22 Temmuz’da ABD Dışişleri Bakanlığı dünya genelini kapsayan bir Worldwide Caution—yani küresel güvenlik uyarısı—yayımladı . 1 Ağustos’a gelindiğinde ise bazı büyükelçilikler, bölgedeki ABD vatandaşlarına “ayrılmayı değerlendirme veya bir tırmanma yaşanması hâlinde ayrılmaya hazır olma” çağrısında bulundu .
Bu uyarıların arkasındaki temel gelişmeler; İran’ın ABD güçleri ve müttefik altyapısına yönelik drone ve füze saldırıları, ateşkes çabalarının çökmesi ve çatışmanın yeni cephelere taşınması oldu.
ABD misyonlarının mesajları, tek bir saldırıdan ziyade birkaç gelişmenin kısa süre içinde üst üste gelmesinin ardından yayımlandı. Temmuz ortasından itibaren Körfez’deki ABD askeri varlıkları ve bölgesel müttefikler hedef alınırken, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik kanallar da işlevini yitirdi.
ABD büyükelçilikleri ayrıca İran’ın Orta Doğu genelinde oteller, havalimanları ve diplomatik tesisler dahil sivil ve kritik altyapıyı hedef aldığını belirtti . Bu nedenle uyarılar yalnızca doğrudan saldırı riskine değil, ani hava sahası kapanmalarına, uçuş iptallerine ve seyahat planlarının kısa sürede değişmesine de odaklandı .
Ağustos 2026’nın başı itibarıyla çatışmalar sürüyor ve yürürlükte bir ateşkes bulunmuyor. Son gelişmeler, savaşın diplomatik bir çözüme yaklaşmak yerine daha geniş bir bölgesel güvenlik krizine dönüştüğünü gösteriyor.
Haziran başında kırılgan ateşkes, İran’a ait drone’ların Kuveyt’in ana havalimanındaki bir terminali vurmasıyla ağır darbe aldı. Saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı ve havalimanı altyapısı zarar gördü . Aynı dönemde ABD, Hürmüz Boğazı çevresindeki hedeflere saldırılar düzenledi .
28 Haziran’da İran, ABD’nin saldırılarına karşılık olarak Bahreyn ve Kuveyt’e yeni drone ve füze saldırıları gerçekleştirdi . Tahran 8 Temmuz’da Washington’ı barış anlaşmasını ihlal etmekle suçladı; Başkan Donald Trump ise ateşkesin fiilen sona erdiğini açıkladı .
Irak Başbakanı Ali el-Zeidi, 23 Temmuz’da Başkan Trump’ın ateşkes önerisini Tahran’a götürdü. İranlı yetkililer teklifi reddetti. İran tarafının, savaşın bu aşamasında avantajın kendisinde olduğunu düşündüğü ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolü gibi temel meseleleri çözmeyen geçici bir düzenlemeyi yeterli bulmadığı aktarıldı .
Bu ret, taraflar arasında müzakere için kalan alanın ne kadar daraldığını gösterdi. Aynı zamanda Washington’ın askeri baskıyı artırma tehditleriyle diplomatik girişimlerin eş zamanlı yürüdüğü bir döneme işaret etti.
Yaklaşık 25-26 Temmuz’da ABD, İran’a yönelik saldırılarını iki gün üst üste durdurdu. Tahran da aynı süre boyunca saldırıları askıya aldığını açıkladı . Bu gelişme, geçici bir ateşkes ihtimaline dair beklenti yaratsa da duraklamanın nedenleri netleşmedi ve kalıcı bir anlaşmaya dönüşmedi.
İran, Kuveyt’i tekrarlanan drone ve füze saldırılarının hedefi hâline getirdi. 3 Haziran’daki saldırıda Kuveyt’in ana havalimanındaki bir terminal hasar gördü; 31 Temmuz’da ise İran, Kuveyt’teki ABD askeri varlığını özellikle hedef aldığını açıkladı .
Bu saldırılar, İran ile ABD arasındaki doğrudan çatışmanın yalnızca İran topraklarıyla sınırlı kalmadığını ve Körfez’deki ABD üslerinin de risk altında olduğunu ortaya koydu.
30 Temmuz’da Mısır’da, Süveyş Kanalı yakınlarındaki bir limana drone saldırısı düzenlendi. Saldırı, çatışmanın stratejik deniz geçişlerine ve Mısır gibi yeni ülkelere sıçrayabileceği endişesini artırdı.
Aynı gün ABD ordusu, Tahran’ın bölgedeki ABD güçlerine balistik füzelerle saldırmasının ardından İran içinde Devrim Muhafızları’na (IRGC) ait komuta merkezleri ve drone tesisleri de dahil olmak üzere onlarca hedefe yaklaşık iki saat süren bir operasyonla saldırdığını açıkladı .
29 Temmuz’da Suudi Arabistan, Irak’taki İran destekli silahlı gruplara karşı ABD ile birlikte hava saldırıları düzenledi. Riyad ve Washington, operasyonun Suudi petrol tesislerine yönelik drone saldırılarına misilleme olduğunu bildirdi .
Bu, Suudi Arabistan’ın çatışma boyunca ABD ile birlikte gerçekleştirdiği ilk kamuya açık doğrudan askeri katılım olarak öne çıktı. Riyad daha önce yaklaşık altı ay boyunca ABD-İran savaşına açık biçimde dahil olmaktan kaçınmıştı .
ABD makamları, İran’ın Amerikan çıkarlarını Orta Doğu dışında da hedef alma ihtimaline açıkça dikkat çekti. 22 Temmuz tarihli küresel uyarı, dünyanın her yerindeki ABD vatandaşlarından daha dikkatli olmalarını istedi .
Büyükelçilik mesajlarında, artan gerilimin ani uçuş iptallerine, dönemsel hava sahası kapanmalarına ve dünya genelinde seyahat aksamalarına yol açabileceği belirtildi .
Bu risk değerlendirmesinin temelinde İran’ın Körfez’deki müttefikleri hedef alma eğilimi ve diplomatik çözüm yollarının art arda sonuçsuz kalması bulunuyor. Dolayısıyla büyükelçiliklerin “ayrılmayı değerlendirin” çağrısı, yalnızca mevcut saldırılara değil, çatışmanın kısa sürede ve öngörülemeyen biçimde genişleyebileceği endişesine dayanıyor.
Temmuz boyunca yaşanan gelişmeler, ABD-İran çatışmasının yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya girdiğine işaret ediyor. Haziran ateşkesinin çökmesi, 23 Temmuz’daki teklifin reddedilmesi ve yalnızca iki gün süren karşılıklı saldırı molası kalıcı bir diplomatik zemin oluşturamadı.
Kuveyt’teki ABD üslerine yönelik saldırılar, Süveyş Kanalı yakınındaki drone olayı ve Suudi Arabistan’ın çatışmaya açık katılımı, savaşın coğrafi kapsamını genişletti. Bu tablo karşısında ABD, bölgedeki vatandaşlarından dikkatli olmalarını, seyahat planlarını yakından takip etmelerini ve gerektiğinde bölgeden ayrılmaya hazır bulunmalarını istiyor.