Bu gelişme, Trump yönetiminin yaklaşımını hızlı bir uzlaşma arayışından daha uzun soluklu bir ekonomik ve askerî baskı stratejisine kaydırdı. Washington artık süreyi uzatmak veya İran’ın mevcut koşullarını kabul etmek yerine yaptırımları, deniz ablukasını ve askerî seçeneği pazarlık gücü olarak kullanmaya hazırlanıyor gibi görünüyor.
Haziran mutabakatı, savaşın dört ila beş hafta içinde bitebileceği yönündeki Trump beklentisinin üzerine kurulmuştu. Fakat savaş yaklaşık 24 haftaya ulaşmış durumda; yani başkanın ilk tahmininin çok ötesine geçti. Temmuz sonundan bu yana İran hedeflerine yönelik kamuoyuna açıklanmış yeni ABD saldırılarının görülmemesi, çatışmanın sona erdiği anlamına gelmedi. Aksine savaş, karşılıklı tavizlerden çok kimin daha uzun süre dayanabileceğini ölçen bir ekonomik ve siyasi mücadeleye dönüştü.
Trump, İran’ın anlaşma istediğini ancak kendisinin gerekli gördüğü şartları kabul etmeye yanaşmadığını söyledi. Yönetimin ek süreyi dışlaması, Washington’ın zamanın kendi lehine işlediğine inandığını gösteriyor: İran ekonomisi yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve savaşın maliyeti altında daha fazla zorlandıkça Tahran’ın pazarlık pozisyonunun zayıflayacağı hesaplanıyor.
Diplomatik sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri, ABD tarafındaki açıklamaların birbiriyle çelişmesi oldu. Trump daha önce İran’la görüşmelerin başladığını ve ilerleme sağlandığını öne sürmüştü. Jared Kushner ise Washington ile Tahran arasında “olumlu” ve “aktif” temasların sürdüğünü belirtti.
Ancak Trump daha sonra İran’la herhangi bir görüşme veya konuşma yapılmadığını, yeni bir temasın da planlanmadığını açıkladı. İran Dışişleri Bakanlığı da doğrudan müzakere yürütüldüğünü reddetti; Tahran’a göre mevcut iletişim, aracıların ilettiği mesajlarla sınırlı. İran’ın asıl odağının ise Umman’la Hürmüz’den ticari geçişi düzenleyecek bir anlaşma üzerinde olduğu belirtiliyor.
Bu tablo, “görüşme” ifadesinin taraflarca farklı kullanıldığını düşündürüyor. Washington, arka kapı mesajlaşmalarını diplomatik temas olarak sunarken Tahran bunları doğrudan müzakere saymıyor. Bu belirsizlik, gerçek bir anlaşma zemini oluşup oluşmadığını anlamayı zorlaştırıyor.
Hürmüz Boğazı krizin merkezinde kalmayı sürdürüyor. Trump, ABD’nin su yolunda “tam kontrole” sahip olduğunu ve boğazın açık biçimde işlediğini söylüyor. İran ise boğazın ABD’nin liman ablukasını, yaptırımlarını ve askerî tehditlerini kaldırmaması halinde kapalı kalacağını savunuyor. Deniz taşımacılığına ilişkin haberler de geçişlerin normal seviyelerin çok altında olduğunu ve boğazın fiilen ya da neredeyse tamamen kapalı kaldığını bildiriyor.
Tahran, geçici anlaşmanın uygulanmaması halinde savunma pozisyonundan daha saldırgan bir askerî tutuma geçebileceği uyarısında bulundu. Washington ise İran’a Körfez’e giriş-çıkış üzerinde kontrol sağlayacak herhangi bir düzenlemeyi kabul etmiyor. İran ile Umman arasında ticari gemilerin geçişini düzenlemeye yönelik önerilerin, Tahran’a boğazın girişinde daha fazla yetki verebileceği yönündeki haberler de ABD’nin itirazını artırıyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca bir deniz yolunun açılıp açılmaması değil; güvenlik, yaptırımlar, askerî kontrol ve İran’ın bölgesel nüfuzu konusunda kimin şartlarının geçerli olacağı.
Birleşik Arap Emirlikleri, İran’dan fırlatıldığını öne sürdüğü iki balistik füzenin ardından İran’la tüm ticaret, ticari alışveriş ve finansal işlemleri “bir sonraki duyuruya kadar” askıya aldı. İran ise füze saldırısından sorumlu olmadığını açıkladı.
BAE, yaptırımlar altındaki İran için önemli bir ticaret ve finans bağlantısıydı. Bu bağın kesilmesi; ithalat kanallarını, ödemeleri, dövize erişimi ve yeniden ihracata dayalı ticareti zorlaştırabilir.
Bu karar, ABD’nin ekonomik baskısını tek başına belirlemiyor ancak İran’ın zaten daralan dış ticaret alanını daha da küçültüyor. Ülkede yüksek enflasyon ve artan gıda fiyatlarıyla birleştiğinde dış baskının gündelik hayattaki etkisi ağırlaşabilir; ithalat maliyetleri, temel ürünlere erişim ve hükümet üzerindeki siyasi baskı artabilir.
Ortaya çıkan durum, tarafların birbirlerinin şartlarını kabul etmemesi sayesinde bir süre devam edebilir; fakat bu, istikrarlı bir ateşkes anlamına gelmiyor. ABD ekonomik baskıyı artırabilir ve yeni saldırı seçeneğini masada tutabilir. İran ise Hürmüz’deki deniz taşımacılığını aksatabilir, füze tehdidini sürdürebilir ve gerilimi kontrollü biçimde tırmandırabilir. İranlı üst düzey bir yetkilinin Reuters’a verdiği demeçte, diplomasi başarısız olursa ülkenin “tamamen saldırı” pozisyonuna geçebileceği belirtildi.
Bu nedenle mevcut tablo, kalıcı bir çözümden çok kırılgan bir dengeye işaret ediyor. Taraflar doğrudan savaşa dönmeden baskıyı sürdürebilir; ancak yanlış hesaplama, yeni bir gemi saldırısı, füze olayı veya Hürmüz’deki askerî karşılaşma çatışmayı yeniden büyütebilir.
Piyasalar Hürmüz’deki aksaklığı artık geçici bir şoktan ziyade haftalar, hatta aylar sürebilecek yeni bir gerçeklik olarak fiyatlamaya başladı. Brent petrolü yeniden varil başına 90 dolar civarına yerleşti ve 18 Ağustos’ta 91,02 dolara kadar çıktı.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, savaşın uzama ihtimali ve enflasyon endişeleri ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvili getirisini yüzde 5,327’ye taşıdı. Bu, 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyeye işaret ediyor. Yükselişte savaş ve enerji risklerinin yanı sıra ABD’nin bütçe açığı ve artan borçlanma ihtiyacı da rol oynadı.
Hürmüz’ün kısa sürede açılacağına dair güvenin azalması, ABD’de çip üreticileri ve genel hisse senedi piyasası üzerinde de baskı yarattı. Asya’da yarı iletken şirketlerine duyarlı hisseler, yüksek enerji ve taşımacılık maliyetlerinin küresel üretim talebini ve finansal koşulları bozabileceği endişesiyle geriledi.
Sonuç olarak Trump yönetiminin hızlı bir diplomatik zafer hedefi, anlaşmasız sona eren 60 günlük sürenin ardından uzun süreli bir baskı stratejisine dönüştü. Ancak Washington’ın zamanın kendi lehine işlediği hesabı, İran’ın daha fazla ekonomik sıkıntıya rağmen geri adım atacağı varsayımına dayanıyor. Tahran’ın Hürmüz ve askerî tırmanma seçenekleri ise bu stratejiyi istikrarlı bir çözümden çok, yeni bir çatışma ihtimalini sürekli canlı tutan bir bekleme düzenine çeviriyor.
Bu gelişme, Trump yönetiminin yaklaşımını hızlı bir uzlaşma arayışından daha uzun soluklu bir ekonomik ve askerî baskı stratejisine kaydırdı. Washington artık süreyi uzatmak veya İran’ın mevcut koşullarını kabul etmek yerine yaptırımları, deniz ablukasını ve askerî seçeneği pazarlık gücü olarak kullanmaya hazırlanıyor gibi görünüyor.
Haziran mutabakatı, savaşın dört ila beş hafta içinde bitebileceği yönündeki Trump beklentisinin üzerine kurulmuştu. Fakat savaş yaklaşık 24 haftaya ulaşmış durumda; yani başkanın ilk tahmininin çok ötesine geçti. Temmuz sonundan bu yana İran hedeflerine yönelik kamuoyuna açıklanmış yeni ABD saldırılarının görülmemesi, çatışmanın sona erdiği anlamına gelmedi. Aksine savaş, karşılıklı tavizlerden çok kimin daha uzun süre dayanabileceğini ölçen bir ekonomik ve siyasi mücadeleye dönüştü.
Trump, İran’ın anlaşma istediğini ancak kendisinin gerekli gördüğü şartları kabul etmeye yanaşmadığını söyledi. Yönetimin ek süreyi dışlaması, Washington’ın zamanın kendi lehine işlediğine inandığını gösteriyor: İran ekonomisi yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve savaşın maliyeti altında daha fazla zorlandıkça Tahran’ın pazarlık pozisyonunun zayıflayacağı hesaplanıyor.
Diplomatik sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri, ABD tarafındaki açıklamaların birbiriyle çelişmesi oldu. Trump daha önce İran’la görüşmelerin başladığını ve ilerleme sağlandığını öne sürmüştü. Jared Kushner ise Washington ile Tahran arasında “olumlu” ve “aktif” temasların sürdüğünü belirtti.
Ancak Trump daha sonra İran’la herhangi bir görüşme veya konuşma yapılmadığını, yeni bir temasın da planlanmadığını açıkladı. İran Dışişleri Bakanlığı da doğrudan müzakere yürütüldüğünü reddetti; Tahran’a göre mevcut iletişim, aracıların ilettiği mesajlarla sınırlı. İran’ın asıl odağının ise Umman’la Hürmüz’den ticari geçişi düzenleyecek bir anlaşma üzerinde olduğu belirtiliyor.
Bu tablo, “görüşme” ifadesinin taraflarca farklı kullanıldığını düşündürüyor. Washington, arka kapı mesajlaşmalarını diplomatik temas olarak sunarken Tahran bunları doğrudan müzakere saymıyor. Bu belirsizlik, gerçek bir anlaşma zemini oluşup oluşmadığını anlamayı zorlaştırıyor.
Hürmüz Boğazı krizin merkezinde kalmayı sürdürüyor. Trump, ABD’nin su yolunda “tam kontrole” sahip olduğunu ve boğazın açık biçimde işlediğini söylüyor. İran ise boğazın ABD’nin liman ablukasını, yaptırımlarını ve askerî tehditlerini kaldırmaması halinde kapalı kalacağını savunuyor. Deniz taşımacılığına ilişkin haberler de geçişlerin normal seviyelerin çok altında olduğunu ve boğazın fiilen ya da neredeyse tamamen kapalı kaldığını bildiriyor.
Tahran, geçici anlaşmanın uygulanmaması halinde savunma pozisyonundan daha saldırgan bir askerî tutuma geçebileceği uyarısında bulundu. Washington ise İran’a Körfez’e giriş-çıkış üzerinde kontrol sağlayacak herhangi bir düzenlemeyi kabul etmiyor. İran ile Umman arasında ticari gemilerin geçişini düzenlemeye yönelik önerilerin, Tahran’a boğazın girişinde daha fazla yetki verebileceği yönündeki haberler de ABD’nin itirazını artırıyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca bir deniz yolunun açılıp açılmaması değil; güvenlik, yaptırımlar, askerî kontrol ve İran’ın bölgesel nüfuzu konusunda kimin şartlarının geçerli olacağı.
Birleşik Arap Emirlikleri, İran’dan fırlatıldığını öne sürdüğü iki balistik füzenin ardından İran’la tüm ticaret, ticari alışveriş ve finansal işlemleri “bir sonraki duyuruya kadar” askıya aldı. İran ise füze saldırısından sorumlu olmadığını açıkladı.
BAE, yaptırımlar altındaki İran için önemli bir ticaret ve finans bağlantısıydı. Bu bağın kesilmesi; ithalat kanallarını, ödemeleri, dövize erişimi ve yeniden ihracata dayalı ticareti zorlaştırabilir.
Bu karar, ABD’nin ekonomik baskısını tek başına belirlemiyor ancak İran’ın zaten daralan dış ticaret alanını daha da küçültüyor. Ülkede yüksek enflasyon ve artan gıda fiyatlarıyla birleştiğinde dış baskının gündelik hayattaki etkisi ağırlaşabilir; ithalat maliyetleri, temel ürünlere erişim ve hükümet üzerindeki siyasi baskı artabilir.
Ortaya çıkan durum, tarafların birbirlerinin şartlarını kabul etmemesi sayesinde bir süre devam edebilir; fakat bu, istikrarlı bir ateşkes anlamına gelmiyor. ABD ekonomik baskıyı artırabilir ve yeni saldırı seçeneğini masada tutabilir. İran ise Hürmüz’deki deniz taşımacılığını aksatabilir, füze tehdidini sürdürebilir ve gerilimi kontrollü biçimde tırmandırabilir. İranlı üst düzey bir yetkilinin Reuters’a verdiği demeçte, diplomasi başarısız olursa ülkenin “tamamen saldırı” pozisyonuna geçebileceği belirtildi.
Bu nedenle mevcut tablo, kalıcı bir çözümden çok kırılgan bir dengeye işaret ediyor. Taraflar doğrudan savaşa dönmeden baskıyı sürdürebilir; ancak yanlış hesaplama, yeni bir gemi saldırısı, füze olayı veya Hürmüz’deki askerî karşılaşma çatışmayı yeniden büyütebilir.
Piyasalar Hürmüz’deki aksaklığı artık geçici bir şoktan ziyade haftalar, hatta aylar sürebilecek yeni bir gerçeklik olarak fiyatlamaya başladı. Brent petrolü yeniden varil başına 90 dolar civarına yerleşti ve 18 Ağustos’ta 91,02 dolara kadar çıktı.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, savaşın uzama ihtimali ve enflasyon endişeleri ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvili getirisini yüzde 5,327’ye taşıdı. Bu, 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyeye işaret ediyor. Yükselişte savaş ve enerji risklerinin yanı sıra ABD’nin bütçe açığı ve artan borçlanma ihtiyacı da rol oynadı.
Hürmüz’ün kısa sürede açılacağına dair güvenin azalması, ABD’de çip üreticileri ve genel hisse senedi piyasası üzerinde de baskı yarattı. Asya’da yarı iletken şirketlerine duyarlı hisseler, yüksek enerji ve taşımacılık maliyetlerinin küresel üretim talebini ve finansal koşulları bozabileceği endişesiyle geriledi.
Sonuç olarak Trump yönetiminin hızlı bir diplomatik zafer hedefi, anlaşmasız sona eren 60 günlük sürenin ardından uzun süreli bir baskı stratejisine dönüştü. Ancak Washington’ın zamanın kendi lehine işlediği hesabı, İran’ın daha fazla ekonomik sıkıntıya rağmen geri adım atacağı varsayımına dayanıyor. Tahran’ın Hürmüz ve askerî tırmanma seçenekleri ise bu stratejiyi istikrarlı bir çözümden çok, yeni bir çatışma ihtimalini sürekli canlı tutan bir bekleme düzenine çeviriyor.