Bu sonuçlar, çalışanların teknolojiye bütünüyle karşı olduğu anlamına gelmiyor. Daha çok, yapay zekânın iş akışlarına nasıl ve hangi amaçla eklendiğine ilişkin ciddi bir memnuniyetsizliğe işaret ediyor.
Üretken yapay zekânın temel vaadi, çalışanların zaman kazanmasıydı. Fakat araştırmaya göre birçok çalışan, yapay zekânın hazırladığı çıktıları kontrol etmek için yeni ve görünmez bir iş yükü üstleniyor.
Başka bir ifadeyle, yapay zekâ bazı görevleri hızlandırırken aynı zamanda yeni bir kalite kontrol katmanı oluşturuyor. Çalışan açısından sonuç, tek bir işi iki kez yapmak gibi hissedilebiliyor.
“Dijital yerliler” olarak görülen gençlerin yapay zekâyı en coşkulu biçimde benimseyeceği varsayımı da verilerle tam olarak örtüşmüyor. Aksine, özellikle Z Kuşağı çalışanlarında yapay zekâ yorgunluğu ve gelecek kaygısı belirginleşiyor.
Bu tablo, genç yaşta teknolojiyle tanışmış olmanın her yeni teknolojiyi koşulsuz benimsemek anlamına gelmediğini gösteriyor. Genç çalışanlar yapay zekânın hızını kabul etse de bu hızın iş güvencesi, becerilerin değeri ve kariyer seçenekleri üzerindeki etkisini sorguluyor.
Memnuniyetsizlik yalnızca zaman kaybıyla sınırlı değil. Çalışanlar, insan katkısının değersizleştiğini ve iş yerlerinde iş birliği yerine kendini koruma davranışının güçlendiğini düşünüyor.
Bu kaygının temelinde, uzmanlığın ve mesleki deneyimin şirketler tarafından eskisi kadar değerli görülmediği düşüncesi yatıyor. Çalışan, yalnızca işini daha hızlı yapmakla değil, kendi değerini sürekli kanıtlamakla da karşı karşıya kalıyor.
Araştırmanın en ciddi sonucu, memnuniyetsizliğin işten veya sektörden ayrılma düşüncesine dönüşmesi.
Küresel ölçekte çalışanların yüzde 54’ü, yapay zekânın önümüzdeki beş yıl içinde kendi rollerine duyulan ihtiyacı azaltacağından endişeli. Bu nedenle mesele yalnızca yeni araçların benimsenmesi değil; çalışanların uzmanlıklarının, kariyerlerinin ve iş güvencelerinin nasıl korunacağı.
Adaptavist’in araştırması, yapay zekâ dönüşümünün yalnızca teknoloji yatırımı ve verimlilik hedefleriyle yönetilemeyeceğini gösteriyor. Çalışanlar bir aracı kullanmaya zorlandığında, bu aracın neden gerekli olduğunu anlamadığında veya ürettiği sonuçları sürekli düzeltmek zorunda kaldığında teknoloji beklentiyi karşılamıyor.
Raporun ortaya koyduğu tablo; yapay zekâ yorgunluğu, yaratıcılık kaybı, insan-makine rekabeti ve kariyerden kopuş risklerinin aynı anda büyüdüğünü gösteriyor. Şirketler açısından asıl soru, yapay zekânın kullanılıp kullanılmayacağı değil, çalışanların bu dönüşümde yalnızca çıktıyı üreten kişiler değil, sürecin değerli bir parçası olarak görülüp görülmeyeceği.