Hardé Business School’un kurucu ortağı ve CEO’su Dami Oguntunde, Temmuz 2026’da Lagos’ta düzenlenen BRINT EdTech Summit 2.0’da Afrikalı EdTech girişimlerinin fintech’te yaygın olan hızlı büyüme finansmanı yerine sabırlı ve etki odaklı sermayeye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Oguntunde’ye göre eğitim şirketleri yalnızca kısa sürede gelir üretme kapasiteleriyle değerlendirilmemeli; ürünlerini geliştirmeleri, öğrenme sonuçlarını göstermeleri ve sürdürülebilir gelir modelleri kurmaları için zaman tanınmalı .
Bu yaklaşımın arkasında yapısal bir neden var: Eğitim teknolojisinde yatırımın geri dönüşü, bir finans uygulamasının kullanıcı sayısını artırmasından daha yavaş gerçekleşebiliyor. Ayrıca ürünün etkisini ölçmek, öğretmenleri ve kurumları sürece dahil etmek, içeriği yerelleştirmek ve farklı kamu sistemlerine uyarlamak ek zaman ve kaynak gerektiriyor.
Afrika’daki teknoloji yatırımlarının önemli bölümü hâlâ Batı merkezli fonların vade, risk ve getiri beklentileriyle şekilleniyor. Bu yapıların bir kısmı, Afrika pazarlarının kendine özgü koşullarına göre tasarlanmış değil . Dolayısıyla EdTech girişimleri için daha uzun vadeli finansman ve sosyal etkiyi de hesaba katan yatırım ölçütleri öne çıkıyor.
Afrika’nın yapay zekâ ve EdTech geleceğinin yalnızca girişimcilerin omuzlarında kurulamayacağı vurgulanıyor. Güvenilmez elektrik, zayıf internet bağlantısı, parçalı veri sistemleri, belirsiz düzenlemeler, yavaş kamu tedarik süreçleri, sınırlı işlem gücü ve yetersiz risk sermayesi gibi sorunlar şirketlerin tek başına aşabileceği engeller değil .
Bu nedenle ölçeklenme; hükümetler, okullar, üniversiteler, çok taraflı kuruluşlar, teknoloji şirketleri ve yerel hızlandırıcılar arasında iş birliği gerektiriyor. BCG de bölgesel ortaklıkların, daha geniş yatırımların ve daha esnek politikaların Afrika EdTech ekosisteminin gelişmesi için gerekli olduğunu belirtiyor . UNESCO’ya göre ise güvenilir ve uygun maliyetli internet olmadan dijital eğitim girişimlerinin geniş ölçekte ve sistematik biçimde uygulanması mümkün değil .
Buradaki ortaklıkların rolü yalnızca finansman sağlamakla sınırlı değil. Kamu kurumları veri standartları, müfredat uyumu, satın alma süreçleri ve düzenleyici çerçeveler konusunda belirleyici olabilir. Eğitimciler ise araçların sınıf içindeki gerçek ihtiyaçlara uyup uymadığını test edebilir.
Afrika’daki liderler, yapay zekâ sistemlerinin kıtanın dillerini ve eğitim bağlamlarını dikkate alması gerektiğini savunuyor. Dünya Bankası, düşük ve orta gelirli ülkelerde işe yarayan yapay zekâ destekli eğitim araçlarının yerel dilleri, kültürel bağlamı, müfredatı ve pedagojik yaklaşımları anlaması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu araçların aynı zamanda düşük bant genişliğinde çalışabilmesi, çevrimdışı kullanılabilmesi ve kaynakları sınırlı ortamlara uygun daha küçük dil modellerinden yararlanması gerekiyor .
Bu ihtiyaç, Afrika’daki dil çeşitliliği nedeniyle daha da belirgin. Afrika EdTech 2030 Vizyonu, yerel dillerde içerik eksikliğini kıtanın temel engelleri arasında sayıyor . Yapay zekâ alanındaki çalışmalar da yerel veri kümeleri, çok dilli temel modeller ve Afrika bağlamlarına uyarlanmış sistemler geliştirme yönünde ilerliyor .
Bu yaklaşım, tek bir küresel modelin her pazara aynı şekilde uygulanması anlamına gelmiyor. Bir öğrencinin ana dilinde içerik görebilmesi, internet kesildiğinde derse devam edebilmesi veya bir platformun o ülkenin müfredatına göre çalışması, ürünün teknik özellikleri kadar önemli hale geliyor.
Silikon Vadisi modelinin temel varsayımlarından biri, kullanıcı sayısı arttıkça kişi başına maliyetin düşmesidir. Ancak eğitim teknolojisinde bu her zaman geçerli değil. İçerik yerelleştirme, öğretmen eğitimi, dağıtım, teknik destek ve farklı altyapılara uyarlama maliyetleri büyümeyle birlikte artabiliyor.
Nijerya’daki Ogba Educational Clinic örneğinde, internet verisinin büyük paketler yerine ihtiyaç oldukça küçük paketler halinde satın alınması maliyetleri artırıyor ve programın bağışlara bağımlı biçimde sınırlı büyümesine yol açıyor . Dünya Bankası araştırmaları da dijital öğrenmenin yaygınlaştırılmasında elektrik ve internet bağlantısının toplam maliyetin önemli bir bölümünü oluşturduğunu belirtiyor .
Dolayısıyla “daha fazla kullanıcı = otomatik olarak daha düşük maliyet” formülü, Afrika’daki eğitim hizmetlerinde altyapı ve uygulama gerçekleriyle her zaman örtüşmüyor.
Afrika tek bir eğitim pazarı değil. Ülkeler arasında müfredatlar, diller, ödeme sistemleri, internet erişimi, düzenlemeler ve kamu satın alma süreçleri değişiyor. Bu parçalı yapı, bir ülkede çalışan ürünün başka bir ülkede doğrudan kullanılmasını zorlaştırıyor.
BCG, dil çeşitliliği ve düzenleyici tutarsızlıkların kıta genelinde ölçeklenmeyi önemli ölçüde zorlaştırdığını belirtiyor . Bu nedenle girişimlerin her pazara aynı ürünü sunmak yerine yerel ortaklarla çalışması, içeriği ve teknolojiyi ülkeye göre uyarlaması gerekiyor.
| Silikon Vadisi’nin hızlı büyüme modeli | Afrika EdTech’inde öne çıkan alternatif |
|---|---|
| Kısa vadeli yatırım getirisi | Daha uzun vadeli ve sabırlı sermaye |
| Kullanıcı sayısını mümkün olduğunca hızlı artırma | Sürdürülebilir ve öğrenme kalitesine odaklı büyüme |
| Sürekli internet ve bulut altyapısına dayalı platformlar | Mobil öncelikli, düşük bant genişliğinde ve çevrimdışı çalışabilen çözümler |
| Tek bir ürünü geniş bir pazara uygulama | Dil, müfredat ve düzenlemelere göre yerelleştirme |
| Ölçek büyüdükçe birim maliyetlerin düşeceği varsayımı | Lojistik ve uyarlama nedeniyle maliyetlerin artabileceği gerçeği |
| Girişimci merkezli büyüme | Kamu, eğitim kurumları ve uluslararası kuruluşlarla ortaklık |
| Genel amaçlı yapay zekâ modelleri | Afrika dilleri ve yerel veri kümeleriyle geliştirilen sistemler |
Afrikalı EdTech liderlerinin ortak mesajı, kıtada eğitim teknolojisinin potansiyel taşımadığı değil; bu potansiyelin farklı bir büyüme anlayışı gerektirdiği yönünde. Elektrik ve bağlantı sorunları çözülmeden, öğretmenler desteklenmeden, yerel diller ve müfredatlar hesaba katılmadan yalnızca daha fazla kullanıcıya ulaşmak kalıcı sonuç üretmeyebilir .
Bu nedenle Afrika’da eğitim teknolojisini büyütmek; hızlı yatırım turları ve tek tip ürünlerden çok, sabırlı finansman, kurumsal iş birliği, yerel veri ve düşük kaynaklı ortamlarda çalışabilen yapay zekâ üzerine kuruluyor. Başka bir ifadeyle, burada ölçeklenmesi gereken yalnızca uygulama değil; uygulamanın içinde çalışacağı eğitim ekosisteminin tamamı.