Bu yaklaşım, Trump’ın 2018’deki politikasını hatırlattı. O dönemde de ABD-Güney Kore tatbikatları pahalı ve kışkırtıcı olarak tanımlanmış, Kim’le diplomatik temas kurmak amacıyla askeri faaliyetlerin askıya alınması gündeme gelmişti. 2026’daki kararda ise Güney Kore’nin İran konusunda Washington’a destek vermemesi, Kore Yarımadası’ndaki askeri işbirliğiyle doğrudan ilişkilendirildi.
Bu nedenle karar, müzakere edilmiş bir silah kontrolü adımından ziyade, ani ve siyasi bir mesaj olarak göründü. Washington bir askeri faaliyeti tek taraflı olarak azaltırken Pyongyang’dan bunun karşılığında ne beklendiği de netleştirilmedi.
Ulchi Freedom Shield yalnızca klasik kara harekâtı provası değil. 2026 programında insansız hava araçlarına, GPS sistemlerinin devre dışı bırakılmasına ve siber saldırılara karşı eğitimler de yer alıyordu. Tatbikata yaklaşık 18.000 Güney Kore askerinin katılması bekleniyordu.
Bu tür ortak tatbikatlar, müttefik kuvvetlerin yalnızca sahadaki manevralarını değil; iletişim kanallarını, komuta düzenini, takviye süreçlerini ve birlikte çalışabilirliğini de test ediyor. Tatbikatların kapsamının azaltılması, bu sistemlerin baskı altında denenmesi için daha az fırsat anlamına gelebilir.
Karar ayrıca güvenlik ortamının kötüleştiği bir dönemde geldi. Kuzey Kore’nin Rusya’yla askeri ilişkilerini genişlettiği ve modern savaş deneyimlerinden yararlandığı yönündeki değerlendirmeler, tatbikatların neden güncellendiğine ilişkin tartışmanın merkezindeydi. Pyongyang ise tatbikatları önceki yıla göre daha kışkırtıcı bulduğunu açıklamış ve nükleer caydırıcılığını güçlendireceğini söylemişti.
Dolayısıyla tartışma yalnızca kaç eğitim faaliyeti yapılacağıyla ilgili değildi. Müttefiklerin yeni savaş biçimlerine karşı ne kadar hazır olduğu ve ABD’nin Güney Kore’ye güvenlik taahhüdünün siyasi anlaşmazlıklardan ne ölçüde etkilenebileceği de sorgulanmaya başladı.
Güney Kore’nin ilk tepkisi temkinliydi. Cumhurbaşkanlığı ofisi, Trump’ın Kim Jong-un’la ilişkisinin Washington ile Pyongyang arasında anlamlı bir diyaloğa katkı sunmasını umduğunu açıkladı.
Ancak Devlet Başkanı Lee Jae Myung kısa süre sonra diplomatik beklentiyi daha güçlü bir savunma çizgisiyle birlikte ele aldı. Lee; Güney Kore’nin bağımsız savunma kapasitesinin geliştirilmesini, nükleer enerjili denizaltı programında daha hızlı ilerlenmesini ve savaş dönemindeki operasyonel kontrolün Güney Kore’ye devrinin tamamlanmasını destekledi. Bununla birlikte ABD-Güney Kore tatbikatlarının savunma amaçlı olduğunu ve Kuzey Kore’yi hedef almadığını yineledi.
Bu iki tutum birbiriyle çelişmek zorunda değil. Seul, diyalog ihtimalini desteklerken ABD’nin güvenlik kararlarının Washington’da aniden değişebileceği ihtimaline karşı kendi askeri özerkliğini artırmaya çalışıyor olabilir. Kararın Güney Kore’de yarattığı temel sonuç da bu ikili yaklaşım oldu: Diplomasi sürdürülsün, fakat savunma planları tek bir siyasi kararın belirsizliğine bırakılmasın.
Kuzey Kore, tatbikatların azaltılmasını müzakerelere dönmek için yeterli bir zemin olarak görmedi. Pyongyang, ABD ve Güney Kore’nin Ulchi Freedom Shield tatbikatını hâlâ acil ve doğrudan bir askeri tehdit olarak niteledi; kendini savunma hakkını kullanmayı sürdüreceğini açıkladı.
Buradaki temel sorun karşılıklılık eksikliğiydi. ABD, caydırıcılık açısından önemli gördüğü bir faaliyetin bir bölümünü azaltmış olsa da Kuzey Kore’nin silah denemelerini durduracağına, askeri programlarını sınırlayacağına veya nükleer silahsızlanma görüşmelerine döneceğine dair bildirilmiş bir taahhüt bulunmuyordu.
Kim’in yeniden görüşmelere dönmesi için Washington’ın çok daha büyük tavizler vermesi gerekebileceği değerlendirildi. Bunlar yaptırımların gevşetilmesi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının değiştirilmesi ya da Kuzey Kore’nin nükleer statüsüne ilişkin yaklaşımın yeniden ele alınması gibi başlıkları içerebilir. Ancak bunların hiçbiri, tatbikatların ani biçimde küçültülmesiyle otomatik olarak ortaya çıkmış değil.
Trump’ın olumlu mesajları veya yeni bir zirve ihtimali doğrudan temas sağlayabilir. Fakat temas, anlaşma anlamına gelmiyor. Kalıcı bir diplomasi için karşılıklı yükümlülükler, müzakere çerçevesi ve uyumun doğrulanmasını sağlayacak mekanizmalar gerekiyor.
Trump’ın hamlesi, Kuzey Kore’nin işgal hazırlığı olarak sunduğu bir faaliyeti azaltarak dar kapsamlı bir diplomatik fayda hedefledi. Buna karşılık üç önemli risk ortaya çıktı:
Trump’ın kararı Kim Jong-un’a ulaşma isteğini göstermiş olabilir; ancak bu isteği destekleyecek düzenli ve karşılıklı bir müzakere süreci ortaya koymadı. Tatbikatların azaltılması, Kuzey Kore’nin güvenlik kaygılarını yatıştırmak yerine ABD’nin ittifak taahhüdünü daha işlemsel ve değişken gösterebilir. Bu da Seul’ü daha fazla askeri özerklik arayışına iterken Pyongyang’a nükleer ve füze kapasitesinden vazgeçmesi için güçlü bir neden sunmayabilir.
Asıl ders, diplomasiyle askeri hazırlığın birbirine tamamen zıt olmadığıdır. Tatbikat azaltımı, karşılıklı ve doğrulanabilir bir anlaşmanın parçası olduğunda görüşmelere alan açabilir. Ancak başka bir siyasi anlaşmazlıkla ilişkilendirilmiş, son dakika alınmış ve karşılığında herhangi bir Kuzey Kore taahhüdü bulunmayan tek taraflı bir adımın kalıcı sonuç üretme ihtimali oldukça sınırlı görünüyor.