Bu ayrım önemli: Mevcut haberler, olası siyasi hesaplamalara ilişkin bir iddiayı destekliyor; Netanyahu’nun saldırıyı seçim amacıyla emrettiğini doğrulanmış bir bulgu olarak ortaya koymuyor.
İsrail’in resmi gerekçesi güvenlik temelliydi. İsrailli yetkililer, Suriye’nin Türk kuvvetlerinin Abu el-Duhur’da konuşlanmasına izin vermeye hazırlandığını ve bunun İsrail açısından tehdit oluşturacağını savundu. İsrail ayrıca böyle bir düzenlemenin, İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik statükosunu ihlal edeceğini, Şam’ı defalarca uyardığını ve planlanan Türk faaliyetlerine ilişkin istihbarat aldıktan sonra harekete geçtiğini belirtti. AM
Barrack ise bu açıklamaya itiraz etti. İsrail’in Washington’la paylaştığı bilgilerin ABD istihbarat kurumlarınca incelendiğini ve Türkiye’nin hava üssüne kuvvet konuşlandırmaya hazırlandığı iddiasını destekleyen herhangi bir kanıt bulunamadığını söyledi. AM
Böylece ortaya, olayların ne olduğuna dair henüz çözülememiş doğrudan bir istihbarat anlaşmazlığı çıktı:
Buradaki kaynaklar, hangi istihbarat değerlendirmesinin doğru olduğunu bağımsız biçimde kesinleştirmiyor.
Barrack’ın en acil uyarısı, operasyon öncesinde yeterli iletişim kurulmamış olmasıyla ilgiliydi. Türkiye’ye İsrail uçaklarının Suriye’deki üsse yöneldiği veya görevlerinin ne olduğu önceden bildirilmemişti. Türk kuvvetleri, kuzeye ve kendi toprakları yönüne uçan İsrail uçaklarını görerek karşılık hazırlığına geçebilirdi. RI
Bu durumda Türk pilotları, kendi kuvvetlerinin saldırı altında olduğunu düşünerek savaş uçaklarını kaldırabilirdi. İsrail ve Türkiye uçakları kısa sürede doğrudan bir hava çatışmasının eşiğine gelebilir, Suriye de krizin içine çekilebilirdi. Barrack, saldırının İsrail ile Türkiye’nin yanı sıra Suriye’yi de kapsayan doğrudan bir askeri çatışmaya dönüşme konusunda “gerçek bir risk” taşıdığını söyledi. YI
Dolayısıyla tehlike yalnızca hedef alınan tesislerden kaynaklanmıyordu. Türkiye’ye yakın bir bölgede gerçekleştirilen ve önceden bildirilmeyen bir operasyonun, olay anında yanlış yorumlanması asıl riski oluşturuyordu. ABD, bu tehlikeyi azaltmak için Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmasızlık ve iletişim mekanizması kurmaya çalıştığını açıkladı. RH
Türkiye saldırıyı kınadı ve İsrail’in Suriye’deki Türk askeri planlarına ilişkin iddialarını “dayanaksız” olarak niteledi. Ankara, İsrail’in tırmandırdığı saldırganlık olarak tanımladığı gelişmeye karşı uluslararası bir tutum alınması çağrısında bulundu. R
Suriye ise saldırıyı gerekçesiz bir saldırı ve egemenliğiyle toprak bütünlüğünün ihlali olarak değerlendirdi. Suriye devlet medyası, Halep yakınlarındaki Abu el-Duhur üssünün pistine ve depolama tesislerine sekiz İsrail saldırısı düzenlendiğini, can kaybı yaşanmadığını bildirdi. RAP
Bu tepkiler iki farklı itirazı yansıtıyordu: Türkiye, İsrail’in öne sürdüğü askeri yığınak iddiasını reddetti; Suriye ise İsrail’in kendi topraklarındaki altyapıya saldırma hakkını tanımadı.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Barrack’ın açıklamalarını “yanlışlarla dolu” sözleriyle reddetti. Katz, İsrail’in saldırı öncesinde istihbarat bilgilerini ABD’deki yetkili makamlara ilettiğini ve ordunun, Türkiye’nin planladığı faaliyetlere ilişkin bilgiler aldıktan sonra hava üssünün vurulmasını defalarca tavsiye ettiğini söyledi. TM
Katz ayrıca İsrail’in operasyon öncesinde Suriye’yi uyardığını savundu. Bu anlatı, Barrack’ın saldırının gerekçesine ve istihbarat değerlendirmesine yönelik eleştirisiyle doğrudan çelişiyor. ET
Anlaşmazlığın daha geniş bir diplomatik sonucu da var: İsrail ile ABD arasındaki yakın ilişki sürse de iki taraf, saldırının dayandığı kanıtlar ve operasyon öncesindeki iletişim konusunda kamuoyu önünde farklı anlatılar ortaya koydu.
Barrack, Türkiye, İsrail ve Suriye’nin ABD’nin de katılımıyla IŞİD militanlarını takip etmek amacıyla her akşam koordinasyon yaptığını söyledi. Güç boşluğunun devam etmesi halinde IŞİD’in yeniden toparlanma çabasını sürdürebileceği uyarısında bulundu. E
Bu ayrıntı, bölgedeki tabloyu oldukça çarpıcı bir çelişkiyle ortaya koyuyor. Aynı hükümetler Abu el-Duhur saldırısını kınarken veya savunurken, IŞİD’le mücadele ve istemeden yaşanabilecek bir askeri tırmanışı önleme amacıyla pratik güvenlik temaslarını sürdürüyor.
Bu koordinasyon, Türkiye, İsrail ve Suriye’nin daha geniş anlaşmazlıklarını çözdüğü anlamına gelmiyor. Aksine, tarafların IŞİD’in yeniden güçlenmesini engellemek veya yanlış hesaplamaya dayalı bir çatışmadan kaçınmak gibi acil ve sınırlı hedeflerde iş birliği yapabildiğini gösteriyor. Buna karşılık toprak egemenliği, askeri konuşlanmalar ve İsrail’in Suriye’de hareket serbestisi gibi temel konulardaki görüş ayrılıkları devam ediyor. RE
Barrack’ın iddiası, İsrail’in Abu el-Duhur saldırısının kaçınılabilir bir tırmanış olduğu ve açıklanan güvenlik gerekçesinin ötesinde siyasi ya da stratejik amaçlar taşıyabileceği yönünde. Bu olasılıklar arasında Türkiye’yi çatışmaya çekme ve Netanyahu’nun seçim öncesi siyasi hesapları da yer alıyor. Barrack ayrıca ABD istihbaratının, İsrail’in yaklaşan bir Türk askeri konuşlanmasına ilişkin iddiasını doğrulamadığını ve Türkiye’nin önceden bilgilendirilmemesinin gerçek bir hava çatışması riski yarattığını söyledi. AT
İsrail ise bu anlatıyı reddediyor. Katz’a göre saldırı açık istihbarata dayanıyordu; bilgiler Washington’la paylaşılmış, Suriye de operasyon öncesinde defalarca uyarılmıştı. Kamuya açık bilgiler, kritik istihbarat sorusunu henüz çözüme kavuşturmuyor. Ancak saldırı, perde arkasındaki güvenlik koordinasyonuyla sahadaki askeri eylem arasında ne kadar tehlikeli bir boşluk bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor.