Görev ilk olarak WFIRST adıyla, yani “Geniş Alan Kızılötesi Tarama Teleskobu” olarak geliştirildi. 2020’de NASA’nın ilk başastronomu Nancy Grace Roman’ın adı verildi. Roman, Hubble Uzay Teleskobu’nun geliştirilmesi ve uzay astronomisinin kurumsallaşmasında öncü rol oynadığı için çoğu zaman “Hubble’ın annesi” olarak anılıyor.
Teleskobun ana aynası 2,4 metre çapında; bu, Hubble’ın aynasıyla aynı boyut. Farkı yaratan ise aynanın arkasındaki Geniş Alan Aygıtı (WFI). Bu kamera, Hubble’ın görüş alanının en az 100 katını tek seferde görüntüleyebilecek. Dolayısıyla Roman, Hubble benzeri keskinliği çok daha geniş gökyüzü parçalarına taşıyacak.
Evrenin genişlemesi hızlanıyor; bu hızlanmanın arkasındaki bilinmeyen etkene “karanlık enerji” adı veriliyor. Roman, bu etkinin zaman içinde nasıl davrandığını ölçmek için farklı kozmik göstergeleri bir araya getirecek:
Galaksilerin görüntülerindeki küçük şekil bozulmaları, aradaki görünmeyen kütlenin ışığı nasıl büktüğünü gösterir. Bu yöntem sayesinde bilim insanları, doğrudan görülemeyen karanlık maddenin haritalarını çıkarabilecek. Genişleme hızı ile yapıların büyüme biçimi birlikte değerlendirildiğinde, karanlık enerjinin kozmolojik sabit gibi davranıp davranmadığı ya da büyük ölçeklerde kütleçekimi açıklayan mevcut teorilerin yetersiz kalıp kalmadığı sınanabilecek.
NASA’nın planlarına göre Roman, görevi boyunca yaklaşık bir milyar galaksiden gelen ışığı ölçebilecek. Bu büyüklükteki veri seti, tek tek ilginç gökcisimlerinden çok, evrenin genel davranışını hassas biçimde anlamaya yarayacak.
Roman’ın Samanyolu’nun yoğun merkez bölgesine yönelik zaman alanlı taraması, yüz milyonlarca yıldızın parlaklığını tekrar tekrar izleyecek. Bir yıldızın ya da onun çevresindeki gezegenin, daha uzaktaki başka bir yıldızın önünden neredeyse hizalanarak geçmesi durumunda kütleçekimi, arka plandaki yıldızın ışığını kısa süreliğine büyütebilir. Bu olaya kütleçekimsel mikromercekleme deniyor.
Bu teknik, yıldızına çok uzak yörüngelerde bulunan soğuk gezegenleri ve herhangi bir yıldıza bağlı olmayan “başıboş gezegenleri” bulmakta özellikle değerli. Transit yöntemiyle yapılan aramalarda genellikle yıldızına yakın ve yıldızının önünden geçen gezegenler öne çıkarken, mikromercekleme farklı bir gezegen nüfusunu görünür kılıyor. NASA’nın güncel tahmini, Roman’ın bu yöntemle yaklaşık 100.000 gezegen tespit edebileceği yönünde. Bu nedenle daha yüksek “200.000 gezegen” rakamı, NASA’nın mevcut resmi tahmini olarak sunulmamalı.
Roman’da ayrıca bir Koronagraf Aygıtı bulunacak. Koronagraf, bir yıldızın çok parlak ışığını bastırarak çevresindeki daha sönük nesnelerin seçilmesini sağlar. Roman bu aygıtla bazı büyük ötegezegenleri ve yıldızların çevresindeki gezegen oluşum disklerini doğrudan görüntülemeyi ve tayflarını incelemeyi deneyecek.
Ancak koronagrafın Roman’daki temel rolü, kapsamlı bir gezegen keşif programından çok teknoloji gösterimi. Deneyin amacı, gelecekte Dünya benzeri ve yaşanabilir olabilecek dünyaları incelemesi planlanan uzay görevlerinde kullanılabilecek yıldız ışığı bastırma tekniklerini geliştirmek.
Roman’ın nominal görev süresi beş yıl olarak planlandı; NASA, görevin 10 yıla kadar sürmesini hedefliyor. Gözlemevinin fırlatma hazırlıklarındaki önemli adımlardan biri de yakıt dolumuydu. Ekipler Kennedy Uzay Merkezi’nde teleskoba yaklaşık 290 ABD galonu, yani yaklaşık 1.100 litre hidrazin yükledi. Bu yakıt, fırlatmadan sonra yörünge düzeltmeleri ve L2 çevresindeki konumun korunması için kullanılacak.
Roman’ın iki ana aygıtı bulunuyor: Geniş Alan Aygıtı ve teknoloji gösterimi niteliğindeki Koronagraf Aygıtı. Geniş Alan Aygıtı, yakın kızılötesi ışıkta hızlı ve geniş taramalar yaparak galaksiler, süpernovalar ve ötegezegenler hakkında büyük miktarda veri sağlayacak. NASA’nın teknik planında veri aktarım hızı saniyede 250–500 megabit, günlük veri hacmi ise yaklaşık 11 terabit olarak veriliyor.
Roman ile James Webb Uzay Teleskobu (JWST) rakip değil, birbirini tamamlayan gözlemevleri olacak. Roman’ın güçlü yanı geniş gökyüzü alanlarını hızlı biçimde tarayarak çok büyük nesne katalogları oluşturmak. Webb’in güçlü yanı ise seçilmiş gökcisimlerini çok daha derin ve ayrıntılı biçimde incelemek.
Bu nedenle Roman, nadir görülen ya da kozmoloji açısından kritik nesneleri belirleyip Webb’in ayrıntılı takip gözlemlerine aday gösterebilir. Kısacası Roman gökyüzünün büyük ölçekli haritasını çıkarırken, Webb bu haritadaki belirli noktaları yakın plana alacak.
Roman hakkında dolaşıma giren bazı çarpıcı rakamlar resmi kaynaklarla tam olarak örtüşmüyor. NASA’nın desteklediği temel rakamlar şunlar: Hubble’dan en az 100 kat geniş görüş alanı, görev ömrü boyunca yaklaşık bir milyar galaksiden ışık ölçümü, mikromercekleme yoluyla yaklaşık 100.000 gezegen tahmini ve fırlatma tarihinin önceki hedefe göre sekiz ay öne çekilmesi.
Buna karşılık, yılda kesin olarak 500 terabayt veri üretileceği veya Roman’ın Samanyolu’nu Hubble’ın tahmini yüzyıllık süresine kıyasla bir ayda tarayacağı yönündeki ifadeler için mevcut kaynaklarda yeterli yüksek otoriteli doğrulama bulunmuyor. Roman’ın asıl farkı tek bir sansasyonel ölçümden ziyade, evreni çok daha geniş bir örneklem üzerinden inceleyebilmesi olacak.
Görev ilk olarak WFIRST adıyla, yani “Geniş Alan Kızılötesi Tarama Teleskobu” olarak geliştirildi. 2020’de NASA’nın ilk başastronomu Nancy Grace Roman’ın adı verildi. Roman, Hubble Uzay Teleskobu’nun geliştirilmesi ve uzay astronomisinin kurumsallaşmasında öncü rol oynadığı için çoğu zaman “Hubble’ın annesi” olarak anılıyor.
Teleskobun ana aynası 2,4 metre çapında; bu, Hubble’ın aynasıyla aynı boyut. Farkı yaratan ise aynanın arkasındaki Geniş Alan Aygıtı (WFI). Bu kamera, Hubble’ın görüş alanının en az 100 katını tek seferde görüntüleyebilecek. Dolayısıyla Roman, Hubble benzeri keskinliği çok daha geniş gökyüzü parçalarına taşıyacak.
Evrenin genişlemesi hızlanıyor; bu hızlanmanın arkasındaki bilinmeyen etkene “karanlık enerji” adı veriliyor. Roman, bu etkinin zaman içinde nasıl davrandığını ölçmek için farklı kozmik göstergeleri bir araya getirecek:
Galaksilerin görüntülerindeki küçük şekil bozulmaları, aradaki görünmeyen kütlenin ışığı nasıl büktüğünü gösterir. Bu yöntem sayesinde bilim insanları, doğrudan görülemeyen karanlık maddenin haritalarını çıkarabilecek. Genişleme hızı ile yapıların büyüme biçimi birlikte değerlendirildiğinde, karanlık enerjinin kozmolojik sabit gibi davranıp davranmadığı ya da büyük ölçeklerde kütleçekimi açıklayan mevcut teorilerin yetersiz kalıp kalmadığı sınanabilecek.
NASA’nın planlarına göre Roman, görevi boyunca yaklaşık bir milyar galaksiden gelen ışığı ölçebilecek. Bu büyüklükteki veri seti, tek tek ilginç gökcisimlerinden çok, evrenin genel davranışını hassas biçimde anlamaya yarayacak.
Roman’ın Samanyolu’nun yoğun merkez bölgesine yönelik zaman alanlı taraması, yüz milyonlarca yıldızın parlaklığını tekrar tekrar izleyecek. Bir yıldızın ya da onun çevresindeki gezegenin, daha uzaktaki başka bir yıldızın önünden neredeyse hizalanarak geçmesi durumunda kütleçekimi, arka plandaki yıldızın ışığını kısa süreliğine büyütebilir. Bu olaya kütleçekimsel mikromercekleme deniyor.
Bu teknik, yıldızına çok uzak yörüngelerde bulunan soğuk gezegenleri ve herhangi bir yıldıza bağlı olmayan “başıboş gezegenleri” bulmakta özellikle değerli. Transit yöntemiyle yapılan aramalarda genellikle yıldızına yakın ve yıldızının önünden geçen gezegenler öne çıkarken, mikromercekleme farklı bir gezegen nüfusunu görünür kılıyor. NASA’nın güncel tahmini, Roman’ın bu yöntemle yaklaşık 100.000 gezegen tespit edebileceği yönünde. Bu nedenle daha yüksek “200.000 gezegen” rakamı, NASA’nın mevcut resmi tahmini olarak sunulmamalı.
Roman’da ayrıca bir Koronagraf Aygıtı bulunacak. Koronagraf, bir yıldızın çok parlak ışığını bastırarak çevresindeki daha sönük nesnelerin seçilmesini sağlar. Roman bu aygıtla bazı büyük ötegezegenleri ve yıldızların çevresindeki gezegen oluşum disklerini doğrudan görüntülemeyi ve tayflarını incelemeyi deneyecek.
Ancak koronagrafın Roman’daki temel rolü, kapsamlı bir gezegen keşif programından çok teknoloji gösterimi. Deneyin amacı, gelecekte Dünya benzeri ve yaşanabilir olabilecek dünyaları incelemesi planlanan uzay görevlerinde kullanılabilecek yıldız ışığı bastırma tekniklerini geliştirmek.
Roman’ın nominal görev süresi beş yıl olarak planlandı; NASA, görevin 10 yıla kadar sürmesini hedefliyor. Gözlemevinin fırlatma hazırlıklarındaki önemli adımlardan biri de yakıt dolumuydu. Ekipler Kennedy Uzay Merkezi’nde teleskoba yaklaşık 290 ABD galonu, yani yaklaşık 1.100 litre hidrazin yükledi. Bu yakıt, fırlatmadan sonra yörünge düzeltmeleri ve L2 çevresindeki konumun korunması için kullanılacak.
Roman’ın iki ana aygıtı bulunuyor: Geniş Alan Aygıtı ve teknoloji gösterimi niteliğindeki Koronagraf Aygıtı. Geniş Alan Aygıtı, yakın kızılötesi ışıkta hızlı ve geniş taramalar yaparak galaksiler, süpernovalar ve ötegezegenler hakkında büyük miktarda veri sağlayacak. NASA’nın teknik planında veri aktarım hızı saniyede 250–500 megabit, günlük veri hacmi ise yaklaşık 11 terabit olarak veriliyor.
Roman ile James Webb Uzay Teleskobu (JWST) rakip değil, birbirini tamamlayan gözlemevleri olacak. Roman’ın güçlü yanı geniş gökyüzü alanlarını hızlı biçimde tarayarak çok büyük nesne katalogları oluşturmak. Webb’in güçlü yanı ise seçilmiş gökcisimlerini çok daha derin ve ayrıntılı biçimde incelemek.
Bu nedenle Roman, nadir görülen ya da kozmoloji açısından kritik nesneleri belirleyip Webb’in ayrıntılı takip gözlemlerine aday gösterebilir. Kısacası Roman gökyüzünün büyük ölçekli haritasını çıkarırken, Webb bu haritadaki belirli noktaları yakın plana alacak.
Roman hakkında dolaşıma giren bazı çarpıcı rakamlar resmi kaynaklarla tam olarak örtüşmüyor. NASA’nın desteklediği temel rakamlar şunlar: Hubble’dan en az 100 kat geniş görüş alanı, görev ömrü boyunca yaklaşık bir milyar galaksiden ışık ölçümü, mikromercekleme yoluyla yaklaşık 100.000 gezegen tahmini ve fırlatma tarihinin önceki hedefe göre sekiz ay öne çekilmesi.
Buna karşılık, yılda kesin olarak 500 terabayt veri üretileceği veya Roman’ın Samanyolu’nu Hubble’ın tahmini yüzyıllık süresine kıyasla bir ayda tarayacağı yönündeki ifadeler için mevcut kaynaklarda yeterli yüksek otoriteli doğrulama bulunmuyor. Roman’ın asıl farkı tek bir sansasyonel ölçümden ziyade, evreni çok daha geniş bir örneklem üzerinden inceleyebilmesi olacak.