Bağlantı bu nedenle dolaylıdır ama önemlidir: Bugünün kütleçekim dalgası ölçümü, Evren’in ilk dönemlerinde öne sürülen bir oluşum mekanizmasının geride bırakabileceği kozmik sonuçları sınayabilir.
Modelde Karanlık Yıldız senaryosu, yıldızların yaklaşık $10^6$ Güneş kütlesine veya daha fazlasına ulaşmasıyla özellikle dikkat çekici hâle geliyor. Bu ölçekteki bir çöküş, kara delik büyümesi için geleneksel “hafif tohum” senaryolarına kıyasla çok daha büyük bir başlangıç noktası sağlayabilir. Yeterli sayıda kalıntı oluşur ve bunlar sonraki birleşmelere katılırsa, PTA’lar için öngörülen arka planı önemli ölçüde yükseltebilir.
Ancak sonuç kesin bir keşif anlamına gelmiyor. Çalışma, süper kütleli Karanlık Yıldızların gerçekten var olduğunu kanıtlamıyor; PTA sinyalinin de benzersiz biçimde onların kalıntılarından kaynaklandığını göstermiyor. Ortaya konan şey koşullu bir sonuç: Çok büyük Karanlık Yıldızlardan yeterince fazla oluşmuşsa, bunların ardılları günümüzdeki sinyale güçlü bir katkı sunabilecek kara delik çiftlerini meydana getirebilir.
Ghodla ve Ilie, Karanlık Yıldız kalıntılarını erken Evren’de ağır kara delik tohumları oluşturmak için önerilen başka bir yol olan doğrudan çöküş kara delikleriyle (DCBH) karşılaştırdı. Çalışmada kullanılan modele göre, eşdevinimli yoğunluğu yaklaşık $10^{-3},\mathrm{Mpc}^{-3}$ olan Karanlık Yıldız kalıntıları PTA arka planının önemli, hatta potansiyel olarak baskın bölümünü sağlayabiliyor. Karşılaştırmada benimsenen çok daha düşük tohum yoğunlukları nedeniyle DCBH kanalı ise yalnızca sınırlı bir katkı sunuyor veya ikincil kalıyor.
Bu fark, iki senaryonun oluşum koşullarından kaynaklanıyor. DCBH oluşumu genellikle metal içermeyen gazın parçalanmadan çökebileceği özel ortamlar ve yakınlardaki yıldız oluşumundan gelen yoğun morötesi ışınım gibi sıra dışı koşullar gerektiriyor. Karanlık Yıldız modeli ise uygun, yeterince izole mini-haloların yaygın olması ve yıldızların süper kütleli ölçeklere kadar gaz toplamayı sürdürebilmesi hâlinde daha kalabalık bir popülasyona izin verebiliyor.
Bu karşılaştırma DCBH’leri dışlamıyor. Daha çok, erken kara delik tohumlarının sayısının en az tek tek tohumların kütlesi kadar önemli olduğunu gösteriyor: Daha bol bir Karanlık Yıldız kalıntısı popülasyonu, daha nadir bir ağır tohum kanalına kıyasla daha güçlü bir geç dönem ikili birleşme arka planı üretebilir.
Aynı hesaplama, erken Evren’deki tohum popülasyonuna üst sınır da getiriyor. Yazarların kullandığı çerçevede yaklaşık $10^{-2}$–$10^{-1},\mathrm{Mpc}^{-3}$ yoğunluklar, gözlenen PTA arka planıyla karşılaştırıldığında fazla miktarda kütleçekim dalgası enerjisi üretir. Bu nedenle, sinyalin esas olarak süper kütleli kara delik çiftlerinden kaynaklandığı varsayımı altında, veriler bu aralıktaki tohum popülasyonlarını desteklemiyor.
Bu, Karanlık Yıldızların doğrudan sayımı değil, popülasyon düzeyinde bir kısıt. Sonucun gücü; tohum oluşumu, gaz birikimi, halo birleşme geçmişleri, kara delik çiftlerinin eşleşmesi ve evrimi gibi varsayımlara, ayrıca PTA sinyalinin nasıl yorumlandığına bağlı. PTA’lar tek tek ilkel yıldızları çözümlemiyor; bir kütleçekim dalgası arka planını tespit ediyor veya bu arka plan için sınırlar koyuyor.
Bu çalışmanın daha geniş anlamı, kütleçekim dalgası astronomisinin çok uzun zaman önce ortadan kaybolmuş olabilecek cisimleri dolaylı biçimde araştırabilmesi. Elektromanyetik gözlemler, yüksek kırmızıya kaymada olağandışı parlaklığa veya kütleye sahip cisimleri arayabilir. PTA’lar ise bu cisimlerin oluşturmuş olabileceği kara deliklerin sonraki birleşme tarihini sınar.
Gelecekteki PTA ölçümleri arka planın genliğini ve spektrumunu daha kesin belirler, süper kütleli kara delik çifti yorumu da geçerliliğini korursa; Karanlık Yıldız kalıntıları, DCBH’ler ve diğer erken tohum kanalları arasındaki ayrım güçlenebilir. Çalışmanın temel katkısı, kozmik şafağın fiziğiyle günümüzün nanohertz gözlemleri arasında bir köprü kurması: İlk dev kara deliklerin nasıl tohumlandığına ilişkin bilgi, Karanlık Yıldızların kendileri artık görünür olmasa bile, kütleçekim dalgası arka planında korunmuş olabilir.