Haziran 2026’nın başı itibarıyla temaslar arabulucular üzerinden sürüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, Tahran ve Washington’ın karşılıklı iletilen metinleri incelediğini ve olası bir uzlaşı için kendi ifadesiyle “nihai formül”e ulaşmaya çalıştığını açıkladı . Diplomatik kanal açık olsa da süreç, derin güvensizlik ve tarafların vazgeçmediği kırmızı çizgiler tarafından şekilleniyor.
Araghchi, 3 Haziran 2026’da Lübnan merkezli Al-Mayadeen televizyonuna yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington’ın arabulucular aracılığıyla birbirlerine ilettikleri metinleri gözden geçirdiğini ve olası bir anlaşma için “nihai formül” üzerinde çalıştığını söyledi . Bununla birlikte, temasların resmî bir müzakere mekanizmasına dönüşmediğini özellikle belirtti:
“Şu anda yürürlükte olan bir müzakere mekanizması yok, ancak Amerikalılarla mesaj alışverişi yapılıyor.”
Bu iletişim kanalı aktif olsa da ayrıntıları kamuoyuna açık değil. Araghchi daha önce ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile doğrudan ve dolaylı mesaj alışverişlerinin sürdüğünü doğrulamış, ancak bunları resmî görüşmeler olarak nitelendirmemişti . “Nihai formül” ifadesi, her iki tarafın da mevcut diplomatik fırsat penceresini kritik gördüğüne işaret ediyor. Aynı zamanda temel anlaşmazlıkların, varılabilecek bir mutabakatın kapsamını oldukça daralttığını gösteriyor.
Araghchi, olası herhangi bir anlaşmayı tüm cephelerde çatışmaların tamamen sona erdirilmesi şartına bağladı ve özellikle Lübnan’daki savaşa dikkat çekti. İsrail’in Beyrut’a yönelik bir saldırısının ateşkesi bütünüyle çökerteceği uyarısında bulundu . Bu koşul, doğrudan İran-ABD ilişkilerinin ötesinde, İsrail-Lübnan hattındaki gelişmeleri de anlaşmanın geleceği açısından belirleyici hâle getiriyor.
Axios, Anadolu Ajansı ve diğer yayın organlarının aktardığı ABD’li yetkililer ile kaynaklara göre geçici anlaşmanın öne çıkan maddeleri şöyle :
Bu metin, kapsamlı bir barış anlaşması olarak değil, ciddi müzakerelerin başlamasını sağlayacak geçici bir zemin olarak tasarlanıyor .
Kâğıt üzerinde teknik ilerleme sağlanmış görünse de nihai onay öncesinde aşılması gereken başlıklar bulunuyor.
İran, ABD ile herhangi bir anlaşmanın mümkün olabilmesi için İsrail’in Lübnan’daki askerî harekâtının sona ermesi ve ateşkese bütünüyle uyulması gerektiğini defalarca açıkladı . Bu, Tahran açısından kesin bir kırmızı çizgi niteliğinde. Ayrıca Lübnan cephesindeki askerî gelişmeler Washington’ın doğrudan operasyonel kontrolünde değil.
Araghchi, İran’ın parçalı bir ateşkes yerine “bölge genelinde savaşın tamamen sona ermesini” istediğini açıkça belirtti . Bu yaklaşım, Hürmüz Boğazı ve nükleer program gibi doğrudan İran-ABD gündemindeki başlıklarla Lübnan’daki çatışmanın aynı diplomatik pakette ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Çözüm bekleyen en kritik konu, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun ve zenginleştirme kapasitesinin geleceği. ABD, tüm zenginleştirme faaliyetlerinin 20 yıl süreyle askıya alınmasını önerirken İran 3 ila 5 yıllık bir duraklama karşılığında bulundu .
Taraflar, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun nasıl yönetileceği konusunda da anlaşamıyor. Washington, bu malzemenin İran dışına çıkarılmasını istiyor. Tahran ise uranyumun seviyesinin düşürülmesini veya Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimi altında İran’da tutulmasını öneriyor .
Trump, 24 Mayıs’ta anlaşmanın “henüz tamamen müzakere edilmediğini” söyledi ve herhangi bir mutabakatın İran’a “nükleer silaha giden açık ve net bir yol” bırakmaması gerektiğini savundu . ABD’li müzakerecilerin ayrıca 400 kilogram uranyumun ABD’ye gönderilmesini ve İran’daki nükleer faaliyetlerin tek bir tesiste yürütülmesini talep ettiği bildirildi .
İslamabad Görüşmeleri’nin nisan ortasında çökmesinin ardından taraflar, nükleer dosyadaki anlaşmazlıkları kapsamlı bir anlaşma içinde çözemedikleri için hedeflerini geçici bir mutabakata daralttı .
Washington’ın bildirilen şartları arasında savaş sırasında ABD’nin verdiği zararlar için tazminat ödenmemesi, yaptırım altyapısının önemli bölümünün korunması, bölgesel ateşkesin nükleer görüşmelerde ilerlemeye bağlanması ve İran’ın balistik füze programına yönelik ek kısıtlamalar bulunuyor .
İran ise yaptırımların tamamen kaldırılmasını istiyor ve bağlayıcı güvenceler içermeden yalnızca Tahran’dan taviz talep eden koşulları reddediyor . Bu nedenle geçici mutabakat, kapsamlı bir barış anlaşmasına giden yolu açabileceği gibi, temel sorunları yalnızca sonraki aşamaya erteleyen kırılgan bir düzenleme olarak da kalabilir.
Araghchi, ABD’ye “sıfır güven” duyulduğunu defalarca dile getirdi . Bu tutum, Tahran’ın dolaylı görüşmelerde ısrar etmesine, güven artırıcı adımların aşamalı biçimde atılmasını ve temel başlıklara geçmeden önce güvenceler verilmesini istemesine yol açıyor.
Washington ise zamanın kendi lehine işlediğini vurguluyor. Trump, anlaşma “ulaşılmış, onaylanmış ve imzalanmış” hâle gelene kadar deniz ablukasının “tam güç ve kapsamıyla” sürdürüleceğini söyledi . Tarafların beklentileri arasındaki bu asimetri, geçici bir MoU’yu her iki başkentte de siyasi açıdan patlamaya hazır hâle getiriyor.
Geçici 60 günlük çerçeve, savaşı kesin olarak sona erdirmekten çok askerî gerilimi dondurmayı ve en zor soruları sonraki görüşmelere bırakmayı amaçlayan pratik bir ara durak niteliğinde. Hürmüz Boğazı’nın açılması, küresel enerji ticaretinin kritik damarlarından birini yeniden işler hâle getirebilir. Mevcut kapanma nedeniyle İran’ın günlük yaklaşık 400 milyon dolar gelir kaybettiği tahmin ediliyor .
ABD ablukasının gevşetilmesi ve petrol satışlarına izin verilmesi Tahran’a kısa vadeli ekonomik rahatlama sağlayabilir . Washington açısından ise çerçeve, askerî gerilimi düşürme, Basra Körfezi’ndeki deniz taşımacılığına yönelik acil tehdidi azaltma ve nükleer görüşmeler için özel bir kanal oluşturma fırsatı sunuyor .
Ancak anlaşmanın geleceği, henüz nihai onay vermemiş iki liderin kararına bağlı. Araghchi’nin metinler dolaşımdayken “nihai formül”den söz etmesi, tarafların bu süreci diplomasi tükenmeden önceki son çıkış yollarından biri olarak gördüğünü düşündürüyor. Görünürdeki temel sorun artık çerçevenin kendisi değil; Lübnan, zenginleştirme seviyesi ve yaptırımlar gibi en zor tavizlerin hangi sırayla ve nasıl uygulanacağı. Geçici anlaşmanın ayakta kalıp kalmayacağını da bu başlıklar belirleyecek.
Haziran 2026’nın başı itibarıyla temaslar arabulucular üzerinden sürüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, Tahran ve Washington’ın karşılıklı iletilen metinleri incelediğini ve olası bir uzlaşı için kendi ifadesiyle “nihai formül”e ulaşmaya çalıştığını açıkladı . Diplomatik kanal açık olsa da süreç, derin güvensizlik ve tarafların vazgeçmediği kırmızı çizgiler tarafından şekilleniyor.
Araghchi, 3 Haziran 2026’da Lübnan merkezli Al-Mayadeen televizyonuna yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington’ın arabulucular aracılığıyla birbirlerine ilettikleri metinleri gözden geçirdiğini ve olası bir anlaşma için “nihai formül” üzerinde çalıştığını söyledi . Bununla birlikte, temasların resmî bir müzakere mekanizmasına dönüşmediğini özellikle belirtti:
“Şu anda yürürlükte olan bir müzakere mekanizması yok, ancak Amerikalılarla mesaj alışverişi yapılıyor.”
Bu iletişim kanalı aktif olsa da ayrıntıları kamuoyuna açık değil. Araghchi daha önce ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile doğrudan ve dolaylı mesaj alışverişlerinin sürdüğünü doğrulamış, ancak bunları resmî görüşmeler olarak nitelendirmemişti . “Nihai formül” ifadesi, her iki tarafın da mevcut diplomatik fırsat penceresini kritik gördüğüne işaret ediyor. Aynı zamanda temel anlaşmazlıkların, varılabilecek bir mutabakatın kapsamını oldukça daralttığını gösteriyor.
Araghchi, olası herhangi bir anlaşmayı tüm cephelerde çatışmaların tamamen sona erdirilmesi şartına bağladı ve özellikle Lübnan’daki savaşa dikkat çekti. İsrail’in Beyrut’a yönelik bir saldırısının ateşkesi bütünüyle çökerteceği uyarısında bulundu . Bu koşul, doğrudan İran-ABD ilişkilerinin ötesinde, İsrail-Lübnan hattındaki gelişmeleri de anlaşmanın geleceği açısından belirleyici hâle getiriyor.
Axios, Anadolu Ajansı ve diğer yayın organlarının aktardığı ABD’li yetkililer ile kaynaklara göre geçici anlaşmanın öne çıkan maddeleri şöyle :
Bu metin, kapsamlı bir barış anlaşması olarak değil, ciddi müzakerelerin başlamasını sağlayacak geçici bir zemin olarak tasarlanıyor .
Kâğıt üzerinde teknik ilerleme sağlanmış görünse de nihai onay öncesinde aşılması gereken başlıklar bulunuyor.
İran, ABD ile herhangi bir anlaşmanın mümkün olabilmesi için İsrail’in Lübnan’daki askerî harekâtının sona ermesi ve ateşkese bütünüyle uyulması gerektiğini defalarca açıkladı . Bu, Tahran açısından kesin bir kırmızı çizgi niteliğinde. Ayrıca Lübnan cephesindeki askerî gelişmeler Washington’ın doğrudan operasyonel kontrolünde değil.
Araghchi, İran’ın parçalı bir ateşkes yerine “bölge genelinde savaşın tamamen sona ermesini” istediğini açıkça belirtti . Bu yaklaşım, Hürmüz Boğazı ve nükleer program gibi doğrudan İran-ABD gündemindeki başlıklarla Lübnan’daki çatışmanın aynı diplomatik pakette ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Çözüm bekleyen en kritik konu, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun ve zenginleştirme kapasitesinin geleceği. ABD, tüm zenginleştirme faaliyetlerinin 20 yıl süreyle askıya alınmasını önerirken İran 3 ila 5 yıllık bir duraklama karşılığında bulundu .
Taraflar, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun nasıl yönetileceği konusunda da anlaşamıyor. Washington, bu malzemenin İran dışına çıkarılmasını istiyor. Tahran ise uranyumun seviyesinin düşürülmesini veya Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimi altında İran’da tutulmasını öneriyor .
Trump, 24 Mayıs’ta anlaşmanın “henüz tamamen müzakere edilmediğini” söyledi ve herhangi bir mutabakatın İran’a “nükleer silaha giden açık ve net bir yol” bırakmaması gerektiğini savundu . ABD’li müzakerecilerin ayrıca 400 kilogram uranyumun ABD’ye gönderilmesini ve İran’daki nükleer faaliyetlerin tek bir tesiste yürütülmesini talep ettiği bildirildi .
İslamabad Görüşmeleri’nin nisan ortasında çökmesinin ardından taraflar, nükleer dosyadaki anlaşmazlıkları kapsamlı bir anlaşma içinde çözemedikleri için hedeflerini geçici bir mutabakata daralttı .
Washington’ın bildirilen şartları arasında savaş sırasında ABD’nin verdiği zararlar için tazminat ödenmemesi, yaptırım altyapısının önemli bölümünün korunması, bölgesel ateşkesin nükleer görüşmelerde ilerlemeye bağlanması ve İran’ın balistik füze programına yönelik ek kısıtlamalar bulunuyor .
İran ise yaptırımların tamamen kaldırılmasını istiyor ve bağlayıcı güvenceler içermeden yalnızca Tahran’dan taviz talep eden koşulları reddediyor . Bu nedenle geçici mutabakat, kapsamlı bir barış anlaşmasına giden yolu açabileceği gibi, temel sorunları yalnızca sonraki aşamaya erteleyen kırılgan bir düzenleme olarak da kalabilir.
Araghchi, ABD’ye “sıfır güven” duyulduğunu defalarca dile getirdi . Bu tutum, Tahran’ın dolaylı görüşmelerde ısrar etmesine, güven artırıcı adımların aşamalı biçimde atılmasını ve temel başlıklara geçmeden önce güvenceler verilmesini istemesine yol açıyor.
Washington ise zamanın kendi lehine işlediğini vurguluyor. Trump, anlaşma “ulaşılmış, onaylanmış ve imzalanmış” hâle gelene kadar deniz ablukasının “tam güç ve kapsamıyla” sürdürüleceğini söyledi . Tarafların beklentileri arasındaki bu asimetri, geçici bir MoU’yu her iki başkentte de siyasi açıdan patlamaya hazır hâle getiriyor.
Geçici 60 günlük çerçeve, savaşı kesin olarak sona erdirmekten çok askerî gerilimi dondurmayı ve en zor soruları sonraki görüşmelere bırakmayı amaçlayan pratik bir ara durak niteliğinde. Hürmüz Boğazı’nın açılması, küresel enerji ticaretinin kritik damarlarından birini yeniden işler hâle getirebilir. Mevcut kapanma nedeniyle İran’ın günlük yaklaşık 400 milyon dolar gelir kaybettiği tahmin ediliyor .
ABD ablukasının gevşetilmesi ve petrol satışlarına izin verilmesi Tahran’a kısa vadeli ekonomik rahatlama sağlayabilir . Washington açısından ise çerçeve, askerî gerilimi düşürme, Basra Körfezi’ndeki deniz taşımacılığına yönelik acil tehdidi azaltma ve nükleer görüşmeler için özel bir kanal oluşturma fırsatı sunuyor .
Ancak anlaşmanın geleceği, henüz nihai onay vermemiş iki liderin kararına bağlı. Araghchi’nin metinler dolaşımdayken “nihai formül”den söz etmesi, tarafların bu süreci diplomasi tükenmeden önceki son çıkış yollarından biri olarak gördüğünü düşündürüyor. Görünürdeki temel sorun artık çerçevenin kendisi değil; Lübnan, zenginleştirme seviyesi ve yaptırımlar gibi en zor tavizlerin hangi sırayla ve nasıl uygulanacağı. Geçici anlaşmanın ayakta kalıp kalmayacağını da bu başlıklar belirleyecek.