Araştırmacılar Lgr4’ten türetilen bu diziyi, yeşil floresan protein (GFP) gibi raporlayıcı genlerin önüne yerleştirdi. Genetik olarak tasarlanmış raporlayıcı farelerde elektromanyetik uyarı, vücudun geniş bölümünde GFP üretimini artırdı. Alan belirli bir anatomik bölgeye yöneltildiğinde ise seçilmiş organlarda daha sınırlı etkinlik elde edildi. Uyarı kesildiğinde raporlayıcı genin etkinliği, bildirilen deneylerde yaklaşık 24 saat içinde başlangıç düzeyine doğru geriledi.
Bu nedenle Ei, kalıcı bir “aç” düğmesinden çok ayarlanabilir bir biyolojik kontrol katmanı gibi çalışıyor. Genetik kaset vücutta kalıyor; fakat ürettiği çıktının düzeyi, dış elektromanyetik alanın uygulanıp uygulanmamasına göre değişebiliyor.
Elektromanyetik alanın DNA düzeyindeki gen düzenlemesine nasıl bağlandığını anlamak için ekip, genom çapında bir CRISPR–Cas9 işlev kaybı taraması gerçekleştirdi. Bu tarama, sitokrom b5 tip B (Cyb5b) adlı proteinin yanıt için gerekli bir aracı olduğunu ve elektromanyetik alanı algılayan yolakta rol oynayabileceğini gösterdi.
Takip deneyleri, elektromanyetik alan uyarısının belirgin bir ritmik kalsiyum dinamiği oluşturduğunu ortaya koydu. Çalışma kaydına göre Ei’nin etkinleşmesi, sıradan bir kalsiyum girişine değil, salınımlı kalsiyum sinyallerine bağlıydı. Bu sinyallerin, elektromanyetik alan yanıtını Ei bölgesindeki gen yazımına bağladığı düşünülüyor. Dolayısıyla Cyb5b güçlü bir moleküler sensör veya aracı adayı olsa da fiziksel uyarının biyolojik yanıta dönüşmesindeki tüm zincir henüz kesinleşmiş değil.
Önerilen mekanizma basitleştirilmiş biçimde şöyle özetlenebilir:
Dış elektromanyetik alan → Cyb5b aracılı sinyal → ritmik kalsiyum salınımları → Ei promotörünün etkinleşmesi → hedef genin üretilmesi
Bu mimarinin önemli avantajı, aynı kontrol unsurunun farklı genetik “yüklerle” eşleştirilebilmesi. Elektromanyetik alan girdi, seçilen gen ise çıktı olarak düşünülebilir.
Araştırmacılar, elektromanyetik kontrolü hastalıkla ilişkili gen etkinliğini düzenlemek için kullandı. Amaç, beyin yaşlanmasına ait özelliklerle amiloid-beta plaklarının birikimini birbirinden daha iyi ayırabilecek bir fare modeli oluşturmaktı. Geleneksel modellerde bu iki süreç çoğu zaman birlikte geliştiği için aralarındaki ilişkiyi çözümlemek zorlaşabiliyor. Bulgular, daha hassas zamanlamaya sahip hastalık modelleri oluşturulabileceğini destekliyor; Ei’nin Alzheimer hastalığını tedavi ettiğini göstermiyor.
Ekip, Oct4-Sox2-Klf4 (OSK) adı verilen yeniden programlama programını Ei’nin kontrolüne aldı. Yaşlı ve erken yaşlanma modeli kullanılan farelerde uygulanan döngüsel elektromanyetik uyarı, yaşlanmayla ilişkilendirilen bazı göstergelerde iyileşme sağladı. Araştırmanın bildirilen koşullarında belirgin bir olumsuz etki saptanmadı; ancak bu sonuç uzun vadeli güvenlik, kalıcı gençleşme veya insanlarda klinik yarar kanıtı anlamına gelmiyor.
Kısmi yeniden programlama, doz ve zamanlama açısından özellikle hassas bir süreç. Çok düşük etkinlik sonuç vermeyebilir; kontrolsüz veya uzun süreli etkinlik ise istenmeyen hücresel değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle sistemi kapatabilmek değerli bir özellik olsa da genetik yükün ve onu vücuda taşıyan yöntemin risklerini ortadan kaldırmıyor.
Bir başka deneyde araştırmacılar, serotonin sentezinde rol oynayan Tph2 genini Ei ile kontrol etti. Sistemin etkinleştirilmesi farelerde serotonin düzeylerini yükseltti ve depresyon benzeri davranışları azalttı. Bunlar insan depresyonunda işe yararlılığı kanıtlayan klinik sonuçlar değil, farelerde elde edilmiş klinik öncesi davranış bulguları.
Çoğu gen tedavisi, uzun süre etkin kalması amaçlanan bir genetik talimatı vücuda taşır. Bu kalıcılık yararlı olabilir; ancak gen etkinliği fazla olduğunda, yetersiz kaldığında veya yanlış dokuda ortaya çıktığında doz ayarlamasını zorlaştırır. Ei ise farklı bir model öneriyor: Genetik kaset bir kez taşınır, ardından dışarıdan uygulanan fiziksel bir sinyalle etkinliği düzenlenir.
Bu yaklaşımın olası avantajları şunlar:
İleride bir hekim tarafından çalıştırılan elektromanyetik alan cihazı veya doğrulanmış bir giyilebilir cihaz, tedavi sonrasında gen etkinliğini ayarlayabilir. Fakat bu, hastalarda gösterilmiş bir uygulama değil; çalışmanın olası klinik sonuçlarından biri.
Bildirilen deneyler farelerde yapıldı. Genetik materyalin taşınma verimliliği, bağışıklık yanıtı, elektromanyetik alanın dokulara ulaşması, anatomik hedefleme ve gen etkinliğinin seyri daha büyük hayvanlarda ve insanlarda farklı olabilir. Klinik denemelerden önce sistemin farklı türlerde, dokularda ve gen aktarım platformlarında test edilmesi gerekir.
Odaklanmış bir alan etkinliği belirli bir anatomik bölgeyle sınırlayabilir; ancak bu, o bölgedeki yalnızca tek bir hücre türünde gen üretileceği anlamına gelmez. Hücresel düzeyde hassasiyet gerektiğinde hücreye özgü promotörlere, vektörlere veya farklı taşıma yöntemlerine ihtiyaç duyulacaktır.
CRISPR taramasında Cyb5b’nin gerekli olduğu ve kalsiyum salınımlarının etkinleşmeyle ilişkili bulunduğu görülse de bu bulgular, 60 hertz ve 2,0 militeslalık alan ile promotöre özgü gen yazımı arasındaki her adımı tek başına kanıtlamıyor. Bağımsız tekrar deneyleri ve daha ayrıntılı mekanizma çalışmaları önem taşıyor.
Raporlayıcı deneyinde başlangıç düzeyine dönüş milisaniyeler içinde değil, yaklaşık bir gün içinde gerçekleşti. Bu süre bazı biyolojik programlar için yeterli olabilir; ancak acil durumlarda anında kapanma anlamına gelmez. Ayrıca tedavi amaçlı proteinler, gen yazımı azaldıktan sonra da etkisini sürdürebilir. Yanıt süresi dokuya, yaşa, hastalık durumuna ve vektör kopya sayısına göre değişebilir.
Ei gen etkinliğini daha kontrol edilebilir hale getirebilir; ancak kullanılan taşıma platformunun risklerini silmez. Genetik kasetin nasıl vücuda sokulduğuna bağlı olarak bağışıklık tepkileri, genom içine yerleşmeyle ilişkili riskler ve genetik materyalin fiziksel olarak çıkarılamaması gündeme gelebilir. Uzun vadeli araştırmalarda tekrarlanan elektromanyetik alan maruziyeti, istem dışı gen etkinliği, doku ısınması, üreme hücrelerine maruz kalma ve özellikle kısmi yeniden programlamada tümör oluşturma riski de incelenmeli.
Cell dergisindeki çalışmayla ilişkili bir düzeltme kaydı (erratum) da bulunuyor. Mekanizma veya olası klinik sonuçlar değerlendirilirken düzeltilmiş yayın kaydının incelenmesi ve bağımsız doğrulama aranması gerekiyor.
Ei’nin yakın vadede en güvenilir kullanım alanı, hastalık modellerinde ve zamanlaması kontrol edilen gen etkinliği çalışmalarında bir araştırma aracı olması. Tedaviye dönüşmesi için farelerde bir promotörün elektromanyetik alanla çalıştırılabildiğini göstermek yeterli değil.
Sonraki aşamalarda büyük hayvanlarda uzun süreli çalışmalar, vücutta dağılım ve bağışıklık yanıtı testleri, kronik maruziyet araştırmaları, Cyb5b mekanizmasının bağımsız doğrulanması ve daha ayrıntılı doz-yanıt ölçümleri gerekiyor. Ayrıca gerçek zamanlı olarak ne kadar tedavi ürünü üretildiğini izleyebilen sistemler, güvenli durdurma mekanizmaları ve elektromanyetik alan cihazları için siber güvenlik standartları geliştirilmesi gerekecek.
Bu çalışmanın daha geniş anlamı, tek seferlik ve sabit etkinlik gösteren gen tedavisinden dışarıdan ayarlanabilir gen tedavisine doğru olası bir geçişi işaret etmesi. Ei, bu fikrin farelerdeki erken bir kavram kanıtı; klinik kullanıma ulaşmış bir teknoloji değil. Bugün için en güçlü sonuç, Dongguk ekibinin uzaktan ve geri döndürülebilir gen kontrolü sağlayan umut verici bir fare sistemi ortaya koyduğu; insan tedavisi için gereken güvenlik, hassasiyet ve güvenilirliğin ise hâlâ yanıt beklediğidir.