Fransa’nın 30 yıllık borçlanma maliyeti 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarken Almanya’nın benzer vadeli tahvil getirisi 2011’den bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Bu hareketler yalnızca hükümet bütçelerini ilgilendirmiyor. Devlet tahvili getirileri; konut kredilerinden şirket finansmanına, finansal piyasalardaki yatırımcı beklentilerine kadar ekonominin genelindeki borçlanma maliyetleri için bir referans oluşturuyor.
Piyasalar yalnızca ABD’nin borç toplamına tepki vermiyor. Yükselen enerji fiyatlarının beslediği enflasyon endişeleri, jeopolitik riskler ve faizlerin uzun süre yüksek kalacağı beklentisi de tahvil satışlarını hızlandırıyor. Reuters, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş sırasında enerji maliyetlerinin artmasının enflasyonun kalıcı olabileceği endişesini güçlendirdiğini ve Avrupa tahvil getirilerini yükselttiğini bildirdi.
ABD Hazine verilerine göre toplam kamu borcu yaklaşık 40,05 trilyon dolara çıktı. Bu rakam, on yıl önceki 19,4 trilyon doların iki katından fazla. Toplam tutarın yaklaşık 32,27 trilyon dolarlık bölümü halkın ve özel yatırımcıların elindeki borçlardan, 7,78 trilyon dolarlık bölümü ise hükümet içi borçlardan oluşuyor.
Buradaki temel sorun, ABD’nin bir anda borçlanamaz hale gelmesi değil. ABD Hazine tahvilleri hâlâ küresel finans sisteminin başlıca güvenli varlıkları arasında yer alıyor. Asıl endişe, kalıcı bütçe açıklarının piyasaya sürekli tahvil arzı getirmesi ve yeni borcun düşük faiz dönemine kıyasla daha yüksek maliyetle çevrilmesi.
Bu durum şu döngüyü yaratabilir:
Bu süreç genellikle bir gecede kriz yaratmaz; zaman içinde birikir. Ancak hükümetlerin resesyon, savaş veya finansal şoklara karşı kullanabileceği mali hareket alanını daraltır.
ABD’de yapay zekâ ve veri merkezi altyapısı için şirketlerin daha fazla borçlanması da küresel tasarruf havuzu üzerindeki rekabeti artırabilir. Bununla birlikte mevcut veriler, bu borçlanmanın küresel tahvil satışlarının başlıca nedeni olduğunu göstermiyor.
Japonya, ABD Hazine tahvillerinin en büyük yabancı sahibi olmaya devam ediyor. Buna karşın Japonya’nın elindeki ABD tahvilleri mayıstaki 1,143 trilyon dolardan haziranda 1,116 trilyon dolara geriledi; düşüş yaklaşık 26,4 milyar dolar oldu. Japon yatırımcılar ilk çeyrekte ABD hükümeti, kamu kuruluşları ve yerel yönetimler tarafından ihraç edilen borçlarda toplam 29,6 milyar dolarlık net satış yaptı.
Japonya’dan gelen talebin azalması, ülkenin uluslararası sermaye piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle Hazine tahvilleri üzerinde ek baskı oluşturabilir. Ancak tek bir aydaki düşüş veya bir çeyrekteki net satış, Japon yatırımcıların ABD devlet borcundan tamamen çıktığı anlamına gelmiyor. Japonya’nın elindeki tahvil stoku hâlâ çok büyük ve mevcut veriler, satışların küresel tahvil satış dalgasının baskın nedeni olduğunu kanıtlamıyor.
Japonya kendi tahvil piyasasında da bir yeniden fiyatlama yaşıyor. Yatırımcıların enflasyon ve faiz beklentilerini değiştirmesiyle 10 yıllık Japon devlet tahvili getirisi yaklaşık %3’e yaklaşarak son otuz yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Alman devlet tahvilleri avro bölgesinin güvenli liman göstergesi olmayı sürdürse de Almanya’nın borçlanma maliyetleri yükseliyor. LSEG verilerine göre 10 yıllık Alman tahvilinin getirisi %3,2138’e çıkarak 2011’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü.
Bu artışın bir bölümü küresel faiz yükselişini yansıtıyor. Almanya’nın savunma ve yatırım harcamalarını artırma planları da daha fazla tahvil ihracı anlamına geliyor. Bu harcamalar ekonomik faaliyeti destekleyebilir; ancak yatırımcıların devlet borcunun ne kadarını karşılayabileceğini yeniden değerlendirdiği bir dönemde piyasaya daha fazla yüksek notlu tahvil sunulması, getiriler üzerinde baskı yaratıyor.
Politika tercihi giderek zorlaşıyor: Mali genişleme zayıf büyümeyi destekleyebilir, fakat yüksek borçlanma maliyetleri bu desteği pahalılaştırarak gelecekteki bütçeleri kısıtlayabilir.
İngiltere’nin kamu sektörü borcu temmuz 2026 sonunda 3 trilyon sterlinin hemen altında kaldı. Ulusal İstatistik Ofisi, temmuz ayında kamu sektörünün 1,8 milyar sterlin borçlandığını açıkladı. Bu tutar, geçen yılın aynı ayına göre 700 milyon sterlin daha yüksek ve Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin tahmininin 2,3 milyar sterlin üzerinde kaldı.
2026-27 mali yılının ilk dört ayında toplam borçlanma 56,7 milyar sterline ulaştı. Ayrı bir rapora göre sosyal yardım harcamaları da temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla 2 milyar sterlin arttı.
Borç servis maliyetleri baskıyı artırıyor. İngiltere Hazine Bakanlığı, borç faiz ödemelerinin hem 2023-24 hem de 2024-25 dönemlerinde 100 milyar sterlini aştığını belirtti. Bu, kamu sektörü harcamalarının yaklaşık her 10 sterlininden birinin daha önce alınmış borçların faizine gitmesi anlamına geliyor.
Bu veriler piyasaların İngiltere’ye güvenini yakın zamanda kaybedeceğini göstermiyor. Ancak tahvil getirileri yükseldikçe ülkenin mali manevra alanının neden hızla daralabileceğini ortaya koyuyor.
Fransa, Almanya’ya kıyasla daha ülkeye özgü bir risk taşıyor. Yüksek borç seviyesi ve siyasi parçalanma, bütçe açığını azaltacak adımların uygulanmasını zorlaştırıyor. Ülkenin kamu borcu yaklaşık 3,5 trilyon avro düzeyinde ve faiz maliyetlerinin 2029’a kadar 100 milyar avroya yaklaşması bekleniyor.
Fransa’nın 10 yıllık tahvil getirisi %4’e yaklaşırken, yılın ilk yarısındaki faiz ödemeleri geçen yılın aynı dönemine göre %19 artarak 34,5 milyar avroya ulaştı.
Buradaki risk, “kartopu etkisi” olarak tanımlanıyor: Kamu borcunun ortalama faiz oranı ekonomik büyüme hızının üzerinde kaldığında, yeni bir harcama şoku yaşanmasa bile borcun ekonomiye oranı yükselmeye devam edebilir. Bu nedenle yatırımcılar Fransa’dan diğer büyük avro bölgesi ülkelerine kıyasla daha yüksek risk primi talep ediyor.
Bu tablo ciddi bir güven ve yeniden finansman sorunu yaratıyor. Ancak henüz genel bir avro bölgesi finansman krizine işaret etmiyor. Mevcut piyasa yeniden fiyatlamasında Fransa, Avrupa’nın başlıca siyasi ve mali risk unsuru konumunda.
Hükümetler, faizlerin olağanüstü düşük olduğu dönemde büyük miktarlarda borçlandı. Bu tahvillerin vadesi geldiğinde, borçların bugünün daha yüksek faiz oranlarıyla yeniden ihraç edilmesi gerekiyor. Uyum süreci kademeli ilerliyor; ancak her yeniden finansman dalgası, toplam borç stokunun ortalama faiz maliyetini yükseltebiliyor.
Enerji fiyatlarındaki artış sorunu daha da ağırlaştırıyor. Enerji şoku enflasyonu yüksek tutarsa merkez bankalarının faiz indirmek için hareket alanı daralabilir. Bu durumda hükümetler daha uzun süre yüksek faizle borçlanmak zorunda kalırken, zayıflayan büyüme vergi gelirlerini de azaltabilir.
Aynı mekanizma şirketleri ve hanehalklarını da etkiliyor. Devlet tahvilleri özel sektör borçlanması için bir referans noktası olduğundan, yükselen kamu tahvili getirileri ekonominin tamamında finansman maliyetlerini artırabilir ve yatırımları frenleyebilir.
Mevcut kanıtlar, küresel bir kredi krizinin başladığı sonucundan çok, uzun süreli finansal baskıya işaret ediyor. Devlet borcu krizleri yalnızca borcun belirli bir eşiği aşmasıyla ortaya çıkmaz. Temel mesele, bir hükümetin borcunu finanse etmeye devam edip edememesidir.
Avrupa’nın bugün, 2010-12 dönemindeki borç krizine kıyasla daha güçlü kurumsal koruma mekanizmaları bulunuyor. Analistler, avro bölgesinin güvenlik ağının yükselen getirilerin otomatik olarak devlet temerrüdü veya sistemik bir finansman kopuşu anlamına gelmemesinin önemli nedenlerinden biri olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle yakın vadede daha olası senaryo, ani ve kapsamlı bir krizden ziyade daha yüksek uzun vadeli faizler, artan borç faiz ödemeleri, daralan mali alan ve zayıf büyüme. ABD borcunun 40 trilyon doları aşması, gelecekteki Hazine tahvili arzının ölçeğini görünür kılarak bu baskıyı artırıyor. Tahvil piyasalarındaki hareketler ise yatırımcıların mali güvenilirliği daha güçlü ve daha zayıf hükümetler arasında giderek daha fazla ayrım yaptığını gösteriyor.
Fransa’nın 30 yıllık borçlanma maliyeti 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarken Almanya’nın benzer vadeli tahvil getirisi 2011’den bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Bu hareketler yalnızca hükümet bütçelerini ilgilendirmiyor. Devlet tahvili getirileri; konut kredilerinden şirket finansmanına, finansal piyasalardaki yatırımcı beklentilerine kadar ekonominin genelindeki borçlanma maliyetleri için bir referans oluşturuyor.
Piyasalar yalnızca ABD’nin borç toplamına tepki vermiyor. Yükselen enerji fiyatlarının beslediği enflasyon endişeleri, jeopolitik riskler ve faizlerin uzun süre yüksek kalacağı beklentisi de tahvil satışlarını hızlandırıyor. Reuters, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş sırasında enerji maliyetlerinin artmasının enflasyonun kalıcı olabileceği endişesini güçlendirdiğini ve Avrupa tahvil getirilerini yükselttiğini bildirdi.
ABD Hazine verilerine göre toplam kamu borcu yaklaşık 40,05 trilyon dolara çıktı. Bu rakam, on yıl önceki 19,4 trilyon doların iki katından fazla. Toplam tutarın yaklaşık 32,27 trilyon dolarlık bölümü halkın ve özel yatırımcıların elindeki borçlardan, 7,78 trilyon dolarlık bölümü ise hükümet içi borçlardan oluşuyor.
Buradaki temel sorun, ABD’nin bir anda borçlanamaz hale gelmesi değil. ABD Hazine tahvilleri hâlâ küresel finans sisteminin başlıca güvenli varlıkları arasında yer alıyor. Asıl endişe, kalıcı bütçe açıklarının piyasaya sürekli tahvil arzı getirmesi ve yeni borcun düşük faiz dönemine kıyasla daha yüksek maliyetle çevrilmesi.
Bu durum şu döngüyü yaratabilir:
Bu süreç genellikle bir gecede kriz yaratmaz; zaman içinde birikir. Ancak hükümetlerin resesyon, savaş veya finansal şoklara karşı kullanabileceği mali hareket alanını daraltır.
ABD’de yapay zekâ ve veri merkezi altyapısı için şirketlerin daha fazla borçlanması da küresel tasarruf havuzu üzerindeki rekabeti artırabilir. Bununla birlikte mevcut veriler, bu borçlanmanın küresel tahvil satışlarının başlıca nedeni olduğunu göstermiyor.
Japonya, ABD Hazine tahvillerinin en büyük yabancı sahibi olmaya devam ediyor. Buna karşın Japonya’nın elindeki ABD tahvilleri mayıstaki 1,143 trilyon dolardan haziranda 1,116 trilyon dolara geriledi; düşüş yaklaşık 26,4 milyar dolar oldu. Japon yatırımcılar ilk çeyrekte ABD hükümeti, kamu kuruluşları ve yerel yönetimler tarafından ihraç edilen borçlarda toplam 29,6 milyar dolarlık net satış yaptı.
Japonya’dan gelen talebin azalması, ülkenin uluslararası sermaye piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle Hazine tahvilleri üzerinde ek baskı oluşturabilir. Ancak tek bir aydaki düşüş veya bir çeyrekteki net satış, Japon yatırımcıların ABD devlet borcundan tamamen çıktığı anlamına gelmiyor. Japonya’nın elindeki tahvil stoku hâlâ çok büyük ve mevcut veriler, satışların küresel tahvil satış dalgasının baskın nedeni olduğunu kanıtlamıyor.
Japonya kendi tahvil piyasasında da bir yeniden fiyatlama yaşıyor. Yatırımcıların enflasyon ve faiz beklentilerini değiştirmesiyle 10 yıllık Japon devlet tahvili getirisi yaklaşık %3’e yaklaşarak son otuz yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Alman devlet tahvilleri avro bölgesinin güvenli liman göstergesi olmayı sürdürse de Almanya’nın borçlanma maliyetleri yükseliyor. LSEG verilerine göre 10 yıllık Alman tahvilinin getirisi %3,2138’e çıkarak 2011’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü.
Bu artışın bir bölümü küresel faiz yükselişini yansıtıyor. Almanya’nın savunma ve yatırım harcamalarını artırma planları da daha fazla tahvil ihracı anlamına geliyor. Bu harcamalar ekonomik faaliyeti destekleyebilir; ancak yatırımcıların devlet borcunun ne kadarını karşılayabileceğini yeniden değerlendirdiği bir dönemde piyasaya daha fazla yüksek notlu tahvil sunulması, getiriler üzerinde baskı yaratıyor.
Politika tercihi giderek zorlaşıyor: Mali genişleme zayıf büyümeyi destekleyebilir, fakat yüksek borçlanma maliyetleri bu desteği pahalılaştırarak gelecekteki bütçeleri kısıtlayabilir.
İngiltere’nin kamu sektörü borcu temmuz 2026 sonunda 3 trilyon sterlinin hemen altında kaldı. Ulusal İstatistik Ofisi, temmuz ayında kamu sektörünün 1,8 milyar sterlin borçlandığını açıkladı. Bu tutar, geçen yılın aynı ayına göre 700 milyon sterlin daha yüksek ve Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin tahmininin 2,3 milyar sterlin üzerinde kaldı.
2026-27 mali yılının ilk dört ayında toplam borçlanma 56,7 milyar sterline ulaştı. Ayrı bir rapora göre sosyal yardım harcamaları da temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla 2 milyar sterlin arttı.
Borç servis maliyetleri baskıyı artırıyor. İngiltere Hazine Bakanlığı, borç faiz ödemelerinin hem 2023-24 hem de 2024-25 dönemlerinde 100 milyar sterlini aştığını belirtti. Bu, kamu sektörü harcamalarının yaklaşık her 10 sterlininden birinin daha önce alınmış borçların faizine gitmesi anlamına geliyor.
Bu veriler piyasaların İngiltere’ye güvenini yakın zamanda kaybedeceğini göstermiyor. Ancak tahvil getirileri yükseldikçe ülkenin mali manevra alanının neden hızla daralabileceğini ortaya koyuyor.
Fransa, Almanya’ya kıyasla daha ülkeye özgü bir risk taşıyor. Yüksek borç seviyesi ve siyasi parçalanma, bütçe açığını azaltacak adımların uygulanmasını zorlaştırıyor. Ülkenin kamu borcu yaklaşık 3,5 trilyon avro düzeyinde ve faiz maliyetlerinin 2029’a kadar 100 milyar avroya yaklaşması bekleniyor.
Fransa’nın 10 yıllık tahvil getirisi %4’e yaklaşırken, yılın ilk yarısındaki faiz ödemeleri geçen yılın aynı dönemine göre %19 artarak 34,5 milyar avroya ulaştı.
Buradaki risk, “kartopu etkisi” olarak tanımlanıyor: Kamu borcunun ortalama faiz oranı ekonomik büyüme hızının üzerinde kaldığında, yeni bir harcama şoku yaşanmasa bile borcun ekonomiye oranı yükselmeye devam edebilir. Bu nedenle yatırımcılar Fransa’dan diğer büyük avro bölgesi ülkelerine kıyasla daha yüksek risk primi talep ediyor.
Bu tablo ciddi bir güven ve yeniden finansman sorunu yaratıyor. Ancak henüz genel bir avro bölgesi finansman krizine işaret etmiyor. Mevcut piyasa yeniden fiyatlamasında Fransa, Avrupa’nın başlıca siyasi ve mali risk unsuru konumunda.
Hükümetler, faizlerin olağanüstü düşük olduğu dönemde büyük miktarlarda borçlandı. Bu tahvillerin vadesi geldiğinde, borçların bugünün daha yüksek faiz oranlarıyla yeniden ihraç edilmesi gerekiyor. Uyum süreci kademeli ilerliyor; ancak her yeniden finansman dalgası, toplam borç stokunun ortalama faiz maliyetini yükseltebiliyor.
Enerji fiyatlarındaki artış sorunu daha da ağırlaştırıyor. Enerji şoku enflasyonu yüksek tutarsa merkez bankalarının faiz indirmek için hareket alanı daralabilir. Bu durumda hükümetler daha uzun süre yüksek faizle borçlanmak zorunda kalırken, zayıflayan büyüme vergi gelirlerini de azaltabilir.
Aynı mekanizma şirketleri ve hanehalklarını da etkiliyor. Devlet tahvilleri özel sektör borçlanması için bir referans noktası olduğundan, yükselen kamu tahvili getirileri ekonominin tamamında finansman maliyetlerini artırabilir ve yatırımları frenleyebilir.
Mevcut kanıtlar, küresel bir kredi krizinin başladığı sonucundan çok, uzun süreli finansal baskıya işaret ediyor. Devlet borcu krizleri yalnızca borcun belirli bir eşiği aşmasıyla ortaya çıkmaz. Temel mesele, bir hükümetin borcunu finanse etmeye devam edip edememesidir.
Avrupa’nın bugün, 2010-12 dönemindeki borç krizine kıyasla daha güçlü kurumsal koruma mekanizmaları bulunuyor. Analistler, avro bölgesinin güvenlik ağının yükselen getirilerin otomatik olarak devlet temerrüdü veya sistemik bir finansman kopuşu anlamına gelmemesinin önemli nedenlerinden biri olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle yakın vadede daha olası senaryo, ani ve kapsamlı bir krizden ziyade daha yüksek uzun vadeli faizler, artan borç faiz ödemeleri, daralan mali alan ve zayıf büyüme. ABD borcunun 40 trilyon doları aşması, gelecekteki Hazine tahvili arzının ölçeğini görünür kılarak bu baskıyı artırıyor. Tahvil piyasalarındaki hareketler ise yatırımcıların mali güvenilirliği daha güçlü ve daha zayıf hükümetler arasında giderek daha fazla ayrım yaptığını gösteriyor.