Bireylerin doğrulanabilir tüketim amacıyla kullandığı uygun kişisel tüketim kredileri için de faiz desteği sağlanıyor. Program; otomobil, yaşlı bakımı, eğitim, kültür-turizm ve ev eşyası gibi harcama kalemlerini kapsıyor. Kredi kartı borçları ise bu kişisel kredi programının dışında tutuluyor.
Hizmet sektöründeki işletmeler için faiz sübvansiyonu uygulamasının kapsamı da genişletildi. Restoran, turizm ve benzeri tüketici hizmetleri sunan işletmeler, belirli bankalardan kullandıkları kredilerde yıllık 1 puanlık faiz desteğinden yararlanabiliyor. Uygun işletme başına sübvansiyona tabi kredi tutarı iki katına çıkarıldı.
Bunlara ek olarak, ocak-temmuz döneminde yatırım ve tüketimi destekleyen altı politika aracılığıyla ilgili sektörlerde 20 trilyon yuanın üzerinde yeni kredi kullandırıldı. Tüketim mallarında eski ürünün yenisiyle değiştirilmesini teşvik eden takas programına 187,5 milyar yuan ayrılırken, hazır durumdaki altyapı projelerine yönelik harcamaların hızlandırılması da gündemde.
Temmuz verileri, iç talepteki zayıflığın sürdüğünü gösterdi. Sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 4,5 arttı; bu oran analistlerin yüzde 4,8'lik beklentisinin altında kaldı. Perakende satışlar yalnızca yüzde 0,6 yükselirken beklenti yüzde 1,5'ti. Ocak-temmuz döneminde sabit varlık yatırımları ise yüzde 6,7 geriledi.
İkinci çeyrekte gayrisafi yurt içi hasıla büyümesinin yüzde 4,3'e düşmesi de baskıyı artırdı. Bu sonuç, hükümetin yıl geneli için açıkladığı yüzde 4,5-5 aralığındaki hedefin altında kaldı. Üretim ve ihracat görece dirençli seyrederken hanehalkı tüketiminin zayıf kalması, Çin'in büyüme modelindeki dengesizliği yeniden görünür hale getirdi.
Çin yönetimi, büyümeyi desteklemek istese de geçmişteki emlak ve altyapı odaklı, yüksek kredi artışına dayanan modeli tekrarlamak istemiyor. Böyle bir hamle kısa vadede büyümeyi hızlandırabilir; ancak yerel yönetimlerin borcunu artırarak finansal kırılganlıkları derinleştirebilir.
Pekin aynı zamanda yerel yönetimlerin bilanço dışı borçlarını temizlemeye çalışıyor. Daha önce açıklanan 10 trilyon yuanlık borç takası programı ve yerel yönetim finansman araçlarının 2027 ortasına kadar ortadan kaldırılması hedefi, yeni ve büyük bir yerel borçlanma dalgasına yönelik iştahı sınırlıyor.
Bu nedenle faiz sübvansiyonları ve takas teşvikleri, doğrudan ve geniş kapsamlı nakit transferleri ya da devasa yeni altyapı projelerine kıyasla bütçeye ilk aşamada daha düşük yük bindiren araçlar olarak öne çıkıyor. Politikanın bir bölümü bankalar ve politika bankaları üzerinden işletildiği için kamu kaynakları kredi kanalını kullanarak talebi harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Çin'in 2026 bütçesinde resmi bütçe açığının GSYH'nin yaklaşık yüzde 4'ü olması, yani 5,89 trilyon yuan seviyesinde gerçekleşmesi planlanıyor. Yerel yönetimlerin yeni özel amaçlı tahvil kotası ise 4,4 trilyon yuan olarak belirlendi.
Bu çerçeve, Pekin'in hem büyümeyi desteklemek hem de kamu borcunun niteliğini kontrol etmek istediğine işaret ediyor. 2030'a kadar uzanan maliye ve vergi reformları ile yeni gizli yerel borç oluşmasına izin vermeme taahhüdü, merkez-yerel yönetim mali ilişkilerinde daha kalıcı bir düzenleme arayışını gösteriyor.
Dolayısıyla merkezi hükümet desteği, tüketici sübvansiyonları, banka kredileri ve seçilmiş altyapı harcamalarının hızlandırılması; borçlu yerel yönetimlerden yeniden yoğun harcama yapmalarını istemekten daha uyumlu bir politika bileşimi sunuyor.
Çin'in yüksek teknoloji üretimi ve ihracatı, küresel yapay zekâ altyapısı talebinin de etkisiyle politika yapıcılara belirli bir hareket alanı sağlıyor. Bu direnç, hemen büyük ölçekli bir teşvik açıklanması yönündeki baskıyı azaltıyor. Ancak güçlü ihracat, zayıf hanehalkı tüketimini, gerileyen özel yatırımları veya emlak piyasasına bağlı yerel yönetim gelirlerindeki düşüşü tek başına telafi etmiyor.
Açıklanan önlemler, Pekin'in iç talep daha da zayıflarsa müdahale etmeye hazır olduğunu gösteriyor. Buna rağmen ek ve büyük ölçekli desteğin ne zaman açıklanacağı ya da ne kadar olacağı henüz netleşmiş değil. Yeni adımların kapsamı büyük ölçüde tüketim ve yatırım göstergelerinin önümüzdeki dönemde daha fazla bozulup bozulmayacağına bağlı olacak.
Bireylerin doğrulanabilir tüketim amacıyla kullandığı uygun kişisel tüketim kredileri için de faiz desteği sağlanıyor. Program; otomobil, yaşlı bakımı, eğitim, kültür-turizm ve ev eşyası gibi harcama kalemlerini kapsıyor. Kredi kartı borçları ise bu kişisel kredi programının dışında tutuluyor.
Hizmet sektöründeki işletmeler için faiz sübvansiyonu uygulamasının kapsamı da genişletildi. Restoran, turizm ve benzeri tüketici hizmetleri sunan işletmeler, belirli bankalardan kullandıkları kredilerde yıllık 1 puanlık faiz desteğinden yararlanabiliyor. Uygun işletme başına sübvansiyona tabi kredi tutarı iki katına çıkarıldı.
Bunlara ek olarak, ocak-temmuz döneminde yatırım ve tüketimi destekleyen altı politika aracılığıyla ilgili sektörlerde 20 trilyon yuanın üzerinde yeni kredi kullandırıldı. Tüketim mallarında eski ürünün yenisiyle değiştirilmesini teşvik eden takas programına 187,5 milyar yuan ayrılırken, hazır durumdaki altyapı projelerine yönelik harcamaların hızlandırılması da gündemde.
Temmuz verileri, iç talepteki zayıflığın sürdüğünü gösterdi. Sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 4,5 arttı; bu oran analistlerin yüzde 4,8'lik beklentisinin altında kaldı. Perakende satışlar yalnızca yüzde 0,6 yükselirken beklenti yüzde 1,5'ti. Ocak-temmuz döneminde sabit varlık yatırımları ise yüzde 6,7 geriledi.
İkinci çeyrekte gayrisafi yurt içi hasıla büyümesinin yüzde 4,3'e düşmesi de baskıyı artırdı. Bu sonuç, hükümetin yıl geneli için açıkladığı yüzde 4,5-5 aralığındaki hedefin altında kaldı. Üretim ve ihracat görece dirençli seyrederken hanehalkı tüketiminin zayıf kalması, Çin'in büyüme modelindeki dengesizliği yeniden görünür hale getirdi.
Çin yönetimi, büyümeyi desteklemek istese de geçmişteki emlak ve altyapı odaklı, yüksek kredi artışına dayanan modeli tekrarlamak istemiyor. Böyle bir hamle kısa vadede büyümeyi hızlandırabilir; ancak yerel yönetimlerin borcunu artırarak finansal kırılganlıkları derinleştirebilir.
Pekin aynı zamanda yerel yönetimlerin bilanço dışı borçlarını temizlemeye çalışıyor. Daha önce açıklanan 10 trilyon yuanlık borç takası programı ve yerel yönetim finansman araçlarının 2027 ortasına kadar ortadan kaldırılması hedefi, yeni ve büyük bir yerel borçlanma dalgasına yönelik iştahı sınırlıyor.
Bu nedenle faiz sübvansiyonları ve takas teşvikleri, doğrudan ve geniş kapsamlı nakit transferleri ya da devasa yeni altyapı projelerine kıyasla bütçeye ilk aşamada daha düşük yük bindiren araçlar olarak öne çıkıyor. Politikanın bir bölümü bankalar ve politika bankaları üzerinden işletildiği için kamu kaynakları kredi kanalını kullanarak talebi harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Çin'in 2026 bütçesinde resmi bütçe açığının GSYH'nin yaklaşık yüzde 4'ü olması, yani 5,89 trilyon yuan seviyesinde gerçekleşmesi planlanıyor. Yerel yönetimlerin yeni özel amaçlı tahvil kotası ise 4,4 trilyon yuan olarak belirlendi.
Bu çerçeve, Pekin'in hem büyümeyi desteklemek hem de kamu borcunun niteliğini kontrol etmek istediğine işaret ediyor. 2030'a kadar uzanan maliye ve vergi reformları ile yeni gizli yerel borç oluşmasına izin vermeme taahhüdü, merkez-yerel yönetim mali ilişkilerinde daha kalıcı bir düzenleme arayışını gösteriyor.
Dolayısıyla merkezi hükümet desteği, tüketici sübvansiyonları, banka kredileri ve seçilmiş altyapı harcamalarının hızlandırılması; borçlu yerel yönetimlerden yeniden yoğun harcama yapmalarını istemekten daha uyumlu bir politika bileşimi sunuyor.
Çin'in yüksek teknoloji üretimi ve ihracatı, küresel yapay zekâ altyapısı talebinin de etkisiyle politika yapıcılara belirli bir hareket alanı sağlıyor. Bu direnç, hemen büyük ölçekli bir teşvik açıklanması yönündeki baskıyı azaltıyor. Ancak güçlü ihracat, zayıf hanehalkı tüketimini, gerileyen özel yatırımları veya emlak piyasasına bağlı yerel yönetim gelirlerindeki düşüşü tek başına telafi etmiyor.
Açıklanan önlemler, Pekin'in iç talep daha da zayıflarsa müdahale etmeye hazır olduğunu gösteriyor. Buna rağmen ek ve büyük ölçekli desteğin ne zaman açıklanacağı ya da ne kadar olacağı henüz netleşmiş değil. Yeni adımların kapsamı büyük ölçüde tüketim ve yatırım göstergelerinin önümüzdeki dönemde daha fazla bozulup bozulmayacağına bağlı olacak.