Yeniden konuşlandırılan uçaklar, öncelikli olarak avcı ve bombardıman uçaklarının uzun menzilli saldırılar düzenlemesine olanak tanıyan havada yakıt ikmal tankerleri – KC-135 ve KC-46 modelleri . Bu uçakların 2026'nın başlarında Ben Gurion'a konuşlandırılması, ABD'nin İran'a karşı ileri pozisyonlardan operasyonları sürdürme kabiliyetinin doğrudan bir sinyaliydi
.
Şimdi ise, 18 Haziran 2026'da imzalanan mutabakat zaptının (MoU) ardından Pentagon, İsrail'in Kanal 12 televizyonunun aktardığı ve birçok basın kuruluşunda yer alan bir rakam olan, bu uçakların yaklaşık %20'sini taşımaya hazırlanıyor . Uçakların Avrupa'daki üslere mi gideceği, İsrail Hava Kuvvetleri'ne ait alanlara mı kaydırılacağı yoksa tamamen bölgeden mi ayrılacağı henüz netlik kazanmış değil. Bununla birlikte, daha önceki bazı haberlerde, eğer bir anlaşmaya varılırsa 72 saat içinde Avrupa'ya tahliye edilebilecekleri belirtilmişti
.
Burada önemli olan, ABD'nin tamamen çekilmiyor olması. Filonun büyük kısmı Ben Gurion'da kalarak, ateşkesin çökmesi veya Washington'un uzun menzilli saldırılara devam etme kararı alması durumunda, sortileri hızla yeniden canlandırma kapasitesini koruyor . Bu kısmi çekilme, İran'a askeri bir boşluk vermeden diplomatik ciddiyetin sinyalini verecek şekilde özenle ayarlanmış durumda.
Kâğıt üzerinde, ileri konuşlanmış bir tanker filosunun %20'sini taşımak önemli bir adım gibi görünebilir. Pratikte ise durum çok daha az kritik. İsrailli ve ABD'li kaynaklar, kalan %80'lik kısmın (onlarca uçak) güçlü bir hızlı müdahale kabiliyetini muhafaza ettiğini vurguladı . Eş zamanlı olarak yayımlanan bir Army Recognition analizi, ABD'nin özellikle İran'a karşı yenilenmiş saldırı operasyonları veya tırmanma koşullarında sürekli bölgesel devriyeler için seçeneği canlı tutmak amacıyla, en azından 2027'nin sonuna kadar İsrail'de büyük bir tanker gücü bulundurma niyetinde olduğunu belirtti
.
Dolayısıyla bu kısmi çekilme, askeri bir küçülmeden ziyade siyasi bir sinyal işlevi görüyor. Tahran'a Washington'ın gerilimi azaltma taahhütlerini yerine getirdiğini söylerken, İsrail ve bölgeye, asıl vurucu gücün hâlâ orada olduğunu ve hiçbir yere gitmediğini hissettiriyor.
Daha az konuşulan ama pratikte oldukça önemli olan bir boyut ise İsrail'in iç dinamikleri. ABD'nin İsrail'in ana sivil uluslararası kapısı olan Ben Gurion'daki yoğun askeri varlığı, ciddi bir sıkıntıya yol açmıştı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, daha önce Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Israel Katz'a gönderdiği bir mektupta, gürültü, hava sahası sıkışıklığı ve ticari uçuşlarda operasyonel aksamalara yol açtığı gerekçesiyle bu uçakların kaldırılması talebiyle alarm zillerini çalmıştı .
%20'lik çekilme bir miktar rahatlama sağlasa da, İsrail Havaalanları Otoritesi, devam eden uçuş trafiği aksamalarını önlemek için ek tanker uçaklarının da bölgeden transfer edilmesi gerektiği uyarısında bulundu . Bu durum, nadir görülen bir çıkar örtüşmesi yarattı: ABD'nin diplomatik bir gereklilik olarak gördüğü şeyi, bazı İsrailli yetkililer ve bölge sakinleri, savaş lojistiğinin ağırlığı altında ezilen bir sivil havalimanı için gecikmiş bir rahatlama olarak görüyor.
Mutabakat zaptının ifşa edilmesinin hemen ardından, Lübnan'daki düşmanlıkların sona erdirilmesini gerektirip gerektirmediği konusunda bir anlaşmazlık kristalize oldu. ABD'nin resmi tutumu oldukça net: Muhtıra, tüm bölgelerde "hızlı ve kalıcı" bir çatışma durdurmayı zorunlu kılıyor ve bu bölgelere açıkça Lübnan da dahil . ABD'li yetkililer gazetecilere yaptıkları brifingde, anlaşmayı başından beri "tüm cepheleri" kapsayan bir metin olarak tanımladı.
İran'ın kamuoyuna yönelik tutumu ise daha az tutarlı oldu. Tahran en sonunda anlaşmanın tüm cepheleri kapsadığında ısrar etse de, daha önce İsrailli ve ABD'li kaynaklardan gelen haberler, İran'ın Lübnan ateşkesini doğrudan ABD-İran anlaşmasına bağlayacak bir dile direndiğini öne sürüyordu . Bu tutarsızlık önemli, çünkü İsrail henüz Lübnan'dan çekilmesini gerektiren bir anlaşmaya bağlılığını teyit etmiş değil ve bu cephedeki çatışmalar hâlâ aktif
.
Lübnan sorunu, mutabakat zaptı için en acil stres noktasını temsil ediyor. Eğer ABD anlaşmayı Lübnan'da ateşkesi şart koşuyor olarak yorumlar ve İran aksine hareket eder ya da sahadaki Hizbullah unsurlarını etkileyemezse, daha nükleer müzakereler ciddi bir şekilde başlamadan 60 günlük müzakere penceresi parçalanabilir.
Tanker uçaklarına gösterilen onca ilgiye rağmen, uçakların hareketi aslında mutabakat zaptının mimarisinin bir yan etkisi. Pakistan'ın arabuluculuğunun ardından imzalanan anlaşma, her iki tarafa da acil faydalar sağlayan ve en zorlu sorunları bir müzakere penceresine erteleyen iki aşamalı bir çerçeve sunuyor .
ABD'nin tanker uçaklarını kısmen çekmesi, ABD ve İran'ın savaş zemininden diplomatik bir test alanına geçtiğinin şimdiye kadarki en görünür işareti. Bu, kısmi, geri döndürülebilir ve ince hesaplanmış bir adım: Gücün %80'i yerinde kalıyor ve Pentagon, İsrail'deki kuvvet duruşunu en az 2027'ye kadar planlamış durumda. Ancak bu hareket aynı zamanda önümüzdeki haftaları tanımlayacak gerilimleri de su yüzüne çıkarıyor: Mutabakat Lübnan cephesini tutabilecek mi, İran uranyum seyreltme taahhüdünü yerine getirecek mi ve performans kriterlerine bağlı 300 milyar dolarlık bir fon, hem Washington hem de Tahran siyasetinin fırtınalarına dayanabilecek mi? Uçaklar hareket ediyor olabilir, ancak anlaşmanın en zorlu işi daha yeni başlıyor.
Comments
0 comments