Orta Doğu’daki kesinti, Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına yönelik saldırılarıyla aynı döneme denk geldi. Rusya’daki rafineri üretimi yaklaşık yirmi yılın en düşük seviyesine yaklaşırken, Moskova’nın motorin ve diğer rafine ürün ihracatına getirdiği kısıtlamalar zaten sıkışık olan piyasadan önemli bir arz kaynağını daha çekti.
Bu gelişmeler birbirini güçlendiriyor. Asya’daki rafineriler Körfez’den ham petrol temin etmekte zorlanıyor, Orta Doğu’daki ihracat rafinerileri tam kapasiteyle çalışamıyor ve Rusya’nın işleme faaliyetleri ile ihracatı baskı altında kalıyor. Sonuç, yer altında petrolün tamamen tükenmesinden ziyade petrolü yakıta dönüştürme kapasitesinin ve ihracata hazır ürün miktarının azalması.
Reuters’ın Uluslararası Enerji Ajansı verilerine dayandırdığı hesaplamaya göre, ikinci çeyrekte küresel rafineri çalıştırma oranı geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük yaklaşık 5,1 milyon varil daha düşüktü. Talep de zayıfladı, ancak arz kadar gerilemedi. Aradaki fark stoklardan karşılandı: Mart-temmuz döneminde küresel petrol stokları günde yaklaşık 3,5 milyon varil hızla azaldı. ABD’de motorin stokları, mevsimsel açıdan yaklaşık otuz yılın en düşük seviyesine indi.
Azalan stoklar önemli bir uyarı işareti. Çatışmalar hafiflese bile rafinerilerin onarılması, uygun ham petrolün bulunması, ürünlerin daha güvenli rotalardan taşınması ve depoların yeniden doldurulması gerekecek. Bu süreç, ham petrol vadeli fiyatlarının hareketinden daha yavaş ilerler. Ham petrol ucuzlarken akaryakıt piyasalarının neden sıkı kalabildiğini açıklayan temel neden de bu.
Piyasa artık yalnızca ham petrolün fiyatını değil, doğrudan kullanılabilir ürünlerin kıtlığını fiyatlıyor. Avrupa’da motorin fiyatları savaşın başlangıcından bu yana yüzde 70’ten fazla artarken, ABD’de benzin fiyatlarının yaklaşık yüzde 60 yükseldiği bildiriliyor. Reuters ayrıca rafinerilere yönelik saldırıların tüketicilere ulaşabilecek yakıt arzını azaltmasıyla Avrupa’daki gaz yağı primlerinin rekor veya rekora yakın seviyelere çıktığını aktardı.
Motorin özellikle kırılgan bir ürün. Nakliye, inşaat, tarım, jeneratörler ve sanayi ekipmanları büyük ölçüde motorine bağlı. Bu nedenle motorindeki artış, yalnızca araç sahiplerini değil; taşımacılığı, gıda dağıtımını ve imalat maliyetlerini de etkileyebilir.
Hürmüz Boğazı’ndaki aksama, birçok temiz pişirme programının temel yakıtı olan LPG ticaretini de vurdu. Çatışmanın başlamasından sonraki üç hafta içinde Asya propan göstergesi yüzde 53, Avrupa’daki büyük kargo göstergesi ise yüzde 64 yükseldi.
Doldurulabilir LPG tüplerine bağımlı haneler için ani fiyat artışı temiz pişirmeyi daha pahalı ve daha belirsiz hale getirebilir. Aileler tüp dolumları arasındaki süreyi uzatabilir veya kömür, gazyağı ya da oduna geri dönebilir. Bu durum yalnızca hane bütçelerini değil; kapalı ortam hava kirliliğini azaltma, yakıt toplama yükünü hafifletme ve ormanlar üzerindeki baskıyı düşürme hedeflerini de tehdit eder.
Etkiler, ithalata bağımlı pazarlarda daha sert hissediliyor. Uluslararası yakıt ve taşımacılık maliyetleri bu ülkelerde daha hızlı biçimde tüketiciye yansıyor. Afrika hükümetleri bir yandan fiyatların yükselmesine izin vererek haneler üzerindeki baskıyı ve enflasyonu artırma, diğer yandan sübvansiyonları genişleterek kamu maliyesini zorlama arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Kıtadaki çeşitli ülkelerde yakıt fiyatlarının arttığı bildirildi.
Yakıt şoku ekonomiye birkaç kanaldan ulaşabilir:
Risk, savaş sırasında görülen en yüksek ham petrol fiyatlarına mutlaka geri dönülmesi değil. Daha büyük tehdit, büyük arz merkezlerinin normal kapasitesinin altında çalıştığı uzun bir dönemde rafine ürünlerin pahalı kalması.
Bu tablo ABD’de taşımacılık, inşaat ve tarım maliyetleri üzerinden; Avro Bölgesi’nde motorin ve jet yakıtı fiyatları üzerinden; Japonya’da ise enerji ithalatı ve üretim girdileri üzerinden enflasyon baskısı yaratabilir. Yüksek fiyatlar hanehalklarının reel gelirini de zayıflatabilir.
ABD korumasındaki bir koridorun Hürmüz Boğazı’ndan sınırlı sayıda tankerin geçişini sağladığı bildiriliyor. Operasyonda geceleri 15-20 tankerin boğaza girip çıktığı ve yaklaşık 10 milyon varil petrolün boğazdan taşındığı öne sürülüyor. Bununla birlikte, diğer denizcilik verileri ağustos ayında trafiğin savaş öncesi günlük ortalamaya göre hâlâ yaklaşık yüzde 90 düşük olduğunu gösteriyor.
Bu iki bilgi birlikte değerlendirildiğinde, ortada normal ticari taşımacılığa dönüşten çok kısmi ve operasyonel açıdan hassas bir erişim olduğu anlaşılıyor. Böyle bir koridor acil arz çöküşü riskini azaltabilir ve Körfez’de bekleyen kargoların hareket etmesine yardımcı olabilir. Ancak rafinerileri onaramaz, LPG ticaretini bir anda eski haline getiremez veya motorin ve jet yakıtı stoklarını hemen yenileyemez.
Yakıt piyasalarında sürdürülebilir bir iyileşme için birkaç gelişmenin aynı anda yaşanması gerekecek: Hürmüz’den güvenli geçişin devam etmesi, Orta Doğu ve Rusya’daki enerji altyapısına yeni saldırıların durması, hasarlı rafinerilerin yeniden çalışması, çatışma dışındaki Asya rafinerilerinin üretimi artırması ve stokları yeniden oluşturacak kadar zaman geçmesi.
Bu nedenle rafine yakıt krizi, Brent petrolündeki geçici düşüşten daha uzun sürebilir. İşleme kapasitesi, deniz taşımacılığı rotaları ve yakıt stokları birlikte toparlanmadığı sürece dünya; ham petrol piyasası görece sakinleşse bile pahalı ve kıt motorin, benzin, jet yakıtı ve LPG ile karşı karşıya kalabilir.