Küresel yapay zekâ altyapısına yapılan yatırımlar, veri merkezlerinde kullanılan çipler ve diğer yüksek teknolojili parçalar için siparişleri artırıyor. Çin’in yüksek teknoloji ürünleri ihracatı ilk yedi ayda yaklaşık yüzde 41 yükselirken elektronik ve makine ihracatı yüzde 26 arttı. Araç sevkiyatlarındaki artış ise yüzde 55 oldu.
Entegre devre ihracatının değer bazında geçen yılın aynı dönemine göre neredeyse iki katına çıkması, yapay zekâ ekonomisinin Çin’in dış satışları üzerindeki etkisini gösteren en dikkat çekici verilerden biri.
Mekanik ve elektrikli ürün ihracatı ocak-temmuz döneminde 11,12 trilyon yuana ulaştı. Bu kategori, Çin’in toplam ihracatının yüzde 63,8’ini oluşturdu ve yıllık bazda yüzde 21,2 büyüdü.
Buradaki önemli nokta, Çin’in yalnızca nihai tüketici ürünleri ihraç etmemesi. Elektronik, endüstriyel makineler, araçlar, elektrikli ulaşım bileşenleri ve düşük karbonlu enerji ekipmanları gibi sanayide dönüşümü mümkün kılan ürünler de dış satımın temel unsurları haline geliyor. Büyük üretim ölçeği, yoğun tedarikçi ağları ve imalat yatırımlarının sürmesi, yuanın değer kazanmasına ve ticaret engellerine rağmen bu sektörlerin rekabet gücünü korumasına yardımcı oluyor.
Yüksek katma değerli ihracatın avantajı, yapay zekâ elektroniği, makine ve elektrikli ulaşım ürünlerine yönelik talebin tek bir pazara bağlı olmaması. Bu ürünler dünya genelinde sanayi yatırımları ve enerji dönüşümüyle bağlantılı olduğu için ihracat sepetini geleneksel mallara kıyasla daha dayanıklı kılabiliyor.
Ne var ki başarının kendisi yeni bir sorun yaratıyor. Çin’in temmuz ayındaki ticaret fazlası 112,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Çin’in ihracatındaki hızlı artış sürerken, büyük ticaret ortakları ülkeye giren Çin mallarını sınırlamanın yollarını arıyor. Bu nedenle yüksek teknoloji ve yeşil ürünlerdeki ilerleme, pazar erişimi, sübvansiyonlar, kapasite fazlası ve güvenlik açısından hassas teknolojiler konusundaki tartışmaları da sertleştiriyor.
Dünya Bankası’na göre teknoloji yoğun ürünlere yönelik güçlü dış talep, zayıf iç talebi kısmen telafi etti. Bu durum ihracatın büyümeyi desteklediğini gösterse de Çinli üreticilerin dış pazarlara görece yüksek ölçüde bağımlı kalmaya devam ettiğine işaret ediyor.
Başka bir ifadeyle, ihracatın niteliği yükseliyor; fakat büyümenin iç tüketimle daha dengeli bir yapıya kavuştuğu henüz söylenemiyor. Dış talepte yaşanabilecek bir yavaşlama veya yeni ticaret kısıtlamaları, üreticiler üzerindeki baskıyı artırabilir.
Mevcut veriler, Çinli şirketlerin küresel tedarik zincirlerinden bütünüyle uzaklaşmasından çok, farklı pazarlara satış yaparken üretim, dağıtım ve hizmet kapasitesini yurt dışında da daha fazla konumlandırmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak eldeki kaynaklar, ülke ülke değişimleri veya belirli şirketlerin yurt dışı yatırımları hakkında ayrıntılı ve doğrulanmış sonuçlar çıkarmaya yetmiyor.
Önümüzdeki dönemde temel politika hedefi; inovasyon, ileri imalat kapasitesi ve daha dayanıklı tedarik zincirleri üzerinden rekabet gücünü korurken iç talebi güçlendirmek olacak. Bu denge kurulamazsa ihracat artışı büyümeyi desteklemeye devam etse bile Çin’in dış ticaret engellerine ve küresel siyasi baskıya karşı kırılganlığı artabilir.