Hikayenin en şaşırtıcı bölümlerinden biri ise dev virüslerin üstlendiği rol. Çalışma, ilk ökaryotların evrimi sürecinde bünyeye katılan bazı genlerin, Nucleocytoviricota şubesine ait dev virüslerden (çekirdek-sitoplazmik büyük DNA virüsleri) geldiğini buldu. Bu dev virüsler, farklı mikrop soyları arasında gen aktarımı yapan biyolojik birer araç, adeta bir ‘genetik kurya’ gibi davranmış olabilirler [11, 41]. Bu, antik zamanlarda virüslerin sadece hastalık yapıcı olmadığını, evrimin yapı taşlarını taşıyarak karmaşık yaşamın inşasına doğrudan katkı sağladığını gösteriyor.
Analizler, bu katkıların hepsinin aynı anda gerçekleşmediğini de kanıtlıyor. Evrimsel izlere göre, Planctomycetota grubundan gelen gen sinyalleri daha eski bir döneme işaret ederken, Myxococcota ve mitokondrinin atası olan alfaproteobakteriden gelen katkılar zamansal olarak birbirine çok daha yakın . Bu sıralı ve aşamalı model, tek bir büyük patlama yerine, genetik ve metabolik yeteneklerin kademeli olarak kazanıldığı bir evrimi destekliyor.
Bu bulgular, ökaryogenezi (karmaşık hücrenin kökenini) basit bir yutma olayı olarak değil, milyarlarca yıl önceki mikrobiyal matlar gibi zengin ortamlarda gelişen, yoğun bir etkileşim ve iş birliği süreci olarak yeniden tanımlıyor . Dr. Gabaldón’un da belirttiği gibi, hikaye zannettiğimizden çok daha fazla karakter barındırıyor. Karmaşık yaşamın başlangıcı, tek bir sıçrama değil; arkelerin, farklı bakterilerin ve dev virüslerin uzun soluklu, karmaşık bir ortaklığının eseri
.
Comments
0 comments