Trump yönetimi Orta Doğu’da daha geniş kapsamlı bir gerilimi azaltma siyaseti izliyor. Bu yaklaşım, ABD ile İran arasında çatışmaları durdurmayı amaçlayan anlaşmayı ve Esad sonrası Şam yönetimiyle normalleşme arayışını kapsıyor .
Netanyahu ise bu adımların İsrail’in güvenliğini zayıflatabileceğini düşünüyor. İsrail hükümeti, Suriye ve Lübnan sınırlarında askerî tampon bölgeleri korumakta ısrar ediyor . İsrail tarafı bu konuşlandırmaları silahlı gruplardan kaynaklanan tehditleri önlemeye yönelik güvenlik tedbirleri olarak savunuyor; Trump yönetimi ise uzun süreli askerî varlığın bölgesel diplomasiyi baltalayabileceği ve yeni bir tırmanışa yol açabileceği uyarısında bulunuyor .
14 Temmuz 2026’da Trump, bir telefon görüşmesinde Netanyahu’ya İsrail güçlerinin Suriye’den yeniden konuşlandırılmaya başlanması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı benzer bir adımın Lübnan’da da atılmasını istedi ve bölgede kalıcı askerî varlığın gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu . Trump’ın mesajı, İsrail’in Suriye’deki varlığını tansiyonu kontrol eden değil, tersine yükselten bir unsur olarak gördüğüne işaret ediyordu .
Netanyahu bu talepleri kabul etmedi. İsrail medyasında, başbakanın Gazze, güney Lübnan ve Suriye’den aynı anda çekilme yönündeki ABD baskısına direnmeye hazırlandığı bildirildi . Savunma Bakanı Israel Katz da Trump yönetiminin talep etmesi hâlinde bile İsrail güçlerinin güney Lübnan’da kalacağını söyledi .
İki lider arasındaki ayrışma, Haziran 2026’da ABD ile İran’ın çatışmaları durdurma konusunda anlaşmasıyla daha da belirginleşti. Netanyahu, İsrail’in bu anlaşmayla bağlı olmadığını açıkladı . Reuters, bu dönemde Trump ile Netanyahu’yu “çarpışma rotasında” olarak tanımladı .
Gazze, Suriye ve Lübnan kadar ön planda olmasa da anlaşmazlığın önemli başlıklarından biri. Trump’ın Gazze planı, bölgede çok uluslu bir güvenlik gücünün görev yapmasını öngörüyor.
İsrail, Netanyahu’nun 27 Temmuz’da Beyaz Saray’da Trump’la yapacağı görüşme öncesinde bu plana kısmi destek verdi. İsrailli yetkililer, çok uluslu bir güvenlik gücünün Gazze’ye girmesine izin verileceğini açıkladı . İsrail ayrıca 21 Temmuz’da, ABD destekli anlaşmalar kapsamında güney Lübnan’daki bazı güçlerini yeniden konuşlandırdığını duyurdu . Ancak bu adımlar, İsrail’in genel askerî stratejisinde köklü bir değişiklikten çok taktik nitelikte tavizler olarak değerlendiriliyor.
Diplomatik gerilim büyürken İsrail’in güney Suriye’deki askerî faaliyetleri de devam etti; bazı operasyonlarda tırmanış görüldü.
27 Temmuz 2026’da İsrail güçleri, Dera vilayetinin kırsalındaki El-Arda köyüne girdi. Sivil evler arandı ve kontrol noktaları kuruldu . Bir gün önce Kuneytra vilayetinde düzenlenen benzer bir operasyonda bir sivil gözaltına alınmıştı . Bu baskınlar, Netanyahu’nun ABD’nin çekilme taleplerine direnmeye hazırlandığına ilişkin haberlerle aynı dönemde gerçekleşti.
İsrail’in güney Suriye’deki askerî varlığı, Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden sonra genişledi. İsrail, işgal altındaki Golan Tepeleri’ne bitişik güneybatı Suriye’deki askerden arındırılmış tampon bölgeye girdi ve bu alanı kontrol etmeyi sürdürdü . Aralık 2025’e gelindiğinde İsrail tampon bölgeyi daha da genişletiyordu; ABD’li yetkililer bu politikanın Şam’daki yeni yönetimi zayıflatabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu .
İsrail aynı zamanda Suriye’ye yönelik kapsamlı bir hava saldırısı kampanyası yürüttü. Esad’ın devrilmesinden sonraki aylarda 700’den fazla saldırı düzenlendi; bunlar arasında Şam yakınlarındaki yoğun bombardıman da vardı . Temmuz 2025’te Beyaz Saray, Trump’ın Şam ve Süveyda’ya yönelik İsrail saldırıları karşısında “hazırlıksız yakalandığını” ve bunun ardından Netanyahu’yla doğrudan görüştüğünü açıkladı . Şubat 2026’da İsrail, Kuneytra vilayetine bir başka askerî operasyon düzenledi . Netanyahu da Suriye ordusunun Şam’ın güneyine konuşlanmasına izin vermeyeceklerini kamuoyuna açıkladı .
Trump-Netanyahu anlaşmazlığı, daha geniş bölgesel gelişmelerden ayrı düşünülemez. Haziran 2026’daki ABD-İran çatışmaları durdurma anlaşması, krizin yakın zamandaki en önemli tetikleyicisi oldu. İran, aynı ay İsrail’in güney Lübnan’daki askerî operasyonlarını durdurmasını talep ederek ABD’yle yürüttüğü görüşmeleri askıya aldı .
İsrail ise geri adım atmak yerine askerî pozisyonunu güçlendirdi. Haziran ayında İsrail birlikleri güney Lübnan’daki stratejik Beaufort Kalesi’ni ele geçirdi. İsrail Savunma Kuvvetleri de bölgede daha geniş bir askerî kontrol alanını gösteren harita yayımladı . Bu adım, Lübnan’ın egemenliğine saygıyı ve askerî faaliyetlerin sınırlandırılmasını öngören ABD-İran anlaşmasıyla doğrudan çelişiyordu .
Chatham House analizine göre Trump ile Netanyahu arasındaki ilişki, İran savaşının başlamasından bu yana giderek gerildi ve Trump’ın İran ile Lübnan’daki çatışmaları sona erdirme çabaları sırasında “tüm zamanların en düşük” seviyelerinden birine ulaştı . Netanyahu açısından iç siyaset de baskıyı artırıyor. Sonbaharda yapılması beklenen seçimler öncesinde anketlerde geride kalan başbakan, seçmenlerine Trump’la hâlâ güçlü bir çalışma ilişkisine sahip olduğunu göstermek zorunda hissediyor .
Netanyahu ile Trump’ın 27 Temmuz 2026’da Beyaz Saray’da bir araya gelmesi planlandı. Görüşmenin ana gündem maddesi İran olsa da Suriye, Lübnan ve Gazze’deki İsrail askerî varlığı da masanın en hassas başlıkları arasında yer alıyor .
Bu görüşmenin sonucu, anlaşmazlığın kontrol altında tutulup tutulamayacağını gösterebilir. Şimdilik tablo bir uzlaşmazlığa işaret ediyor: Trump diplomatik bir çıkış yolu ve bölgesel gerilimin azaltılmasını istiyor; Netanyahu ise İsrail’in askerî hareket serbestisini sınırlayacak bir anlaşmayı kabul etmiyor.
Trump’ın “deli” ifadesi gibi kişisel ve kamuya açık gerilim unsurları, iki lider arasındaki ilişkinin önceki dönemdeki yakın ittifak görüntüsünden ne kadar uzaklaştığını ortaya koyuyor. Kriz kalıcı hâle gelirse yalnızca ABD-İsrail ilişkilerini değil, Suriye, Lübnan, Gazze ve İran’ı kapsayan daha geniş Orta Doğu dengelerini de etkileyebilir.