Böyle bir saldırının önemi yalnızca askeri sonuçlarıyla sınırlı kalmaz. Avrupa’daki bir ev sahibi ülkenin ya da ABD veya Birleşik Krallık’la bağlantılı tesislerin vurulması, bölgesel çatışmayı Avrupa hükümetlerinin doğrudan dahil olduğu daha geniş bir savaşa dönüştürebilir.
DMO, İran topraklarına yönelik saldırıların başlatılmasında kullanılan her üssün “meşru hedef” sayılacağını açıkladı. Temmuz ayında yapılan uyarıda, Birleşik Krallık’taki RAF Fairford’dan yürütülen ABD operasyonlarına atıf yapıldı. Bunun üzerine Londra, silahlı kuvvetlerinin ülkeyi savunmaya hazır olduğunu bildirdi.
Bu açıklama, İran’ın ilan edilmiş caydırıcılık yaklaşımını ortaya koyuyor; ancak ABD personeli veya uçaklarına ev sahipliği yapan her ülkenin otomatik olarak saldırıya uğrayacağı anlamına gelmiyor. Tahran’ın çizdiği koşul, tesisin fiilen kullanılması: İran’a yönelik saldırıları destekleyen üsler, yalnızca müttefik güçleri barındıran tesislerden farklı değerlendirilebilir.
İran, sınırlarından binlerce kilometre uzaktaki hedefleri tehdit edebildiğini gösterdi. İngiliz hükümetinin açıklamalarını aktaran BBC’ye göre, İran’dan Diego Garcia’daki ortak ABD-Birleşik Krallık üssüne doğru yaklaşık 4.000 kilometrelik mesafeye iki füze fırlatıldı; füzelerden biri başarısız oldu, diğeri ise önlendi.
Bu olay İran’ın erişim kapasitesi konusunda kaygıyı haklı çıkarıyor, ancak Avrupa genelinde uzun süreli ve isabetli saldırılar düzenleyebildiğini göstermiyor. Stars and Stripes’a konuşan analistler, Ramstein gibi büyük ABD merkezlerinin teorik olarak menzil içinde olabileceğini, ancak başarılı bir saldırı olasılığının düşük kaldığını belirtti; Diego Garcia girişimindeki iki füze de hedefe ulaşamadı.
Bu nedenle en savunulabilir değerlendirme “gerçek ancak sınırlı” şeklinde. Tehdit göz ardı edilemez; fakat menzil, füze güvenilirliği, hava savunmasının önlenme kapasitesi, fırlatma unsurlarının hayatta kalması ve bir Avrupa ülkesine saldırmanın yaratacağı ağır sonuçlar, yakın vadede kapsamlı bir balistik füze harekâtı ihtimalini sınırlıyor.
Bazı haberlerde İran’ın Hürmüz Boğazı içinde veya çevresindeki denizaltı fiber optik kablolara yönelik saldırıları ya da zorlayıcı önlemleri değerlendirdiği aktarıldı. Bu kablolar; finansal işlemler, bulut hizmetleri ve Avrupa, Asya ile Körfez arasındaki dijital iletişim için kritik önem taşıyor.
Mevcut kanıtlar, Tahran’ın bir kablo saldırısına izin verdiğini veya böyle bir saldırıyı gerçekleştirdiğini bağımsız biçimde ortaya koymuyor. Bu nedenle ihtimal, başlamış bir kampanya olarak değil, koşullu bir tehdit olarak ele alınmalı. Yine de gerçekleşmesi halinde kriz, gemiler ve askeri tesislerin ötesine geçerek sivil dijital altyapıyı da kapsayacağı için önemli bir tırmanma anlamına gelir.
ABD ile İran arasındaki 60 günlük çerçeve, daha kapsamlı bir anlaşma sağlanamadan sona erdi. Reuters, ateşkes döneminin uzatılması konusunda görüşme yapılmadığını bildirdi. İranlı yetkililer ise Washington’ın geçici mutabakata dönmesi ve kendi yükümlülüklerini yerine getirmek için bir takvim belirlemesi gerektiğini söyledi.
Başkan Donald Trump daha sonra İran’la herhangi bir görüşme veya temasın sürmediğini ve planlanmadığını açıkladı. Diğer haberlerde de sürenin, iki tarafın daha uzun vadeli bir anlaşmanın koşullarında uzlaşmazlık yaşadığı bir dönemde dolduğu aktarıldı.
Diplomatik pencerenin kapanması, geniş çaplı çatışmanın yeniden başlamasının kaçınılmaz olduğunu kanıtlamıyor. Ancak tırmanmayı sınırlayabilecek resmi bir mekanizmayı ortadan kaldırıyor. Böylece müzakerelerin yerini askeri mesajlar, misilleme ve yanlış hesaplama riski alıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), hava savunma sistemlerinin İran’dan ülkeye veya yakın deniz trafiğine doğru fırlatıldığı belirtilen iki balistik füzeyi tespit ettiğini açıkladı. Füzelerden birinin BAE karasularına, diğerinin ise uluslararası sulara düştüğü bildirildi. İran suçlamayı asılsız olarak reddetti.
Olayın sorumluluğu tartışmalı olsa da Abu Dabi’nin tepkisi somut: BAE, İran’la ticareti, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir duyuruya kadar askıya aldı. Bu karar İran’ın bölgesel yalnızlığını derinleştiriyor ve Körfez ülkelerini veya deniz taşımacılığını etkileyebilecek yeni saldırıların siyasi ve ekonomik maliyetini yükseltiyor.
Şu anda en net etki deniz taşımacılığında görülüyor. Reuters, iki gemiye yönelik yeni saldırıların ardından Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin neredeyse durma noktasına geldiğini bildirdi. ABD Kongresi’nin araştırma birimi Congressional Research Service de İran’ın ticari gemilere ve bölge ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlamasıyla ABD’nin karşı önlemler aldığını aktardı.
İran ve ABD yetkilileri, su yolunun kontrolü konusunda birbirine zıt açıklamalar yaptı. DMO bağlantılı bir yetkili boğazın İran’ın yönetimi ve kontrolünde olduğunu söylerken, Başkan Trump ABD’nin kontrolü elinde tuttuğunu iddia etti. Bu açıklamaların hangisinin gerçeği yansıttığından bağımsız olarak, gemi hareketlerindeki düşüş; nakliye, sigorta, navlun ve enerji piyasaları için pratik riskler yaratıyor. Bunun için resmen ilan edilmiş, kalıcı bir kapatma gerekmiyor.
İncelenen materyal, ölümlü olduğu bildirilen bir kargo gemisi saldırısını; geminin adını, kayıpları veya sorumluluğu yeterince doğrulamıyor. Denizcilik makamlarından ya da birden fazla güvenilir kaynaktan bağımsız teyit gelmeden bu olay kesinleşmiş bir gerçek olarak sunulmamalı.
Mevcut kanıtlara göre İran’ın daha olası tırmanma araçları şunlar:
Avrupa topraklarına veya uluslararası sivil iletişim altyapısına saldırı, Hürmüz çevresindeki baskının sürdürülmesine kıyasla çok daha yüksek riskli bir adım olur. Böyle bir hamle savaşı hızla büyütebilir ve daha geniş bir Batı karşılığını tetikleyebilir. Şimdilik kanıtlar, teyit edilmiş bir Avrupa saldırısı kararından ziyade yüksek alarm düzeyine ve gerçek ancak sınırlı bir tehdide işaret ediyor.