Kuzey Kore’nin 19 Ağustos tarihli açıklamasında Trump’ın emrine değinilmedi. Bunun yerine devlet medyası, tatbikatı askeri tehdit olarak niteledi ve Pyongyang’ın “gelişmiş yeni güç” de dahil olmak üzere kendini savunma hakkını kullanmayı sürdüreceğini bildirdi.
Bu sessizlik, tek başına gizli bir hesaplamanın kanıtı değil. Ancak Pyongyang’ın daha geniş mesajlaşma çizgisiyle uyumlu. Trump’ın kararını kabul etmek, Kuzey Kore’nin bir ABD tavizi kopardığı veya Trump’ın Kim’le kişisel temasının sonuç verdiği iddiasını güçlendirebilirdi. Emri görmezden gelmek ise odağı tatbikatın nihai ölçeğinden çok ABD-Güney Kore ittifakının varlığına taşıdı. Böylece silah geliştirme programı, tatbikat küçültülse bile gerekli gösterilebildi.
Trump’ın gerekçeleri de kararın niteliği açısından önemli. ABD katılımındaki azaltma, kamuoyuna Kuzey Kore’yle karşılıklı olarak müzakere edilmiş bir güven artırıcı önlem şeklinde sunulmadı; maliyet ve Seul’ün İran operasyonlarına katılmamasıyla ilişkilendirildi.
Bu ayrım, kararın ne gösterdiğini sınırlandırıyor. Tatbikatların küçültülmesi müttefiklerin hazırlık düzeyi ve savunma koordinasyonu konusunda belirsizlik yaratabilir; ancak tek başına ABD’nin caydırıcılık politikasında kalıcı bir değişim veya Washington ile Pyongyang arasında ortak bir süreç bulunduğu anlamına gelmez. Analistler ve haber kaynakları, Kuzey Kore’ye karşı benzer bir taviz alınmadan tatbikatların azaltılmasının Kim’e avantaj sağlayabileceği konusunda da uyarıda bulundu.
Pyongyang açısından siyasi kazanç ise açık: Tartışma, Washington ile Seul’ün bölündüğü izlenimini güçlendirme ve askeri baskının hâlâ temel sorun olduğunu savunma fırsatı sunuyor.
Güney Kore, önceki yaklaşımın sınırları karşısında “önce silahsızlanma” politikasından “önce barış” politikasına yöneliyor. Yeni çerçeve, nihai hedef olarak Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılmasını korurken ilk aşamada karşılıklı adımlarla Kuzey Kore’nin nükleer programının dondurulmasını önceliklendiriyor.
Bu yaklaşım, Kuzey Kore’nin kalıcı nükleer statüsünü kabul etmekten çok mevcut koşullarda riski yönetme arayışı. Teorik olarak doğrulanabilir bir dondurma, nükleer kapasitenin daha fazla büyümesini yavaşlatabilir ve daha kapsamlı silah kontrolü ya da barış görüşmeleri için alan açabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için denetim, karşılıklı tavizler ve sınırlamaları kabul etmeye hazır bir müzakere ortağı gerekiyor.
Kim’in şubat ayındaki tutumu ise farklı bir yöne işaret ediyor. Pyongyang, nükleer statüsünü müzakerelerin başlangıcında vazgeçilecek bir unsur olarak değil, Washington’ın ilişkileri geliştirmeden önce kabul etmesi gereken bir gerçek olarak sunuyor.
2019’da Trump-Kim görüşmelerinin çökmesinden bu yana Kuzey Kore, ABD ve Güney Kore’nin diyaloğu yeniden başlatma girişimlerini büyük ölçüde görmezden geldi. ABD Kongresi Araştırma Servisi’ne göre ülkenin büyüyen askeri ve nükleer kapasitesi, Rusya’yla genişleyen ortaklığı ve Çin’le iyileşen ilişkileri, Pyongyang’a ABD ve müttefikleriyle karşı karşıya gelme konusunda daha fazla güven verebilir.
Kuzey Kore, Rusya’yla ilişkilerini de derinleştirdi. Kim ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iş birliğini yeniden teyit ederken, haberlerde Pyongyang’ın Moskova’yla askeri bağları ve bu ilişkilerin sağlayabileceği savaş alanı deneyimi öne çıkarıldı.
Bu gelişmeler, Kim’in bir dönem diplomatik pazarlığın temel unsurlarından biri olan yaptırım rahatlamasına bağımlılığını azaltıyor. Aynı zamanda gelecekteki kapasite artışını sınırlayan, mevcut nükleer cephaneliği ise fiilen kabul eden bir silah kontrolü anlaşmasını Pyongyang açısından daha cazip hale getiriyor. Bu model, nükleer silahların hemen ve tamamen tasfiye edilmesinden çok Kuzey Kore’nin mevcut gücünü pazarlık kozu olarak kullanmasına dayanıyor.
Trump, Kim’in kendisine yönelik girişimlerine yanıt verdiğini söyledi; ancak bu yanıtın niteliği veya üzerinde uzlaşılan bir müzakere gündemi hakkında ayrıntı vermedi. Tatbikatların azaltılması diplomatik bir pencere açabilir, fakat temel anlaşmazlığı çözmüyor.
Washington ve Seul, uzun vadeli silahsızlanma hedefini korurken karşılıklı tavizlerle geçici bir nükleer dondurmayı destekleyip destekleyemeyeceklerine karar vermek zorunda. Pyongyang’ın ise nükleer statüsünün koşulsuz biçimde tanınmasını istemek yerine doğrulanabilir sınırlamaları kabul etmesi gerekecek. Kuzey Kore’nin 2019’dan bu yana görüşmelere dönme konusundaki isteksizliği, olası bir zirvenin sonucunu belirsiz bırakıyor.
Bu nedenle mevcut tablo, yakın bir diplomatik atılımdan çok asimetrik bir pazarlığa işaret ediyor. Washington ve Seul gerilimi düşürmenin yollarını ararken Pyongyang, Seul’e karşı sert tutumunu sürdürüyor, Washington’a koşullu bir iletişim kanalı bırakıyor ve önceki Trump-Kim sürecine kıyasla daha güçlü bir askeri konumdan pazarlık yapıyor.