BOJ, temmuz sonunda politika faizini %1’de sabit tuttu. Ancak banka, çekirdek eğilimdeki enflasyonun hedefin üzerine çıkabileceği uyarısında bulundu ve gelecekteki politika tartışmalarında yukarı yönlü fiyat risklerine daha fazla odaklanacağını bildirdi.
Temmuz ayı toptan fiyat verileri de fiyat baskısının ekonominin daha geniş bir bölümüne yayıldığına işaret etti. Bu gelişmeler, nominal faiz %1’de kalsa bile enflasyon dikkate alındığında reel faizlerin hâlâ destekleyici, yani ekonomiyi frenlemekten uzak olabileceği görüşünü güçlendiriyor.
Mizuho’nun küresel piyasalar bölümünün eş başkanı Kenya Koshimizu, yenin zayıflığı ve enflasyon nedeniyle eylülde faiz artışı ihtimalinin “oldukça yüksek” olduğunu söyledi. Koshimizu, BOJ’un faiz artırımları arasındaki süreyi kısaltabileceğini ve yıl sonuna kadar iki ek 25 baz puanlık artış yapılması hâlinde politika faizinin %1,5’e ulaşabileceğini öngörüyor.
Bu senaryo, bankanın resmi yönlendirmesi değil, önemli bir piyasa katılımcısının tahmini. BOJ’un nihai faiz seviyesinin %1,5, %1,75 veya %2’nin üzerinde olup olmayacağı konusunda analistler arasında uzlaşma bulunmuyor.
Japonya ve ABD’nin temmuz sonunda gerçekleştirdiği nadir ortak yen alım müdahalesi, Tokyo’nun kurdaki zayıflığı ciddi bir risk olarak gördüğünü ortaya koydu. Müdahalenin boyutuna ilişkin tahminler farklılaşsa da operasyon, yenin dört on yılın en düşük seviyelerine yaklaşmasının ardından geldi.
Müdahale kısa vadede yene zaman kazandırdı; ancak kazanımların bir bölümü geri verildi ve yen dolar karşısında yaklaşık 159,20-159,30 seviyelerinde işlem görmeye devam etti. 160 seviyesi piyasada önemli bir eşik olarak görülüyor.
Analistlere göre yalnızca döviz piyasasına müdahale etmek, ABD ile Japonya arasındaki geniş faiz farkının yarattığı temel baskıyı kalıcı biçimde ortadan kaldırmayabilir. Bu nedenle BOJ’un daha hızlı faiz artırımları sinyali vermesi, kur politikasını destekleyen daha kalıcı bir araç olarak değerlendiriliyor.
Bununla birlikte, yeni bir müdahale ihtimali eylül faiz artışının aciliyetini geçici olarak azaltabilir. Ters yönden bakıldığında ise müdahalelerin etkisinin hızla zayıflaması, para politikasının kurdaki temel nedeni—yüksek getiri farkını—hedeflemesi yönündeki baskıyı artırabilir.
ABD’de daha yumuşak ekonomik aktivite, ılımlı enflasyon ve zayıflayan perakende satışlar, Federal Reserve’ün yakın vadede faiz artıracağı beklentisini azalttı. 14 Ağustos itibarıyla piyasalar Fed’in eylülde faiz artırma ihtimalini yaklaşık %31, aralığa kadar artırma ihtimalini ise %69 olarak fiyatladı.
BOJ faiz artırırken Fed’in beklemesi, iki ülkenin para politikası arasındaki beklenen farkı Japonya açısından daha az olumsuz hâle getirebilir ve yene destek verebilir. Ancak ABD ile Japonya arasındaki faiz farkı yine de yüksek kalacağından, bunun tek başına kalıcı bir kur dönüşü sağlaması garanti değil.
Japonya ekonomisi nisan-haziran döneminde bir önceki çeyreğe göre yalnızca %0,3 büyüdü. Yıllıklandırılmış büyüme %1,1’de kaldı ve %2’lik piyasa beklentisinin altında gerçekleşti. Hanehalkı harcamaları ile şirket yatırımlarındaki zayıflık, toparlanmanın kırılgan olduğunu gösterdi.
Normal koşullarda bu tür bir büyüme verisi, merkez bankasının faiz artırma planını ertelemesi yönünde baskı yaratabilir. Ancak Reuters, zayıf ikinci çeyrek verisinin tek başına BOJ’un yakın vadede faiz artırma ihtimalini ortadan kaldırmasının beklenmediğini bildirdi. Bunun nedeni, enflasyon ve yen baskısının büyüme riskleriyle aynı anda ağır basması.
BOJ’un mevcut yaklaşık iki artışlık yıllık temposundan çeyreklik faiz artırımlarına geçmesi, enflasyonun ve yen üzerindeki baskının devam etmesine bağlı görünüyor. Daha sık artış beklentisinin önündeki engeller arasında zayıf iç talep, yüksek kamu borcu ve yükselen tahvil getirilerinin Japonya’nın maliyesi üzerindeki hassas etkileri bulunuyor.
Uzun vadeli “nihai faiz” tahminleri de önemli ölçüde farklılaşıyor. Bunun temel nedeni, Japonya’daki nötr faiz oranının—ekonomiyi ne canlandıran ne de daraltan teorik seviyenin—kesin olarak bilinmemesi. Sermaye yatırımları verimlilik artışını kalıcı hâle getirirse bu oran yükselebilir ve BOJ’un ulaşabileceği nihai faiz seviyesi için daha yüksek tahminleri destekleyebilir. Ancak mevcut kanıtlar, BOJ’un %1,5, %1,75 ya da %2’nin üzeri gibi belirli bir hedefte uzlaştığını göstermiyor.
Mevcut kanıtlar, BOJ’un 17-18 Eylül toplantısında faiz artırma ihtimalinin anlamlı ölçüde yükseldiğine işaret ediyor. Piyasa fiyatlaması, Reuters kaynaklarının değerlendirmeleri, enflasyon baskısı ve yenin müdahaleye rağmen zayıf seyri bu beklentiyi destekliyor.
Buna karşılık, zayıf büyüme, Japonya’nın mali hassasiyetleri ve olası yeni kur müdahaleleri kararın önündeki başlıca riskler. Bu nedenle eylül artışı güçlü bir senaryo olsa da kesinleşmiş değil; faiz artırımlarının çeyreklik düzene geçmesi ve yıl sonunda faizin %1,5’e ulaşması ise enflasyon ile yen baskısının kalıcılığına bağlı koşullu beklentiler olarak görülmeli.