Örgütün altı yol gösterici ilkesi; yapay zekânın insanlığın yararına kullanılması, egemenliğe saygı, kalkınma odaklılık, güvenlik ve denetlenebilirlik, adalet ve kapsayıcılık ile açık işbirliği olarak sıralanıyor. Bu ilkeler üç temel çalışma alanına dönüşüyor :
G7’nin Mayıs 2023’te başlattığı Hiroşima Yapay Zekâ Süreci, özellikle gelişmiş ve üretken yapay zekânın risklerini incelemeye, yol gösterici ilkeler belirlemeye ve ileri yapay zekâ geliştiren kuruluşlar için bir davranış kuralları oluşturmaya odaklanan bir girişim. Yapı, G7 üyeleri ve davet edilen ortaklarla sınırlı bir katılım modeline dayanıyor .
WAICO ise üç açıdan farklı bir model sunuyor :
Bu fark, iki girişimin tamamen birbirinin alternatifi olduğu anlamına gelmiyor. Ancak öncelikler belirgin biçimde ayrışıyor: G7 süreci güvenli ve sorumlu yapay zekâ kullanımına ilişkin risk ve kuralları öne çıkarırken, WAICO aynı zamanda teknolojiye ve kalkınma fırsatlarına erişim meselesini küresel yönetişimin merkezine taşıyor.
WAICO’nun ortaya çıkışı, ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabetinin sertleştiği bir döneme denk geliyor. ABD, Çin’in ileri yapay zekâ kapasitesini yavaşlatmak amacıyla gelişmiş yapay zekâ çipleri ve yarı iletken üretim ekipmanlarına yönelik ihracat kontrollerini kademeli olarak artırdı. Bu politika hem Biden hem de Trump yönetimleri dönemindeki düzenlemeleri kapsıyor .
2026’nın ilk aylarında ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi, yapay zekâ teknolojilerinin Çin’e akışını daha da sınırlamayı amaçlayan iki partili yeni yasa tasarılarını ilerletti . Washington bu adımları ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük gerekçeleriyle savunurken, düzenlemeler farklı çevrelerden eleştiri aldı:
WAICO, Çin’in küresel yapay zekâ düzenine ilişkin karşı anlatısının kurumsal bir ifadesi olarak görülebilir: Pekin’e göre bu alan, tek bir gücün teknoloji kısıtlamalarıyla şekillenen kapalı bloklar yerine kapsayıcı, kalkınma odaklı ve çok taraflı bir işbirliğiyle yönetilmeli.
Örgütün gerçek etkisi, kuruluş anlaşmasından sonra ne kadar somut mekanizma geliştireceğine bağlı olacak. Bununla birlikte Şanghay merkezli yeni yapı, Batı öncülüğündeki platformlarda yeterince temsil edilmediğini düşünen ülkeler için Çin’in sunduğu alternatif yönetişim modelini diplomatik bir çerçeveye taşıyor. Böylece yapay zekâ yarışının konusu yalnızca hangi ülkenin daha güçlü modeller geliştireceği değil, bu teknolojilerin kurallarını kimin ve hangi ilkelerle belirleyeceği hâline geliyor.