Ancak 2013 seçimlerinin ardından AB karşıtı görüşleri güçlü merkez sağ bir hükümetin iktidara gelmesiyle süreç yavaşladı. Aynı dönemde Avro Bölgesi borç krizi de AB üyeliğinin cazibesini azaltmıştı. İzlanda’daki muhalefet ise özellikle egemenliğin korunmasına ve hassas iç sektörlerin dış rekabete karşı savunulmasına odaklanıyordu.
En zor başlıklar henüz müzakere edilmemişti. Tarım faslı hiç açılmadı; balıkçılık faslında ise tarama süreci tamamlanmadan ve esas görüşmeler başlamadan ilerleme durdu. İzlanda 2015’te AB’den kendisine artık aday ülke gibi davranmamasını istedi.
İzlanda için balıkçılık, AB tartışmasındaki sıradan politika başlıklarından biri değil. Sektör; ihracat gelirleri, kıyı bölgelerindeki geçim kaynakları ve ülkenin doğal kaynakları üzerindeki kontrol anlayışıyla doğrudan bağlantılı. İzlanda kamuoyuna ilişkin önceki araştırmalarda balıkçılık ve tarım sektörlerinin korunması en güçlü kaygılar arasında yer alırken, bunu Brüksel’deki kararları etkileyememe endişesi izliyordu.
Tartışmanın merkezindeki kurumsal konu, AB’nin Ortak Balıkçılık Politikası (OBP). Eleştirmenler, AB üyeliğinin kota, avlanma erişimi ve kaynak yönetimi kararlarını ortak bir Avrupa çerçevesine taşıyarak İzlanda’nın kendi kurallarını belirleme kapasitesini sınırlayabileceğinden endişe ediyor. Uskumru stoklarının dağılımındaki değişiklikler ve ülkeler arasında av kotaları konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, bu sorunu özellikle görünür hâle getirdi.
Müzakerelerin yeniden başlatılmasını savunanlar ise gerçek şartların ancak müzakere masasında görülebileceğini söylüyor. İzlanda’nın balıkçılık sektörüne uygun özel düzenlemeler elde edebileceğini umuyorlar; ancak görüşmelerin başlaması, bu korumaların kesin olarak sağlanacağı anlamına gelmiyor.
İzlanda hükümeti kendi kırmızı çizgisini şimdiden ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Þorgerður Katrín Gunnarsdóttir, olası bir üyelik anlaşmasında “tüm balıkçılık üzerinde egemen kontrol” talep edeceklerini söyledi. AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos ise müzakereler sırasında “yaratıcı çözümler” bulunabileceğini belirtti, ancak İzlanda’nın tüm taleplerinin baştan kabul edileceğine dair güvence vermedi.
AB üyeliği lehine argümanlar artık yalnızca ekonomi üzerinden kurulmaz hâle geldi. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı, Arktik ve Kuzey Atlantik’te artan rekabet ve ABD’nin gelecekteki güvenilirliğine ilişkin belirsizlikler, siyasi ortamı değiştirdi.
ABD’nin Grönland’a ilişkin baskısı ve açıklamaları bu değişimin en görünür örneği oldu. Danimarka’ya bağlı Grönland, Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık hattını kapsayan stratejik Kuzey Atlantik alanının bir parçası. Bu nedenle Grönland hakkındaki tartışmalar, İzlanda’da daha geniş güvenlik çevresinin ne kadar kırılgan olduğu konusundaki kaygıları artırdı.
İzlanda hâlihazırda NATO üyesi. Muhalifler, askeri güvenlik açısından asıl önemli güvencenin AB değil NATO olduğunu savunuyor. Destekçiler ise AB üyeliğinin NATO’nun yerini almayacağını, ittifaka ek olarak siyasi ve ekonomik ağırlık sağlayabileceğini düşünüyor.
Güvenlik başlığı AB meselesini yeniden önemli hâle getirse de iç gündemin önüne geçmedi. Kampanyaya ilişkin haberlerde fiyatlar, para biriminin istikrarı, balıkçılık ve egemenliğin birçok seçmen için Arktik jeopolitiğinden daha yakın ve öncelikli konular olduğu aktarılıyor.
İzlanda’nın tercihi Avrupa ile izolasyon arasında yapılmıyor. Ülke, Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) aracılığıyla AB tek pazarının büyük bölümüne erişiyor ve bu alandaki ilgili AB kurallarının önemli bir kısmını uyguluyor. Ayrıca Schengen Bölgesi’nin parçası olarak diğer Schengen ülkeleriyle pasaportsuz seyahat imkânına sahip.
Ancak AEA anlaşması AB üyeliğiyle aynı şey değil. İzlanda, AB’nin ortak tarım ve balıkçılık politikalarının dışında kalıyor; gümrük birliğine ve ortak ticaret politikasına katılmıyor. Avrupa Parlamentosu üyelerini seçmiyor, AB komiseri atamıyor ve AB yasalarının hazırlanmasında resmî oy hakkı bulunmuyor.
Tam üyelik, bu nedenle hem daha fazla temsil hem de daha fazla yükümlülük anlamına gelecek. İzlanda AB kurumlarında temsil ve oy hakkı kazanırken AB bütçesine katkı, ortak dış ticaret politikası, tarım ve balıkçılık kuralları gibi başlıklarla karşı karşıya kalacak.
“Evet” kampanyasının temel argümanları şöyle özetlenebilir:
Bu bakış açısına göre 29 Ağustos oylaması, üyeliğe geri dönülmez biçimde bağlanmak değil; bilgi toplamak ve pazarlık gücünü test etmek anlamına geliyor.
Karşı çıkanlar, İzlanda’nın Avrupa’dan istediği temel ticari avantajı AEA üzerinden zaten elde ettiğini; tam üyeliğin ise daha yüksek siyasi ve mali bedeller getireceğini savunuyor. Başlıca kaygılar şunlar:
Eleştirmenlere göre ikinci bir referandum yapılacak olması riskleri ortadan kaldırmıyor. Müzakerelerin yeniden başlaması, üyelik yönünde siyasi ivme yaratabilir ve seçmenler şartları bilmeden önce İzlanda’nın en hassas ulusal çıkarlarını pazarlık masasına taşıyabilir.
Mevcut veriler, konunun basit bir “AB yanlıları-AB karşıtları” ayrımından daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Avrupa Parlamentosu’nun 2026 tarihli bilgilendirme notuna göre vatandaşların çoğunluğu üyelik müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağını oylamak istiyor. Bununla birlikte haberlerde, müzakereleri yeniden başlatma konusundaki desteğin neredeyse başa baş olduğu aktarılıyor.
Üyelik şartlarını araştırmaya destek vermek, AB’ye katılmayı desteklemekle aynı anlama gelmiyor. Avrupa Parlamentosu notunda aktarılan bir ankete göre Nisan 2025’te AB üyeliğini destekleyenlerin oranı yüzde 43, karşı çıkanların oranı yüzde 39’du. Bu sonuç, konunun rekabetçi niteliğini ve soru biçimiyle zamanlamanın önemini gösteriyor.
Dolayısıyla 29 Ağustos referandumu siyasi açıdan kritik olsa da, “evet” oyu verenlerin daha sonra üyeliğe karşı çıkması mümkün. Müzakere edilen anlaşma balıkçılığı, tarımı, ekonomik çıkarları veya ulusal özerkliği yeterince korumazsa seçmenler ikinci referandumda paketi reddedebilir. Buna karşılık “hayır” kampanyası, sürecin seçmenleri üyeliğe doğru sürüklenmeden önce durdurulması gerektiğini savunuyor.
İzlanda bu referandumda Avrupa’yla ilişkilerini kesin biçimde belirlemiyor. Oylanan şey, üyelik müzakerelerinin yeniden açılıp açılmayacağı. Ancak müzakereler başlarsa, balıkçılık üzerindeki egemen kontrol, Ortak Balıkçılık Politikası, tarımın korunması, AB bütçesine katkı ve bağımsız ticaret politikası en zor başlıklar olacak.
Kuzey Atlantik’teki güvenlik ortamı AB yanlılarının elini güçlendirmiş olsa da seçmenin kararını büyük ölçüde günlük ekonomi ve ulusal kaynaklar üzerindeki kontrol şekillendirecek. Bu nedenle 29 Ağustos oylaması, İzlanda’nın Avrupa’ya katılıp katılmayacağından çok, bu ihtimali hangi şartlarla tartışmaya hazır olduğunu gösterecek.