknolojilerinin uzay programlarıyla nasıl birleştirilebileceği üzerine çalıştı. Kaynaklar onu, “uzay altyapısı” fikrinin erken savunucularından biri olarak da nitelendiriyor.
Bu bakış açısına göre uzay sistemleri, yalnızca tek seferlik görevleri yerine getiren araçlar değildir; iletişim, hizmetler ve uzun vadeli toplumsal ihtiyaçları destekleyen ağlara dönüşebilir. Wang’ın ileri yaşlarındaki çalışmaları, uzayın yalnızca teknolojik güç gösterisi olarak değil, pratik kullanım ve sürdürülebilir sistemler açısından da ele alınması gerektiğine dair görüşünü sürdürdü.
Wang Xiji, 1993’te Çin Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1999’da ise Çin’in erken dönem balistik füze, nükleer silah ve uydu programlarına yaptığı önemli katkılar nedeniyle “İki Bomba, Bir Uydu” Liyakat Madalyası’na layık görüldü.
Wang’ın tarihsel konumunu yalnızca tek bir rokete veya tek bir fırlatmaya bakarak değerlendirmek eksik kalır. Çin’in ilk nesil sondaj roketlerinin geliştirilmesine katıldı, Uzun Yürüyüş-1’in genel teknik planını hazırladı, ülkenin ilk geri döndürülebilir uydusunun baş tasarımcılığını üstlendi ve daha sonra insanlı uzay uçuşu ile yeni nesil uzay sistemlerinin planlanmasına katkı sundu.
Bu nedenle Wang Xiji’nin mirası, “Dongfanghong-1”in yörüngeye yerleştirilmesi gibi sembolik bir başarıdan ibaret değildir. Uydu geri döndürme teknolojisi, uzay mühendisliği alanlarının geliştirilmesi ve uzun vadeli planlama anlayışı da bu mirasın parçasıdır. Wang, Çin uzay programının temel kapasite oluşturmaktan sistemli bir uzay gücü inşa etmeye geçtiği dönemin en önemli temsilcilerinden biri olarak hatırlanacak.