Japonya’nın 2027 bütçe talebi, 2023-2027 mali yıllarını kapsayan 43 trilyon yenlik savunma programının son aşamasını oluşturuyor. Tokyo, savunmayla bağlantılı harcamaları 2027’ye kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 2’sine çıkarmayı planlıyor. Japon hükümeti bu politikayı, özellikle Çin ve Kuzey Kore’den kaynaklandığını belirttiği bölgesel güvenlik tehditlerine karşı caydırıcılığı güçlendirme gerekçesiyle savunuyor.
Yeni bütçe taslağında denizaltından fırlatılabilen hipersonik füzeler, uzun menzilli veya saldırı amaçlı insansız hava araçları ve yapay zekâ destekli komuta-kontrol sistemleri üzerinde çalışma yapılması öngörülüyor. Bu kabiliyetler Japonya’nın daha uzak mesafelerde tespit, hedefleme, saldırı ve koordinasyon kapasitesini artırabileceği için Pyongyang tarafından “savunma” sınırlarını aşan bir yapılanma olarak yorumlanıyor.
Japonya ise Kuzey Kore’nin nitelemesini reddediyor. Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, bölgesel güvenlik ortamının İkinci Dünya Savaşı sonrasının en ağır ve karmaşık dönemini yaşadığını savunarak ABD ve Güney Kore’yle iş birliğinin bölgesel barış ve istikrarı korumaya yönelik olduğunu söyledi.
Pyongyang’ın açıklaması, ABD ile Güney Kore’nin yıllık Ulchi Freedom Shield tatbikatının kapsamını ve süresini küçültmesinin ardından geldi. Washington’ın talebiyle tatbikat 11 gün yerine beş gün sürecek şekilde kısaltıldı ve bazı saha eğitimlerinin ölçeği düşürüldü.
ABD Başkanı Donald Trump, ortak tatbikatların Kuzey Kore’ye “uygunsuz ve düşmanca” bir mesaj verebileceğini savundu. Ayrıca Trump’ın Kim Jong Un’la sonbahar gibi erken bir tarihte görüşme ihtimalini değerlendirdiği bildirildi.
Tatbikatların azaltılması Güney Kore’de ABD’nin güvenlik taahhütlerinin kapsamı ve güvenilirliği konusunda soru işaretleri doğururken, Seul Washington’la ittifakın ulusal güvenliğin temel dayanağı olmaya devam ettiğini vurguladı.
Bu ortamda Pyongyang, Japonya’nın yeniden silahlanmasını ve ABD-Güney Kore-Japonya koordinasyonunu, ABD öncülüğündeki üçlü bir cepheye karşı koyduğu anlatısını güçlendirmek için kullanabilir. Ancak mevcut kanıtlar, Çin ve Kuzey Kore’nin bu çerçeveyi tam olarak aynı ifadelerle ve koordineli bir kampanya kapsamında benimsediğini göstermeye yetmiyor.