El Ubeyd şu anda Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin (SAF) kontrolünde. Ancak RSF’nin çevredeki varlığı ve ana güzergâhlar üzerindeki baskısı, kenti fiilen izole ederek yeniden kuşatma koşullarına sürüklüyor. Kent, SAF’nin Şubat 2025’te yaklaşık iki yıllık RSF kuşatmasını kırmasının ardından yeniden RSF tehdidiyle karşı karşıya kaldı.
Kentte risk altındaki yaklaşık 500 bin kişi arasında, çatışmaların yaşandığı diğer bölgelerden kaçarak El Ubeyd’e sığınan 100 binden fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişi de bulunuyor.
El Ubeyd’in önemi yalnızca nüfusundan kaynaklanmıyor. Kent, Sudan’ın merkezine ve çevre bölgelere insani yardım ulaştırılması açısından kritik bir dağıtım ve lojistik merkezi konumunda. Kentin düşmesi, SAF’nin elindeki önemli bir ikmal hattını kesebilir; yüz binlerce kişinin yeniden yerinden edilmesine ve zaten ağır durumdaki açlık krizinin daha da derinleşmesine yol açabilir.
Uluslararası toplumun uyarıları soyut bir tehdit değerlendirmesine dayanmıyor. Ortak açıklamaya göre RSF, 10 Haziran 2026’dan itibaren El Ubeyd ve Kuzey Kordofan genelinde 10 gün boyunca aralıksız İHA saldırıları düzenledi. Bu saldırılarda en az 50 sivil öldü; hastaneler ve pazarlar dahil olmak üzere sivil altyapı ciddi zarar gördü.
Koruma Sorumluluğu Küresel Merkezi ise 10 Haziran’dan bu yana El Ubeyd ve çevresindeki İHA saldırılarında en az 30 kişinin öldüğünü bildirdi. Kuruma göre saldırılarda yerleşim bölgeleri ile temel hizmet noktaları hedef alındı.
Ortak açıklamada ayrıca etnik kimliğe dayalı öldürmelere ve cinsel şiddete ilişkin güvenilir ve yaygın raporlardan söz edildi. Bu bulgular, saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadığı ve sistematik ihlal riskinin bulunduğu endişesini artırıyor.
BM Genel Sekreteri António Guterres, 18 Haziran’da sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, RSF’nin El Ubeyd çevresine “önemli askeri takviye” konuşlandırdığı yönündeki haberlerden özellikle endişe duyduğunu söyledi. Guterres’e göre bu yığınak, kente yönelik yakın bir kara harekâtının işareti olabilir. Böyle bir saldırının Sudan’daki bir başka büyük nüfus merkezini geniş çaplı şiddet açısından ağır bir riskle karşı karşıya bırakacağını belirtti.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de benzer biçimde sert bir uyarı yaptı. Türk, olası RSF harekâtının “ciddi uluslararası suçlar” işlenmesi riskini taşıdığını söyledi ve uluslararası topluma “Bu çılgınlığı durdurun” çağrısında bulundu.
El Ubeyd’e ilişkin uyarılarda en sık kurulan karşılaştırma, Darfur bölgesindeki El Faşir’in akıbetiyle ilgili. RSF, El Faşir’i 18 aylık kuşatmanın ardından 26 Ekim 2025’te ele geçirdi. Uluslararası Af Örgütü, kentte sonrasında sivillerin toplu şekilde öldürüldüğünü, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik cinsel şiddet uygulandığını ve insanların fidye amacıyla rehin alındığını bildirdi.
Nisan 2026 tarihli “İkinci bir El Faşir mi?” başlıklı durum raporu, El Ubeyd’deki saldırı örüntüsünün El Faşir ile Zamzam ve Ebu Şuk yerinden edilme kamplarında kullanılan yöntemlere benzediği uyarısında bulundu. Raporda İHA saldırıları, topçu ateşi ve sağlık tesislerinin hedef alınması özellikle vurgulandı.
Avrupa Birliği odaklı bir değerlendirmede de RSF’nin El Ubeyd gibi önemli kentlere yönelik saldırılarını sürdürmesinin, El Faşir’de yaşanan ihlallerin bölgede tekrarlanması riskini önemli ölçüde artırdığı belirtildi.
BM’nin daha sonraki değerlendirmelerinde, El Faşir’deki Ekim 2025 olaylarının önlenebilir olduğu ifade edildi. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, kent kuşatma altındayken kitlesel vahşet riskine defalarca dikkat çekmiş, ancak bu uyarılar dikkate alınmamıştı. El Ubeyd için yapılan son çağrılar, aynı senaryonun bir kez daha yaşanmaması için verilen kritik bir mücadeleye işaret ediyor.
El Ubeyd’deki gelişmeler, Nisan 2023’te SAF ile RSF arasında başlayan savaşın ülke genelinde yarattığı insani felaketin bir parçası. Çatışma, Sudan’ı dünyanın en büyük yerinden edilme ve açlık krizleriyle karşı karşıya bıraktı.
El Ubeyd’in düşmesi, insani yardım ulaştırılması için hayati önem taşıyan bir hattı keserek bu eğilimleri hızlandırabilir. Yeni bir saldırı, yüz binlerce kişiyi kaçmaya zorlayabilir ve zaten kapasitesinin sınırında olan yardım sistemini çöküşün daha da yakınına itebilir.