Çalışma, GRWD5769’un etkisini farklı kanser türlerinde gözler önüne seriyor. En yüksek objektif yanıt oranı (ORR), %36 ile mesane (ürotelyal) kanserinde görüldü. Yaklaşık 14 değerlendirilebilir hastanın 5’inde doğrulanmış kısmi yanıt elde edildi . Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde (KHDAK) ise 14 hastanın 3’ünde yanıt alınarak %21’lik bir ORR’ye ulaşıldı
.
İmmünoterapinin genellikle etkisiz kaldığı bilinen bir tür olan, karaciğer metastazı olmayan MSS tipi kolorektal kanserde (MSS-KRK) ise yaklaşık %17’lik bir yanıt oranı kaydedildi (yaklaşık 12 hastanın 2’sinde) . Bu oran, standart tedavilerle tek haneli yanıt oranlarının beklendiği bu kanser türü için oldukça umut verici.
Bunlara ek olarak, karaciğer kanserinde 2, rahim ağzı kanserinde 2 ve baş-boyun kanserinde 1 hastada kısmi yanıtlar görüldü .
Bu noktada sonuçları doğru yorumlamak önemli. Bu çalışma açık etiketli ve tek kolluydu, yani bir plasebo veya başka bir ilaçla karşılaştırma yapılmadı. Bu nedenle, gözlenen etkinin tam olarak ne kadarının GRWD5769’dan, ne kadarının PD-1 inhibitörünün yeniden denenmesinden (rechallenge etkisi) veya hasta seçiminden kaynaklandığını kesin olarak söylemek mümkün değil .
Ancak asıl heyecan verici olan, kalıcı klinik fayda oranları oldu. Çalışmada, 6 aydan uzun süre hastalığı ilerlemeyen hastaların oranı KHDAK için %55, MSS-KRK için %51, baş-boyun kanseri için %38, mesane kanseri için %36, karaciğer kanseri için %32 ve rahim ağzı kanseri için %18 olarak raporlandı . Bu, sadece tümörü küçülen değil, aynı zamanda hastalığı uzun süre kontrol altında kalan kişilerin oranını gösteriyor.
GRWD5769, ERAP1 (Endoplazmik Retikulum Aminopeptidaz 1) adı verilen bir enzimi hedef alan, sınıfının ilk örneği bir hap . Basit bir benzetme ile anlatmak gerekirse: Kanser hücreleri, tıpkı bir geminin bayrak çekmesi gibi, bağışıklık sistemine “Ben bir düşmanım” ya da “Ben zararsızım” sinyali veren protein parçacıkları (antijenler) sunar. ERAP1 enzimi, bu antijenlerin son halini almasında kritik rol oynar. GRWD5769 bu enzimi bloke ederek, tümör hücresinin çektiği “bayrağı” değiştirir. Bu sayede, daha önce tümöre karşı tolerans geliştirmiş ve onu görmezden gelen T hücreleri (bağışıklık sisteminin askerleri), kanseri yeniden “düşman” olarak tanır. Bu yeniden tanıma süreci, T hücrelerinin frenini boşaltan bir PD-1 inhibitörü (cemiplimab) ile birleşince, güçlü bir bağışıklık saldırısı tetikleniyor
.
Greywolf, bu mekanizmayı ilk kez 2024 ASCO toplantısında insanlarda kanıtlamıştı. Kanser hastalarında doza bağlı olarak tümör hücrelerinin antijen sunum profilini (immünopeptidom) değiştirmeyi başardıklarını göstermişlerdi . 2026’da sunulan bu yeni veriler ise, mekanizmanın çalıştığını gösteren bu farmakodinamik kanıtı, gerçek klinik yanıtlara dönüştürmüş oldu.
Güvenlik açısından bakıldığında, GRWD5769 ve cemiplimab kombinasyonu tüm hasta gruplarında iyi tolere edildi. Şirket, “herhangi bir güvenlik sorunu” bildirilmediğini ve geliştirmeyi durduracak yeni bir yan etki sinyali görülmediğini açıkladı . İlacın tek başına test edildiği 2024’teki erken dönem veriler de son derece temiz bir güvenlik profili ortaya koymuştu
.
EMITT-1 çalışması, Avustralya, İspanya ve Birleşik Krallık’ta devam eden çok modüllü bir Faz 1/2 araştırması . Bu sonuçların ardından şirket, çalışmayı özellikle iki alanda derinleştirmeyi planlıyor: standart PD-1 tedavisine direnç geliştirmiş hastalar ve MSS tipi kolorektal kanser. Bu iki alan, karşılanmamış tedavi ihtiyacının en yoğun olduğu ve erken sinyallerin en umut verici olduğu popülasyonlar olarak öne çıkıyor
.
Comments
0 comments