Sürecin hızlanmasında Pekin'in nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği kısıtlamalar önemli rol oynadı. Bu adım, Almanya'nın sanayi tedarik zincirlerinin belirli girdilerde Çin'e ne kadar bağımlı olduğunu ve olası bir ihracat kısıtlamasının üretimi ne kadar hızlı etkileyebileceğini gösterdi .
MERICS ve Hinrich Foundation'ın analizine göre Berlin'in karşı karşıya olduğu başlıca riskler üç başlıkta toplanıyor:
Almanya Federal Meclisi (Bundestag), 13 Kasım 2025'te “Almanya ile Çin arasındaki güvenlik açısından önem taşıyan ekonomik ilişkileri inceleme komisyonu” kurulmasını kabul etti. CDU/CSU ve SPD koalisyon gruplarının sunduğu öneri, AfD'nin desteğiyle kabul edilirken Yeşiller ve Sol Parti çekimser kaldı .
Komisyon 13 uzmandan oluşuyor. Görevi, değişen ticaret ve jeopolitik ortamda Almanya'nın tedarik zincirlerinin, enerji kaynaklarının ve hammadde ithalatının güvenliğini değerlendirmek; ayrıca bağımlılıkları azaltmak için hükümete somut öneriler hazırlamak . Komisyonun yapısında sanayi kuruluşları, sendikalar, araştırma kurumları ve bağımsız uzmanların temsil edilmesi öngörülüyor .
Bu adım, 2023'te ortaya konan ve daha çok genel siyasi yönlendirmeler içeren Çin stratejisinden, parlamentonun denetimi ve olası yasal düzenlemelerle desteklenen daha somut bir “riskleri azaltma” yaklaşımına geçiş anlamına geliyor .
Fransa Başbakanlığına bağlı Strateji ve Planlama Yüksek Komiserliği'nin 9 Şubat 2026 tarihli raporu, Çin'in sanayi gücünü Avrupa için bir “silindir” gibi tanımladı. Rapora göre Çin rekabeti artık yalnızca düşük maliyetli tüketim ürünleriyle sınırlı değil; otomotiv, makine, batarya, kimya ve elektronik gibi Avrupa'nın güçlü olduğu ileri sektörlerin merkezine kadar uzanıyor .
Rapor, mevcut eğilimler sürerse AB imalat üretiminin yüzde 55'ine kadarının orta vadede Çin rekabetine açık hâle gelebileceği uyarısında bulunuyor. Ülke bazında riskin Almanya'da yaklaşık yüzde 70'e, İtalya'da yüzde 60'a ve İspanya'da yüzde 50'ye ulaşabileceği belirtiliyor .
Fransız raporunda iki radikal seçenek tartışmaya açıldı: Çin'den gelen tüm ithalata AB genelinde yüzde 30'luk bir gümrük vergisi uygulanması veya euronun renminbi karşısında yüzde 20-30 oranında değer kaybetmesini sağlayacak bir politika izlenmesi. Çalışma ayrıca Çinli üreticilerin Avrupalı rakiplerine kıyasla yaklaşık dört kat daha hızlı ve dörtte bir maliyetle üretim yapabildiğini öne sürüyor .
İtalya'nın makine takımları üreticileri birliği UCIMU, 27 Temmuz 2026'da AB'yi Çinli üreticilere karşı ticaret savunma araçlarını güçlendirmeye çağırdı. Birliğe göre Çin'in metal işleme makinesi ihracatı hızla artarken İtalya'nın küresel ihracat payı ve Çin'e satışları geriliyor .
UCIMU, daha güçlü önlemler alınmaması hâlinde Avrupa'nın yüksek katma değerli ve stratejik makine takımları sektöründeki konumunun daha da zayıflayacağını savunuyor . Fransa, İtalya ve İspanya da 26 Mayıs'ta AB'nin düşük maliyetli Çin ithalatına karşı ticaret savunma kurallarını sertleştirmesi ve süreçleri hızlandırması çağrısında bulunmuştu .
AB, Avrupa sanayisini korumaya yönelik bazı somut adımlar atmaya başladı. 1 Temmuz 2026 itibarıyla çelik ithalatındaki tarifeler yüzde 50'ye çıkarıldı ve gümrüksüz ithalat kotaları yarıya indirildi. Aynı gün, AB'ye giren küçük paketler için 3 euroluk ücret uygulanmaya başlandı; bu düzenleme Shein ve Temu gibi platformlardan gelen düşük değerli gönderileri de hedefliyor .
Avrupa Komisyonu, Çin'in ihracat artışı ve sanayi kapasitesinin Avrupa pazarları üzerindeki etkisi karşısında daha geniş kapsamlı bir politika değişikliğini tartışıyor . Ancak üye ülkeler arasında korumacılığın kapsamı, Çin'le ekonomik ilişkilerin nasıl sürdürüleceği ve olası bir ticaret geriliminin maliyeti konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor.
Çin yönetimi, özellikle elektrikli araçlar, çelik ve yeşil teknoloji sektörlerinde yöneltilen “aşırı kapasite” suçlamalarını resmî açıklamalarında reddediyor. Pekin, üretim gücünün devlet yönlendirmeli arz fazlasından değil; piyasa talebi, teknolojik yenilik ve karşılaştırmalı üstünlükten kaynaklandığını savunuyor.
Bu yaklaşım, AB ile Çin arasındaki ticaret görüşmelerinin temel anlaşmazlık noktalarından biri olmaya devam ediyor. Avrupa tarafı sübvansiyonların ve üretim fazlasının rekabeti bozduğunu ileri sürerken Çin, ihracat artışının verimlilik ve rekabet gücünün sonucu olduğunu belirtiyor.
Almanya, Çin'le ilişkilerinde yalnızca ticaret hacmine odaklanan eski yaklaşımını yeniden değerlendiriyor. Rekor düzeydeki ticaret açığı, kritik hammaddelere bağımlılık ve nadir toprak elementleri kısıtlamalarının yarattığı tedarik riski, Berlin'i ekonomik ilişkileri güvenlik merceğinden incelemeye itti.
Bundestag komisyonu bu dönüşümü kurumsallaştırırken Fransa'nın sanayi uyarıları ve İtalya'nın makine takımları sektöründen gelen çağrılar, tartışmayı Almanya sınırlarının ötesine taşıyor. Brüksel'in attığı ilk adımlar, AB'nin Çin'le rekabet konusunda daha korumacı bir çizgiye yaklaştığını gösterse de, Pekin'in suçlamaları reddetmesi ve Avrupa'nın Çin pazarına duyduğu ekonomik ihtiyaç, sürecin kolay ilerlemeyeceğine işaret ediyor.