Fırlatmanın ardından Roman, Güneş’in ters yönünde, Dünya’dan yaklaşık 1,5 milyon kilometre uzaklıktaki Güneş-Dünya L2 noktası yakınında görev yapacak. Bu konum, kızılötesi gözlemler için uygun bir gözlem geometrisi sağlamayı ve teleskobun gökyüzünün geniş alanlarını istikrarlı biçimde taramasını amaçlıyor.
Roman’ın temel hedefi, modern astrofiziğin en büyük sorularından bazılarını araştırmak:
Roman’ın farkı yalnızca daha uzağı görmek değil, aynı anda çok daha geniş bir gökyüzünü ölçebilmek olacak. Geniş örneklemler sayesinde nadir cisimleri, kısa süreli kozmik olayları ve kozmik yapıdaki küçük değişimleri bulmak; bunları rastlantısal dalgalanmalardan ayırmak daha kolaylaşacak.
Roman’ın ana bilim aracı olan Wide Field Instrument (WFI), 300 megapiksellik bir kızılötesi kamera. Görüş alanı, Hubble’ınkinden en az 100 kat daha geniş olacak. Her görüntü, gökyüzünde dolunayın görünen alanından daha büyük bir bölgeyi kapsarken yay-saniyenin altında görüntüleme hassasiyetini koruyacak.
Bu özellik Roman’a dört önemli avantaj sağlayacak:
NASA, Roman’ın görev ömrü boyunca yaklaşık 1 milyar galaksiden gelen ışığı ölçebileceğini belirtiyor. Görevin ilk beş yılında günde yaklaşık 11 terabit veri üretmesi ve toplam veri hacminin 20 petabaytı aşması bekleniyor.
Roman’ın planlanan gözlem programı, astronomi topluluğunun belirlediği üç ana taramayı ve ek genel astrofizik programlarını kapsıyor. Bu üç temel tarama şunlar:
Geniş alan taraması, binlerce kare derecelik gökyüzünü görüntüleme ve tayf ölçümleriyle inceleyecek. Ana hedefler arasında galaksilerin dağılımını haritalamak ve uzak galaksilerin şekillerini ölçmek bulunuyor. Ancak aynı veriler Güneş Sistemi cisimleri, Samanyolu’nun yapısı, yakın galaksiler, kuasarlar ve yeniden iyonlaşma dönemine uzanan galaksi evrimi araştırmaları için de kullanılabilecek.
Roman’ın gözlemlerinin, işlenir işlenmez kamuya açık hâle getirilmesi planlanıyor. Sınırlı erişim süresinin bulunmaması, çok sayıda araştırma ekibinin aynı veri setlerini analiz ederek görevin ana hedeflerinin ötesinde çalışmalar yürütmesine imkân sağlayacak.
Roman, karanlık enerjiyi anlamak için iki farklı kozmik süreci birlikte ölçecek: evrenin zaman içinde nasıl genişlediğini ve madde yapısının nasıl büyüdüğünü. NASA’nın belirttiği başlıca yöntemler arasında süpernova uzaklık ölçümleri, galaksilerin kırmızıya kayma ve baryon akustik salınım analizleri ile zayıf kütleçekimsel merceklenme bulunuyor.
Zayıf merceklenme, karanlık madde araştırmaları için özellikle önemli. Aradaki madde, uzaktaki galaksilerden gelen ışığı çok küçük miktarlarda bükerek bu galaksilerin görünen şekillerini bozuyor. Astronomlar, geniş bir gökyüzü alanındaki bu ilişkili şekil bozulmalarını ölçerek ışık yaymayan karanlık madde de dâhil olmak üzere toplam madde dağılımının haritalarını çıkarabilecek.
Evrenin genişleme tarihini yapıların büyüme tarihiyle karşılaştırmak, kozmik hızlanmanın farklı açıklamalarını sınamaya yardımcı olacak. Sonuçlar, karanlık enerjinin mevcut modellerin öngördüğü gibi davranıp davranmadığını veya kütleçekimi ve kozmoloji anlayışımızda değişiklik gerekip gerekmediğini gösterebilir.
Roman’ın Galaktik Merkez Zaman Alanı Taraması, Samanyolu’nun merkezine doğru yoğun yıldızların bulunduğu bir bölgeyi tekrar tekrar gözlemleyecek. Bu çalışma, kütleçekimsel mikromercekleme yöntemini kullanacak.
Bu yöntemde öndeki bir yıldız, arka plandaki daha uzak bir yıldızla aynı doğrultuya geldiğinde kütleçekimi arka plandaki yıldızın ışığını geçici olarak büyütüyor. Öndeki yıldızın bir gezegeni varsa bu gezegen, parlaklaşma eğrisinde kısa süreli ek bir sinyal oluşturabiliyor.
Mikromercekleme; geçiş veya radyal hız yöntemleriyle bulunması zor olan soğuk, düşük kütleli ve yıldızına bağlı olmayan gezegenleri tespit etmek açısından değerli.
Roman ayrıca Coronagraph Instrument adlı aracı taşıyacak. Bu araç, görevin ana tarama kamerası değil, bir teknoloji gösterimi olacak. Yıldız ışığını bastırarak yakınındaki Güneş benzeri yıldızların çevresinde dolanan, Jüpiter büyüklüğündeki olgun gezegenlerin doğrudan görüntülenmesini sınayacak. Elde edilecek sonuçlar, gelecekte daha küçük ve Dünya benzeri gezegenleri görüntüleyebilecek gözlemevlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
WFI, Roman’ın birincil bilim aracı. Birden fazla filtre, bir ızgara tayfölçer ve düşük çözünürlüklü bir prizma kullanarak geniş alanlı kızılötesi görüntüleme ve tayf ölçümleri yapacak. Bu yetenekler, görevin kozmoloji, galaksi evrimi, zaman alanı ve mikromercekleme programlarının temelini oluşturacak.
Coronagraph Instrument, yıldız ışığını engelleme veya bastırma tekniklerini sınamaya odaklanan yüksek kontrastlı doğrudan görüntüleme sistemi. Amacı, yıldızının yanında çok daha sönük gezegenlerin seçilebilmesini sağlamak. Önemli bir teknoloji adımı olsa da Roman’ın ayırt edici bilimsel gücü, WFI’ın panoramik tarama kapasitesi olacak.
Roman, Hubble’ın veya James Webb Uzay Teleskobu’nun yerine geçmeyecek. Üç gözlemevi farklı gözlem stratejileri için tasarlanıyor:
NASA bu iş bölümünü basitçe şöyle özetliyor: Roman geniş alanları tararken Hubble ve Webb belirli cisimlere veya bölgelere odaklanacak. Roman’ın oluşturacağı büyük haritalar bir keşif ve bağlam katmanı sunacak; diğer teleskoplar ise bilimsel açıdan en ilginç hedefleri yakından inceleyecek.
Roman’ın manşetlere çıkabilecek keşifleri arasında yeni gezegenler, karanlık enerjinin daha hassas ölçümleri ve kozmik yapı haritaları bulunabilir. Ancak görevin daha geniş etkisi; keskin kızılötesi görüntüleme, tayf ölçümleri, tekrarlı gözlemler ve devasa veri setlerinin açık erişimle sunulmasının birleşiminden doğacak.
Bu yaklaşım, astronomların hem evrenin nasıl genişlediği ve yapısının nasıl oluştuğu gibi büyük soruları hem de Samanyolu’nun kalabalık merkezinden uzak galaksilere ve daha önce bilinmeyen gezegen sistemlerine kadar çok çeşitli konuları araştırmasına olanak tanıyacak. Roman’ın temel yeniliği yalnızca daha uzağı görmek değil; evreni tek tek cisimlerden oluşan bir koleksiyon olarak değil, ölçülebilir bir nüfus ve dev bir kozmik harita olarak incelemek olacak.