Fed’in Mayıs 2026 Finansal İstikrar Raporu’na göre varlık değerlemeleri üzerindeki baskı yüksek. S&P 500 şirketlerinin vadeli fiyat/kazanç oranı tarihsel dağılımın üst bölümünde kalırken, hisse senedi riskini üstlenen yatırımcıların beklediği ek getiri olan tahmini hisse senedi risk primi de tarihsel ortalamasının oldukça altında seyrediyor. Şirket tahvili ve kredi spreadleri de tarihsel ölçütlere göre düşük.
Bu tablo, beklenenden zayıf kârlar, daha yüksek faiz oranları veya risk iştahında gerileme karşısında piyasayı daha kırılgan hâle getirebilir. Ancak Fed’in değerlendirmesi ECB’ninkinden daha ihtiyatlı. Fed yetkililerinden biri, yatırım döngüsünün başını çeken şirketlerin daha güçlü kârlarına dikkat çekerek mevcut durumun bir balon gibi görünmediğini söyledi.
Dolayısıyla iki mesaj birbiriyle çelişmiyor: Fed fiyatlarda ve risk primlerinde kırılganlık tespit ediyor, ancak bir çöküş öngörmüyor. ECB ise geçmiş teknoloji döngülerine dayanarak bir düzeltmenin beklenmesi gerektiği yönünde daha güçlü bir tarihsel argüman ortaya koyuyor.
Avrupa’nın teknoloji sektörünün daha küçük olması, bölgede dot-com dönemine benzer yerli bir çöküş riskini sınırlayabilir. Ancak bu durum Avrupa’yı ABD teknoloji hisselerinde yaşanacak bir düşüşten korumuyor. Avro bölgesindeki hanehalkları, sigorta şirketleri, emeklilik fonları ve diğer yatırımcılar; doğrudan hisse sahipliği, endeks fonları ve benzeri yatırım ürünleri aracılığıyla “Muhteşem Yedili”ye maruz durumda.
Bu bağlantı bir servet kanalı oluşturuyor. Apple, Alphabet, Microsoft, Amazon, Meta, Nvidia ve Tesla gibi şirketlerin hisselerinde sert düşüş yaşanması, Avrupa’daki yatırımcıların portföy değerini azaltabilir. Eş zamanlı satışlar ve bozulan piyasa havası, ilk satış dalgasının kaynağı Avrupa’daki şirketler olmasa bile Avrupa borsalarını da aşağı çekebilir.
ECB, avro bölgesi hanehalklarının ABD teknoloji hisselerine yaklaşık 440 milyar avro tutarında maruz kaldığını belirtiyor. Bu yatırımların önemli bir bölümü büyük endeksleri takip eden fonlar üzerinden tutuluyor.
Bu rakam, tahmini bir maruziyeti ifade ediyor; olası kayıpların büyüklüğünü göstermiyor. Gerçek etki, piyasa düşüşünün ne kadar büyük, hızlı ve hangi hisselerde yoğun olduğuna bağlı olacaktır.
AI yatırım döngüsü artık yalnızca büyük teknoloji şirketlerinin kendi nakit akışlarıyla finanse edilmiyor. Teknoloji şirketleri veri merkezleri, bulut kapasitesi ve ilgili altyapı yatırımlarını finanse etmek için giderek daha fazla tahvil ve hisse senedi piyasasına başvuruyor.
Borçlanmanın ölçeği de dikkat çekici. Reuters’ın aktardığı verilere göre ABD’de şirket tahvili ihracı, ocak ayından ağustos ortasına kadar 1,68 trilyon dolara ulaştı; bu tutar geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 27 daha yüksek. AI hyperscaler şirketleri ise 10 Ağustos itibarıyla 2026’da yaklaşık 220 milyar dolar borç ihraç etmişti. Geçen yılın karşılaştırılabilir döneminde bu rakam 12,5 milyar dolardı.
Bu borçlanma tek başına finansal istikrarsızlık anlamına gelmiyor. Büyük ihraççıların kârları ve bilançoları, dot-com dönemindeki birçok şirkete kıyasla genellikle daha güçlü. Ayrıca AI bağlantılı borçlar, daha geniş kredi piyasasının yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Bununla birlikte borçlanma, hayal kırıklığının yayılması için ikinci bir yol açıyor. AI yatırımlarından beklenen getiriler zayıflarsa teknoloji hisseleri düşebilir; aynı anda tahvil yatırımcıları daha yüksek getiri talep edebilir, yeniden finansman maliyetleri artabilir ve mevcut şirket borçlarının değeri gerileyebilir.
Fed’in temmuz toplantı tutanaklarına göre geniş kapsamlı hisse senedi endeksleri tüm zamanların en yüksek seviyelerine yakın kalırken, hyperscaler şirketlerinin kredi spreadleri yatırım yapılabilir seviyedeki ihraççılara kıyasla daha fazla açıldı. Yüksek fiyatlar tek başına bir çöküşün yaklaştığını kanıtlamaz. Ancak fiyatların içinde yer alan iyimser varsayımlar nedeniyle, kötü bir sürprizin daha sert bir yeniden değerlemeye yol açabileceği anlamına gelir.
Piyasaların önündeki temel sorular şunlar:
Bu değişkenlerden herhangi birindeki bozulma hem hisse senedi hem de kredi piyasalarını etkileyebilir.
ECB, politika yapıcıların büyük bir şoku önceki dönemlerde olduğu kadar güçlü biçimde dengeleme imkânına sahip olmayabileceğini savunuyor. Faiz indirimleri ve mali teşvik için mevcut alanın daha sınırlı olması, piyasa servetindeki ve güvenindeki ani kayıpları telafi etmeyi zorlaştırabilir.
Bu, merkez bankalarının hiçbir karşılık veremeyeceği anlamına gelmiyor. Daha ziyade, faizlerin çok daha yüksek ve kamu maliyesinin daha esnek olduğu dönemlere kıyasla müdahalenin daha sınırlı veya daha yavaş kalabileceği anlamına geliyor.
Avrupa’nın başlangıç koşulları da tamamen rahat değil. ECB’nin Mayıs ayındaki Finansal İstikrar İncelemesi, bankaların kredi standartlarını sıkılaştırdığını, bildirilen kredi kullanılabilirliğinin zayıfladığını ve avro bölgesindeki finansal olmayan şirketlere yeni kredi akışının bir miktar yavaşladığını ortaya koydu. Piyasa şokunun bu koşullara eşlik etmesi, finansmana erişmeye çalışan şirketler üzerindeki baskıyı artırabilir.
Asıl risk yalnızca pahalı teknoloji hisselerinin değer kaybetmesi değil. Olası bir yayılma mekanizması şöyle işleyebilir:
Bu, bir risk senaryosudur; tahmin değildir. ECB, bunun avro bölgesi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Fed’in yayımlanmış değerlendirmesi ise yüksek değerlemelerden kaynaklanan kırılganlığı teyit ediyor, ancak düzeltmenin kesinlikle veya büyük olasılıkla yaşanacağı yönündeki ECB sonucunu benimsemiyor.
Dot-com karşılaştırması, bir takvim veya kesin bir sonuç gibi değil, piyasa yapısına ilişkin bir uyarı olarak okunmalı. Her iki dönemde de güçlü teknoloji anlatıları, piyasa liderliğinin az sayıda şirkette toplanması ve ekonomik kazancı sonunda hangi şirketlerin elde edeceğine ilişkin belirsizlik öne çıkıyor. Tarihsel ders ise şu: Bir teknoloji ekonomiyi dönüştürebilir; buna rağmen yüksek değerlemelerle satın alınan şirketlerin yatırımcılarına kısa veya orta vadede hayal kırıklığı yaşatabilir.
Mevcut kanıtlar, 2000 yılına benzer bir çöküşün kaçınılmaz olduğunu göstermiyor. Bugünkü AI döngüsünün öncü şirketleri, genel olarak dot-com dönemindeki birçok şirkete göre daha güçlü kârlara, nakit akışına ve bilançolara sahip. Uyarı daha dar kapsamlı ama yine de önemli: Gelecekteki kazanımlar bugünden büyük ölçüde fiyatlanmışsa, rasyonel bir iyimserlik dalgasının ardından bile değerleme düzeltmesi gelebilir.
Yatırımcılar ve politika yapıcılar için izlenmesi gereken göstergeler bu nedenle yalnızca manşetlerdeki hisse fiyatları değil. “Muhteşem Yedili”ye portföy yoğunlaşması, AI harcamalarıyla gerçekleşen getiriler arasındaki fark, şirket borçlanmasının hızı ve koşulları, tahvil piyasasının yeni arzı karşılama kapasitesi, kredi standartları ve finansman koşulları sıkılaştığında şirketlerin yatırım ve işe alımları sürdürme isteği de en az fiyatlar kadar önemli.