BRICS ayrıca gelişmiş ülkelerin iklim finansmanını, özellikle iklim değişikliğine uyum için sağlanan desteği artırması gerektiğini vurguluyor. Grubun siyasi itirazı şu noktada yoğunlaşıyor: Gelişmekte olan ülkelerin ihracatından toplanan kaynaklar, AB bütçesine genel gelir olarak yazılmak yerine bu ülkelerin emisyon azaltımı ve sanayide dönüşüm çabalarını desteklemeli.
CBAM’ın kesin uygulama dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. AB’ye yılda 50 tondan fazla kapsam dahilindeki ürün ithal eden ithalatçıların yetkili CBAM beyan sahibi statüsü alması ve ithal ürünlerin bünyesinde bulunan emisyonlar için sertifika satın alması gerekiyor.
İlk aşamada mekanizma şu ürün gruplarını kapsıyor:
Sistemin amacı, ithal ürünlerin karbon maliyetini AB’de üretilen benzer malların Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) kapsamındaki maliyetiyle dengelemek. İhracatçı ülkede eşdeğer bir karbon bedeli ödenmişse, bu bedelin kanıtlanması halinde CBAM kapsamında dikkate alınabiliyor. Komisyonun açıkladığı sertifika fiyatı 2026’nın ilk çeyreği için ton başına 75,36 avro, ikinci çeyreği için ise 75,28 avro oldu.
Çelik ve alüminyum doğrudan CBAM kapsamındaki, üretimi yüksek miktarda emisyon yaratabilen sektörler arasında yer alıyor. Bu ürünleri AB’ye satan şirketler yalnızca ilave karbon maliyetiyle değil, aynı zamanda emisyonların ölçülmesi, doğrulanması ve belgelenmesi gibi idari yüklerle de karşılaşıyor. Gerekli verilerin sunulamaması halinde AB’nin varsayılan emisyon değerlerine başvurulması ihracatçıların maliyetini artırabilir.
Bu durum, karbon yoğun ürünleri AB pazarına gönderen Hindistan, Güney Afrika ve Çin’deki üreticiler açısından özellikle önemli. Dünya Bankası’na atıf yapan bir politika değerlendirmesine göre CBAM, gelişmekte olan ülkelerin yıllık 16 milyar dolar değerindeki ihracatını etkileyebilir. Ancak bu rakam söz konusu üç ülkeye özel bir tahmin değil.
CBAM’ın 2030’da yaratacağı gelire ilişkin tek ve kesin bir rakam bulunmuyor. Çalışmalardaki tahminler önemli ölçüde farklılaşıyor: Bir tahmin 2028’den itibaren yıllık 1,5 milyar avro, başka bir tahmin yaklaşık 2,1 milyar avro öngörürken, mevcut kapsamın 2030’daki olası gelirini 5 ila 9 milyar avro aralığında hesaplayan çalışmalar da var.
Kesin olan nokta, CBAM gelirlerinin AB bütçesine aktarılmasının planlanması. BRICS’in itirazı ise bu gelirlerin, karbon maliyetiyle karşılaşan gelişmekte olan ülkelerin iklim yatırımlarına ve sanayi dönüşümüne yönlendirilmesi gerektiği yönünde.
Mali etki de bir anda ortaya çıkmıyor. AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki ücretsiz tahsislerin azaltılmasına paralel olarak CBAM katsayısı kademeli biçimde yükseliyor: 2026’da yüzde 2,5, 2027’de yüzde 5, 2028’de yüzde 10, 2029’da yüzde 22,5 ve 2030’da yüzde 51,5. Bu nedenle 2030 gelirini bugünden kesin biçimde hesaplamak; karbon fiyatlarına, ithalat hacmine, doğrulanmış emisyonlara ve mekanizmanın gelecekteki kapsamına bağlı.
Bakanlar düzeyindeki siyasi kınama, tek başına Dünya Ticaret Örgütü’nde (WTO) açılmış bir dava anlamına gelmiyor. Resmî bir itiraz için bir üye ülkenin önce istişare talep etmesi, sonuç alınamazsa panel sürecine başvurması gerekir.
Olası bir hukuk mücadelesinde temel soru, CBAM’ın ithal ürünlere veya yabancı üretim yöntemlerine fiilen ayrımcılık yapıp yapmadığı olur. AB ise mekanizmanın kendi üreticilerine uygulanan karbon maliyetini yansıttığını, başka ülkelerde ödenen karbon bedellerini hesaba kattığını ve çevre hedefi taşıdığını savunabilir. Bu savunma, GATT kapsamındaki çevre istisnalarıyla ilişkilendirilebilir.
Mevcut materyal, Güney Afrika’nın bir şikâyetle ilgilenebileceğine; Hindistan, Çin ve Brezilya’nın ise hukuki ve adalet temelli kaygılar dile getirdiğine işaret ediyor. Ancak Çin’in CBAM’a özgü bir WTO davası açtığı veya BRICS ülkelerinin ortak bir WTO süreci başlattığı doğrulanmış değil.
AB ile yürütülen ticaret müzakereleri veya imzalanan anlaşmalar, istişare, teknik iş birliği ve uyarlama için kanallar oluşturabilir. Ancak bunlar WTO’da ayrı bir itiraz başlatılmasını otomatik olarak engellemez.
En ihtiyatlı değerlendirme şu: Sert söylemin hukuki ve ticari gerilime dönüşmesi, özellikle sertifika yükümlülükleri arttıkça mümkün. Fakat eldeki kanıtlar, koordineli bir BRICS WTO davasının şimdiden kurulduğunu göstermiyor.
Genişleyen BRICS’in ekonomik ağırlığı, tartışmayı siyasi açıdan da önemli kılıyor. Grup; büyük emtia, metal ve imalat ihracatçılarını bir araya getiriyor. Buna karşın mevcut kaynaklar, BRICS’in küresel ticaretteki payına ilişkin burada kesin bir yüzde vermek için yeterli doğrulanmış veri sunmuyor.
BRICS ayrıca gelişmiş ülkelerin iklim finansmanını, özellikle iklim değişikliğine uyum için sağlanan desteği artırması gerektiğini vurguluyor. Grubun siyasi itirazı şu noktada yoğunlaşıyor: Gelişmekte olan ülkelerin ihracatından toplanan kaynaklar, AB bütçesine genel gelir olarak yazılmak yerine bu ülkelerin emisyon azaltımı ve sanayide dönüşüm çabalarını desteklemeli.
CBAM’ın kesin uygulama dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. AB’ye yılda 50 tondan fazla kapsam dahilindeki ürün ithal eden ithalatçıların yetkili CBAM beyan sahibi statüsü alması ve ithal ürünlerin bünyesinde bulunan emisyonlar için sertifika satın alması gerekiyor.
İlk aşamada mekanizma şu ürün gruplarını kapsıyor:
Sistemin amacı, ithal ürünlerin karbon maliyetini AB’de üretilen benzer malların Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) kapsamındaki maliyetiyle dengelemek. İhracatçı ülkede eşdeğer bir karbon bedeli ödenmişse, bu bedelin kanıtlanması halinde CBAM kapsamında dikkate alınabiliyor. Komisyonun açıkladığı sertifika fiyatı 2026’nın ilk çeyreği için ton başına 75,36 avro, ikinci çeyreği için ise 75,28 avro oldu.
Çelik ve alüminyum doğrudan CBAM kapsamındaki, üretimi yüksek miktarda emisyon yaratabilen sektörler arasında yer alıyor. Bu ürünleri AB’ye satan şirketler yalnızca ilave karbon maliyetiyle değil, aynı zamanda emisyonların ölçülmesi, doğrulanması ve belgelenmesi gibi idari yüklerle de karşılaşıyor. Gerekli verilerin sunulamaması halinde AB’nin varsayılan emisyon değerlerine başvurulması ihracatçıların maliyetini artırabilir.
Bu durum, karbon yoğun ürünleri AB pazarına gönderen Hindistan, Güney Afrika ve Çin’deki üreticiler açısından özellikle önemli. Dünya Bankası’na atıf yapan bir politika değerlendirmesine göre CBAM, gelişmekte olan ülkelerin yıllık 16 milyar dolar değerindeki ihracatını etkileyebilir. Ancak bu rakam söz konusu üç ülkeye özel bir tahmin değil.
CBAM’ın 2030’da yaratacağı gelire ilişkin tek ve kesin bir rakam bulunmuyor. Çalışmalardaki tahminler önemli ölçüde farklılaşıyor: Bir tahmin 2028’den itibaren yıllık 1,5 milyar avro, başka bir tahmin yaklaşık 2,1 milyar avro öngörürken, mevcut kapsamın 2030’daki olası gelirini 5 ila 9 milyar avro aralığında hesaplayan çalışmalar da var.
Kesin olan nokta, CBAM gelirlerinin AB bütçesine aktarılmasının planlanması. BRICS’in itirazı ise bu gelirlerin, karbon maliyetiyle karşılaşan gelişmekte olan ülkelerin iklim yatırımlarına ve sanayi dönüşümüne yönlendirilmesi gerektiği yönünde.
Mali etki de bir anda ortaya çıkmıyor. AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki ücretsiz tahsislerin azaltılmasına paralel olarak CBAM katsayısı kademeli biçimde yükseliyor: 2026’da yüzde 2,5, 2027’de yüzde 5, 2028’de yüzde 10, 2029’da yüzde 22,5 ve 2030’da yüzde 51,5. Bu nedenle 2030 gelirini bugünden kesin biçimde hesaplamak; karbon fiyatlarına, ithalat hacmine, doğrulanmış emisyonlara ve mekanizmanın gelecekteki kapsamına bağlı.
Bakanlar düzeyindeki siyasi kınama, tek başına Dünya Ticaret Örgütü’nde (WTO) açılmış bir dava anlamına gelmiyor. Resmî bir itiraz için bir üye ülkenin önce istişare talep etmesi, sonuç alınamazsa panel sürecine başvurması gerekir.
Olası bir hukuk mücadelesinde temel soru, CBAM’ın ithal ürünlere veya yabancı üretim yöntemlerine fiilen ayrımcılık yapıp yapmadığı olur. AB ise mekanizmanın kendi üreticilerine uygulanan karbon maliyetini yansıttığını, başka ülkelerde ödenen karbon bedellerini hesaba kattığını ve çevre hedefi taşıdığını savunabilir. Bu savunma, GATT kapsamındaki çevre istisnalarıyla ilişkilendirilebilir.
Mevcut materyal, Güney Afrika’nın bir şikâyetle ilgilenebileceğine; Hindistan, Çin ve Brezilya’nın ise hukuki ve adalet temelli kaygılar dile getirdiğine işaret ediyor. Ancak Çin’in CBAM’a özgü bir WTO davası açtığı veya BRICS ülkelerinin ortak bir WTO süreci başlattığı doğrulanmış değil.
AB ile yürütülen ticaret müzakereleri veya imzalanan anlaşmalar, istişare, teknik iş birliği ve uyarlama için kanallar oluşturabilir. Ancak bunlar WTO’da ayrı bir itiraz başlatılmasını otomatik olarak engellemez.
En ihtiyatlı değerlendirme şu: Sert söylemin hukuki ve ticari gerilime dönüşmesi, özellikle sertifika yükümlülükleri arttıkça mümkün. Fakat eldeki kanıtlar, koordineli bir BRICS WTO davasının şimdiden kurulduğunu göstermiyor.
Genişleyen BRICS’in ekonomik ağırlığı, tartışmayı siyasi açıdan da önemli kılıyor. Grup; büyük emtia, metal ve imalat ihracatçılarını bir araya getiriyor. Buna karşın mevcut kaynaklar, BRICS’in küresel ticaretteki payına ilişkin burada kesin bir yüzde vermek için yeterli doğrulanmış veri sunmuyor.