"Yumurtadan çıktıklarında tıpkı birer minyatür yetişkin gibi görünüyorlardı" diyor Field Museum'dan paleontolog Jason Pardo .
1800'lerin sonlarından beri bilim insanları, en eski kara omurgalılarının amfibi benzeri bir yaşam döngüsüne sahip olduğunu varsayıyordu: Suda yaşayan bir larva olarak yumurtadan çıkmak ve ardından karada yaşamaya uygun bir yetişkine dönüşmek . Bu başkalaşım yeteneğinin, omurgalıların karayı kolonileştirmesini sağlayan kilit evrimsel yenilik olduğu düşünülüyordu. Ancak yeni fosiller, bu dönemin dört üyelileri (stem tetrapodlar) için durumun hiç de böyle olmadığını gösteriyor
. University College London'dan evrimsel biyolog Laura Porro, "Bu başkalaşımın tüm kara omurgalılarının atasal bir özelliği olduğunu varsayıyorduk" diyerek bu yanılgıyı özetliyor
.
Araştırmaya göre, bu erken dönem canlıları 'doğrudan gelişim' (direct development) adı verilen bir model izliyordu. Yani yavrular, yetişkinlerin karada yaşamaya uygun vücut planına sahip minyatür versiyonları olarak yumurtadan çıkıyordu . Araştırmacılar, bu durumun, bacak gelişiminin hızlanması (functional leglerin erken oluşması) sayesinde mümkün olduğunu düşünüyor. Onlara göre, karaya geçişi sağlayan şey, bir larvadan yetişkine dönüşme yeteneği değil, yumurtadan işlevsel bacaklarla çıkabilme yeteneğiydi
.
Bu bulgu, "Bazı balıklar amfibilere, amfibiler de sürüngenlere evrildi" şeklindeki klasik ve doğrusal hikayeyi temelden sarsıyor . Artık biliyoruz ki, ilk kara canlıları sandığımızdan çok daha az 'amfibi'ydi. Bu durum, sürüngenlerin, kuşların ve memelilerin de dahil olduğu tüm kara omurgalılarının evrimsel yolculuğunu anlama şeklimizi değiştiriyor.
Bu çalışma, sudan karaya geçişin daha önce düşünülenden çok daha karmaşık ve daha az doğrusal olduğunu gösteren artan kanıtların son halkasıdır. Daha önceki araştırmalar, erken dört üyelilerin bacak geliştirdikten sonra bile suda yaşamaya devam ettiklerini göstermişti . Yeni fosil kanıtları ise yaşam döngülerinin de modern amfibilerden temelde farklı olduğunu ortaya koyuyor. Mazon Creek bölgesindeki çalışmalar, yumuşak dokuların olağanüstü korunması sayesinde Karbonifer dönemine ait en önemli fosillerden bazılarını gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor
.