Hebron’daki ambulans saldırısı, Filistinli sağlık çalışanlarını ilgilendiren başka olayların ardından geldi.
7 Ağustos’ta Beytüllahim yakınlarında daha önce yaşanan bir olaya müdahale eden başka bir ambulansın da yerleşimciler tarafından taşlandığı bildirildi. PRCS, araçta hasar oluştuğunu, ekibe biber gazı sıkıldığını ve iki paramediğin yaralandığını açıkladı.
Bunun ardından, Hebron’un kuzeydoğusundaki Sa’ir yakınlarında 26 yaşındaki Filistinli hemşire Muhammed Nabil el-Mutavvar vuruldu. Filistinli sağlık ve hemşirelik kuruluşlarına dayanan haberlere göre kurşun omuriliğinde ağır hasara yol açtı ve hemşire kalıcı olarak felç kaldı.
Bu olaylar, şiddetin yalnızca hastaları ve bölge sakinlerini değil, acil sağlık hizmetini mümkün kılan personeli ve araçları da etkilediğini gösteriyor. Ancak saldırıların koordineli bir devlet politikası olduğu veya devlet kurumlarının bunlardaki rolü gibi daha geniş sonuçlara varmak için ayrıca kanıt gerekiyor.
Birleşmiş Milletler ve BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) verileri, Filistinlilerin yaralanmasına ya da mülklerin zarar görmesine yol açan saldırıların son yıllarda sürekli arttığına işaret ediyor:
Bu rakamlar farklı dönemleri, tanımları ve kesim tarihlerini kapsadığı için birebir aynı değil. Ancak genel yön aynı: can kaybı, yaralanma, mülk hasarı ve zorunlu yerinden edilmeyle sonuçlanan yerleşimci saldırıları 2026’da önceki yıllara göre daha yüksek bir hızla gerçekleşiyordu. OCHA’nın yılın ilk dört ayı için verdiği yaklaşık aylık 190 saldırı ortalaması da bu hızlanmaya işaret ediyor.
Bir ambulansa saldırı iki katmanlı zarar yaratıyor. İlk olarak sağlık çalışanları yaralanabiliyor ve araç kullanılamaz hale gelebiliyor. İkinci olarak ambulanstaki hastanın tedavisi gecikebiliyor ya da tamamen engellenebiliyor. Ayrıca ekiplerin şiddet yaşanan bölgelere ulaşma imkânı ve güveni azalıyor.
PRCS bu nedenle sağlık ekiplerinin hedef alınmasını ve insani çalışmalarının engellenmesini uluslararası insancıl hukukun ihlali olarak nitelendirdi. Bu, derneğin değerlendirmesi; mevcut kaynaklarda söz konusu saldırıya ilişkin bağımsız bir hukuki karar yer almıyor.
Hebron’daki olay, Batı Şeria genelinde bildirilen daha geniş bir şiddet tablosunun parçası olarak görülüyor. Bu tabloda ailelere ve evlere yönelik saldırılar, mülklerin tahrip edilmesi, yerinden edilme ve temel ihtiyaçlara erişimin engellenmesi de yer alıyor. Örneğin Kusra’daki kuşatma sırasında yerleşimcilerin, su ve elektriğin kesilmesinin ardından Filistinlilere ait evleri çevrelediği bildirildi. Papa Leo, Filistinli sivillere yönelik tekrarlanan şiddetin sona ermesi çağrısı yaparken ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Kusra’daki kuşatmayı “korkunç bir terör eylemi” olarak tanımladı.
Hebron’daki ambulans saldırısının doğrudan sonuçları açık: iki paramedik yaralandı, ambulans kullanılamaz hale geldi ve bir hastanın nakli aksadı. Daha geniş veriler ise sivillere ve sağlık hizmetlerine yönelik saldırıların işgal altındaki Batı Şeria’da hızla kötüleşen bir yerleşimci şiddeti ortamında gerçekleştiğini gösteriyor.