Dünya Bankası, 2026 küresel büyüme tahminini 2025’teki yüzde 2,9 seviyesinden aşağı çekti. Ocak ayındaki öngörülere kıyasla dünya ekonomilerinin yaklaşık üçte ikisi için büyüme tahminleri düşürüldü . Gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerinde büyümenin yüzde 3,6’ya gerilemesi bekleniyor. Bu, pandemi sonrasındaki dönemin en düşük seviyesi olacak .
Rapora göre yakın vadeli baskının başlıca kaynağı, Orta Doğu’daki savaşın enerji arzını ve emtia piyasalarını bozması. Artan enerji fiyatları, yüksek enflasyon ve belirsizlik, özellikle enerji ve hammadde ithalatına bağımlı ülkeler üzerinde baskı oluşturuyor .
Ancak Dünya Bankası, sorunun yalnızca mevcut çatışmadan ibaret olmadığını vurguluyor. 2019’dan bu yana yaşanan krizler zinciri, 1970’lerden bu yana görülen en yoğun küresel şok kümelerinden biri olarak nitelendiriliyor .
En kötü senaryoda çatışmaların tırmanması, enerji arzındaki kesintilerin derinleşmesi ve bunun finansal piyasalara yayılması halinde küresel büyüme yüzde 1,3’e kadar düşebilir . Hürmüz Boğazı üzerinden petrol akışındaki aksaklıklar kısa sürede azalsa bile Dünya Bankası, küresel enflasyonun 2026’da ortalama yüzde 4’e çıkmasını bekliyor. Bu oran 2025’te yüzde 3,3’tü .
Büyümedeki yavaşlama, yalnızca toplam ekonomik üretimle ilgili değil. Asıl endişe, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gelir farkının kapanmaması.
Çin ve Hindistan dışarıda bırakıldığında, diğer gelişmekte olan ekonomilerin gelişmiş ülkelerle kişi başına gelir yakınsamasında neredeyse on yıllık kayıp yaşaması bekleniyor . Başka bir ifadeyle, birçok ülke yalnızca daha yavaş büyümekle kalmıyor; kalkınma açısından daha zengin ekonomileri yakalama hedefinde de ilerleme kaydedemiyor.
Bu tabloyu ağırlaştıran başlıca unsurlar şöyle sıralanıyor:
Dünya Bankası raporu, yapay zekânın küresel büyüme üzerindeki etkisini iki yönlü ele alıyor. Kısa vadede yapay zekânın büyümeye katkısının, özellikle ABD gibi gelişmiş ekonomilerde artan yatırımlar üzerinden gelmesi bekleniyor. Orta vadede ise asıl potansiyel, üretkenlik artışında yatıyor. Ancak yapay zekânın üretkenlik etkisine ilişkin tahminler, sınırlı kazanımlardan dönüştürücü sonuçlara kadar geniş bir aralıkta değişiyor .
Risk şu: Gelişmiş ülkeler yapay zekâ inovasyonunda önde bulunuyor ve teknolojiyi daha hızlı, daha geniş kapsamlı biçimde benimsemeye hazırlanıyor. Bu durum, gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki üretkenlik ve yaşam standardı farkını daha da büyütebilir . Dünya Bankası bu olasılığı küresel ekonomide “keskin bir ayrışma” riski olarak değerlendiriyor.
Bununla birlikte, veriler daha karmaşık ve umut verici bir tabloya da işaret ediyor. Yapay zekâyla bağlantılı iş ilanları üst-orta gelirli ülkelerde yüzde 16, alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 11 arttı. Yüksek gelirli ülkelerdeki artış ise yüzde 2’de kaldı .
Bu eğilim, gelişmekte olan ülkelerde “küçük yapay zekâ” çözümlerinin yayılmaya başladığını gösteriyor. Buradaki ifade, pahalı ve büyük ölçekli sistemlerden ziyade günlük cihazlarda çalışabilen, erişilebilir ve belirli sorunlara odaklanan uygulamaları anlatıyor. Bu çözümler kredi piyasalarında, eğitimde ve sağlık hizmetlerinde sınırlı kaynaklarla hızlı ve somut sonuçlar sağlayabilir .
Doğu Asya ve Pasifik, Avrupa ve Orta Asya ile Güney Asya gibi bölgelerde uygun düzenlemeler, nitelikli iş gücü ve güçlü dijital altyapı yatırımları sayesinde yapay zekânın daha hızlı benimsenmesi, tüm bölgelerde üretkenlik artışını destekleyebilir . Ancak Dünya Bankası, düşük ve orta gelirli ülkelerde geciken adımların bu ülkeleri daha da geride bırakabileceği uyarısını yineliyor .
Raporun teşhisi karamsar olsa da Dünya Bankası, doğru politikalarla 2030’ların istihdam ve büyüme açısından “altın bir dönem”e dönüşebileceği üç alan belirliyor .
Yapay zekâ beklentileri tam olarak karşılamasa bile, küresel üretkenlik artışını 2020’lerin zayıf ortalamasının üzerine taşıması bekleniyor. Teknoloji iyi yönetilir ve toplumsal faydası en üst düzeye çıkarılırsa, 2030’larda küresel büyüme 2000’li yılların ortalamasını aşabilir. Bu senaryoda 2030’lar, 1970’lerden bu yana küresel büyümenin en güçlü olduğu dönem olabilir .
Orta Doğu’daki enerji şoku, temiz enerji yatırımlarının yalnızca iklim politikası olarak değil, enerji güvenliği açısından da gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Bankası, bu dönüşümü uzun vadeli ve yapısal bir büyüme fırsatı olarak görüyor .
Küresel ticarette parçalanma sürse de bölgesel ticaret anlaşmaları dünya ticaret akışlarının büyük bölümünü şekillendirmeye devam ediyor. Bu anlaşmalar, gelişmekte olan ülkelerin tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, maliyetleri düşürmesi ve daha derin ekonomik entegrasyon kurması için bir temel oluşturabilir .
Dünya Bankası’na göre küresel ekonominin potansiyel büyüme patikası, kapsamlı politika adımları atılmadığı sürece yapısal olarak zayıf kalacak. Sürdürülebilir sektörlere yatırımların artırılması, ticaret maliyetlerinin düşürülmesi, hizmetler sektörünün büyüme potansiyelinden yararlanılması ve iş gücüne katılımın genişletilmesi, potansiyel GSYH büyümesini 0,7 puana kadar artırarak yüzde 2,9’a taşıyabilir .
Bunun tersi, yalnızca daha düşük büyüme anlamına gelmiyor. Dünya Bankası, uzun süreli durgunluğun yoksulluğun azaltılması ve iklim değişikliğiyle mücadele kapasitesi açısından “derin sonuçlar” doğurabileceği uyarısında bulunuyor . Rapordaki temel mesaj bu nedenle iki yönlü: 2020’ler birçok gelişmekte olan ekonomi için kayıp bir döneme dönüşme riski taşıyor; ancak yapay zekâ, temiz enerji ve bölgesel ticaret doğru politikalarla yönetilirse 2030’lar bu gidişatı tersine çevirebilir.
Dünya Bankası, 2026 küresel büyüme tahminini 2025’teki yüzde 2,9 seviyesinden aşağı çekti. Ocak ayındaki öngörülere kıyasla dünya ekonomilerinin yaklaşık üçte ikisi için büyüme tahminleri düşürüldü . Gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerinde büyümenin yüzde 3,6’ya gerilemesi bekleniyor. Bu, pandemi sonrasındaki dönemin en düşük seviyesi olacak .
Rapora göre yakın vadeli baskının başlıca kaynağı, Orta Doğu’daki savaşın enerji arzını ve emtia piyasalarını bozması. Artan enerji fiyatları, yüksek enflasyon ve belirsizlik, özellikle enerji ve hammadde ithalatına bağımlı ülkeler üzerinde baskı oluşturuyor .
Ancak Dünya Bankası, sorunun yalnızca mevcut çatışmadan ibaret olmadığını vurguluyor. 2019’dan bu yana yaşanan krizler zinciri, 1970’lerden bu yana görülen en yoğun küresel şok kümelerinden biri olarak nitelendiriliyor .
En kötü senaryoda çatışmaların tırmanması, enerji arzındaki kesintilerin derinleşmesi ve bunun finansal piyasalara yayılması halinde küresel büyüme yüzde 1,3’e kadar düşebilir . Hürmüz Boğazı üzerinden petrol akışındaki aksaklıklar kısa sürede azalsa bile Dünya Bankası, küresel enflasyonun 2026’da ortalama yüzde 4’e çıkmasını bekliyor. Bu oran 2025’te yüzde 3,3’tü .
Büyümedeki yavaşlama, yalnızca toplam ekonomik üretimle ilgili değil. Asıl endişe, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gelir farkının kapanmaması.
Çin ve Hindistan dışarıda bırakıldığında, diğer gelişmekte olan ekonomilerin gelişmiş ülkelerle kişi başına gelir yakınsamasında neredeyse on yıllık kayıp yaşaması bekleniyor . Başka bir ifadeyle, birçok ülke yalnızca daha yavaş büyümekle kalmıyor; kalkınma açısından daha zengin ekonomileri yakalama hedefinde de ilerleme kaydedemiyor.
Bu tabloyu ağırlaştıran başlıca unsurlar şöyle sıralanıyor:
Dünya Bankası raporu, yapay zekânın küresel büyüme üzerindeki etkisini iki yönlü ele alıyor. Kısa vadede yapay zekânın büyümeye katkısının, özellikle ABD gibi gelişmiş ekonomilerde artan yatırımlar üzerinden gelmesi bekleniyor. Orta vadede ise asıl potansiyel, üretkenlik artışında yatıyor. Ancak yapay zekânın üretkenlik etkisine ilişkin tahminler, sınırlı kazanımlardan dönüştürücü sonuçlara kadar geniş bir aralıkta değişiyor .
Risk şu: Gelişmiş ülkeler yapay zekâ inovasyonunda önde bulunuyor ve teknolojiyi daha hızlı, daha geniş kapsamlı biçimde benimsemeye hazırlanıyor. Bu durum, gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki üretkenlik ve yaşam standardı farkını daha da büyütebilir . Dünya Bankası bu olasılığı küresel ekonomide “keskin bir ayrışma” riski olarak değerlendiriyor.
Bununla birlikte, veriler daha karmaşık ve umut verici bir tabloya da işaret ediyor. Yapay zekâyla bağlantılı iş ilanları üst-orta gelirli ülkelerde yüzde 16, alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 11 arttı. Yüksek gelirli ülkelerdeki artış ise yüzde 2’de kaldı .
Bu eğilim, gelişmekte olan ülkelerde “küçük yapay zekâ” çözümlerinin yayılmaya başladığını gösteriyor. Buradaki ifade, pahalı ve büyük ölçekli sistemlerden ziyade günlük cihazlarda çalışabilen, erişilebilir ve belirli sorunlara odaklanan uygulamaları anlatıyor. Bu çözümler kredi piyasalarında, eğitimde ve sağlık hizmetlerinde sınırlı kaynaklarla hızlı ve somut sonuçlar sağlayabilir .
Doğu Asya ve Pasifik, Avrupa ve Orta Asya ile Güney Asya gibi bölgelerde uygun düzenlemeler, nitelikli iş gücü ve güçlü dijital altyapı yatırımları sayesinde yapay zekânın daha hızlı benimsenmesi, tüm bölgelerde üretkenlik artışını destekleyebilir . Ancak Dünya Bankası, düşük ve orta gelirli ülkelerde geciken adımların bu ülkeleri daha da geride bırakabileceği uyarısını yineliyor .
Raporun teşhisi karamsar olsa da Dünya Bankası, doğru politikalarla 2030’ların istihdam ve büyüme açısından “altın bir dönem”e dönüşebileceği üç alan belirliyor .
Yapay zekâ beklentileri tam olarak karşılamasa bile, küresel üretkenlik artışını 2020’lerin zayıf ortalamasının üzerine taşıması bekleniyor. Teknoloji iyi yönetilir ve toplumsal faydası en üst düzeye çıkarılırsa, 2030’larda küresel büyüme 2000’li yılların ortalamasını aşabilir. Bu senaryoda 2030’lar, 1970’lerden bu yana küresel büyümenin en güçlü olduğu dönem olabilir .
Orta Doğu’daki enerji şoku, temiz enerji yatırımlarının yalnızca iklim politikası olarak değil, enerji güvenliği açısından da gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Bankası, bu dönüşümü uzun vadeli ve yapısal bir büyüme fırsatı olarak görüyor .
Küresel ticarette parçalanma sürse de bölgesel ticaret anlaşmaları dünya ticaret akışlarının büyük bölümünü şekillendirmeye devam ediyor. Bu anlaşmalar, gelişmekte olan ülkelerin tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, maliyetleri düşürmesi ve daha derin ekonomik entegrasyon kurması için bir temel oluşturabilir .
Dünya Bankası’na göre küresel ekonominin potansiyel büyüme patikası, kapsamlı politika adımları atılmadığı sürece yapısal olarak zayıf kalacak. Sürdürülebilir sektörlere yatırımların artırılması, ticaret maliyetlerinin düşürülmesi, hizmetler sektörünün büyüme potansiyelinden yararlanılması ve iş gücüne katılımın genişletilmesi, potansiyel GSYH büyümesini 0,7 puana kadar artırarak yüzde 2,9’a taşıyabilir .
Bunun tersi, yalnızca daha düşük büyüme anlamına gelmiyor. Dünya Bankası, uzun süreli durgunluğun yoksulluğun azaltılması ve iklim değişikliğiyle mücadele kapasitesi açısından “derin sonuçlar” doğurabileceği uyarısında bulunuyor . Rapordaki temel mesaj bu nedenle iki yönlü: 2020’ler birçok gelişmekte olan ekonomi için kayıp bir döneme dönüşme riski taşıyor; ancak yapay zekâ, temiz enerji ve bölgesel ticaret doğru politikalarla yönetilirse 2030’lar bu gidişatı tersine çevirebilir.