AB’nin CBAM için kesin uygulama dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. 1 Ekim 2023–31 Aralık 2025 arasındaki geçiş döneminde ithalatçılar yalnızca ürünlerin bünyesindeki emisyonları bildiriyordu; sertifika satın alma ve teslim etme yükümlülüğü bulunmuyordu.
İlk aşamada düzenleme şu ürün gruplarını kapsıyor:
AB’ye yılda 50 tondan fazla kapsam dahilindeki CBAM ürünü getiren ithalatçıların yetkili beyan sahibi statüsü için başvurması gerekiyor. Daha sonra ithal ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü emisyonlarla bağlantılı CBAM sertifikaları satın alınıyor. Sistem, AB’deki benzer üretimin karşı karşıya kaldığı karbon maliyetini ithal ürünlere de yansıtmayı amaçlıyor. Üretim ülkesinde uygun nitelikte bir karbon bedeli ödenmişse bu tutar hesaba katılabiliyor.
Avrupa Komisyonu, 2026’nın ilk çeyreği için sertifika fiyatını ton CO₂ başına 75,36 avro, ikinci çeyreği için 75,28 avro olarak açıkladı. İthalatçının nihai yükü ise yalnızca bu fiyata bağlı değil; doğrulanmış emisyonlar, ürün kıstasları, kademeli uygulama katsayısı ve üretim ülkesinde ödenen karbon bedeli de hesaplamaya dahil ediliyor.
Çelik ve alüminyum, doğrudan kapsamda bulunan ve emisyon yoğun sektörler. Bu nedenle ihracatçılar iki ayrı baskıyla karşılaşıyor: sertifika maliyeti ve emisyonların ölçülmesi, doğrulanması ve belgelendirilmesi için gereken idari süreç. Güvenilir veri bulunamadığında ithalatçıların AB’nin varsayılan değerlerine başvurması gerekebiliyor; bu da üreticiler ve ticaret şirketleri açısından belirsizliği artırıyor.
Bu tablo Hindistan, Çin ve Güney Afrika gibi önemli çelik ve alüminyum ihracatçıları için özellikle önemli. Tedarikçilerin ürünlerinin karbon yoğunluğu yükseldikçe AB pazarına giriş maliyeti de artabilir. Dünya Bankası’na atıf yapan bir politika değerlendirmesi, CBAM’ın gelişmekte olan ülkelerin yılda yaklaşık 16 milyar dolar değerindeki ihracatını etkileyebileceğini tahmin ediyor. Ancak bu rakam, söz konusu üç ülkeye özel bir hesaplama değil.
Mali baskının zaman içinde artması bekleniyor. Çünkü AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yerli üreticilere sağlanan ücretsiz tahsisatlar kademeli olarak kaldırılıyor. Dünya Bankası’na göre CBAM katsayısı 2026’da yüzde 97,5, 2027’de yüzde 95, 2028’de yüzde 90, 2029’da yüzde 77,5 ve 2030’da yüzde 51,5 olacak. Başka bir ifadeyle, AB üreticilerinin karbon fiyatından korunma düzeyi azaldıkça ithal ürünlerin karşılaştığı CBAM maliyeti daha fazla önem kazanacak.
2030 için üzerinde uzlaşılmış tek ve kesin bir gelir tahmini bulunmuyor. Hesaplamalar karbon fiyatlarına, ithalat hacmine, emisyon yoğunluğuna, ücretsiz tahsisatların kaldırılma hızına ve CBAM’ın gelecekte kapsamının genişletilip genişletilmeyeceğine göre değişiyor.
Mevcut çalışmalarda farklı rakamlar öne çıkıyor: 2028’den itibaren yıllık yaklaşık 1,5 milyar avro, başka bir değerlendirmede yıllık yaklaşık 2,1 milyar avro ve mevcut kapsam için 2030’da 5–9 milyar avro. Avrupa Komisyonu’yla bağlantılı daha eski bir tahmin ise daha geniş bir kapsam varsayımıyla 2030 geliri için 9,1 milyar avro öngörüyordu.
Bu geniş aralık, tek bir rakamı kesin sonuç gibi sunmanın neden yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. CBAM hâlâ kademeli biçimde uygulanıyor ve gelecekteki kapsamı, gelir hesaplamalarının önemli bir değişkeni olmaya devam ediyor.
İtiraz, yalnızca gelişmekte olan ülke ihracatçılarının ek bir karbon maliyetiyle karşılaşması değil. Gelirin nereye yönlendirileceği de siyasi anlaşmazlığın merkezinde. Avrupa Parlamentosu materyallerine göre CBAM gelirlerinin AB bütçesine aktarılması planlanıyor; diğer analizler de bu gelirin AB düzeyindeki iklim ve bütçe öncelikleriyle bağlantılı kullanılacağını belirtiyor.
BRICS ülkeleri ise gelişmekte olan ülkelerin ihracatçılarından toplanan paranın, bu ülkelerde emisyon azaltımını, sanayi dönüşümünü ve iklim uyumunu finanse etmesi gerektiğini savunuyor. Bu talep, grubun gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanının artırılması çağrısıyla örtüşüyor.
Böylece iki farklı yaklaşım karşı karşıya geliyor. AB, CBAM’ı karbon kaçağını önleyen ve ithalatçıları AB’deki karbon maliyetiyle benzer bir yükümlülükle karşı karşıya bırakan bir iklim aracı olarak tanımlıyor. BRICS ise aynı mekanizmayı, yükü Avrupa dışındaki üreticilere orantısız biçimde aktaran tek taraflı bir ticaret önlemi olarak görüyor.
Diplomatik bir kınama, tek başına Dünya Ticaret Örgütü’nde (WTO) dava açıldığı anlamına gelmiyor. Resmî bir süreç genellikle bir üyenin istişare talebiyle başlar; görüşmeler sonuç vermezse panel kurulması istenebilir.
Olası hukuki tartışma, CBAM’ın ithal ürünlere veya yabancı üretim yöntemlerine fiilen ayrımcılık yapıp yapmadığı üzerine yoğunlaşabilir. AB ise mekanizmanın kendi iç karbon fiyatının karşılığı olduğunu, üretim ülkesinde daha önce ödenmiş uygun bir karbon bedelinin mahsup edilebildiğini ve amacın keyfî bir gümrük vergisi değil karbon kaçağını önlemek olduğunu savunabilir. Buna karşılık raporlama yükleri, yabancı üreticilere uygulanan varsayılan değerler ve AB üreticilerine tanınan ücretsiz tahsisatlar hukuki tartışmanın başlıkları arasında kalabilir.
Mevcut kanıtlar, Güney Afrika’nın bir şikâyetle ilgilendiğine işaret ediyor; Hindistan, Çin ve Brezilya da CBAM’ın hukuki boyutu veya adalet ilkesiyle ilgili kaygılar dile getirdi. Ancak Çin’in CBAM’a özgü bir WTO davası açtığı ya da BRICS ülkelerinin koordineli bir dava başlattığı doğrulanmış değil.
Gömülü emisyonlar üzerinden hesaplanan ve ödenmesi gereken pay arttıkça anlaşmazlığın sertleşmesi mümkün. AB’nin ticaret anlaşmaları, müzakereleri ve ikili temasları istişare ve teknik uyarlama kanalları sağlayabilir; ancak bunlar WTO’da olası bir itirazı otomatik olarak engellemez.
En temkinli sonuç, yakın bir “CBAM ticaret savaşı” ilanından daha dar: BRICS, AB’nin yaklaşımına karşı güçlü bir siyasi cephe oluşturdu; CBAM’ın ekonomik baskısı kademeli uygulama ilerledikçe artabilir; resmî bir WTO davası ihtimali bulunuyor. Buna karşılık, koordineli bir BRICS davası ve Çin’in tamamlanmış bir CBAM itirazı mevcut kanıtlarla doğrulanmış değil.