Peki bu genler nasıl bir mekanizma ile çeşitliliği artırdı? Araştırmacılar, kopyalanan genlerin çoğunun tamamen yepyeni işlevler geliştirmediğini keşfetti. Bunun yerine, ata canlıdan miras kalan genin görevlerini aralarında paylaştılar. Bu sürece alt-işlevselleşme (subfunctionalization) adı veriliyor . Örneğin, omurgasız bir canlı olan amfiyoksusta, kilit düzenleyici genler hücreler arasında geniş çaplı ve genel bir şekilde aktifken, omurgalılarda bu genlerin kopyalanmış versiyonları farklı hücre tiplerine dağıtılarak, her bir hücrenin kendine özgü bir kimlik kazanmasına yardımcı oldu. Bu, ata bir hücre tipinin daha uzmanlaşmış alt tiplere bölünmesiyle sonuçlandı
.
Çalışmanın kıdemli yazarı Oxford Üniversitesi'nden Profesör Sebastian Shimeld, bulguyu şöyle özetledi:
"Bulgularımız, iki genetik kopyalanma olayının karmaşık beyinlerin evrimini mümkün kılan temel taşları olduğunu ortaya koyuyor. Doğa, genomdaki her geni kopyalayarak, yeni beyin hücresi tipleri inşa etmek için kullanılabilecek bir ham madde kazandı."
Eş yazar Profesör Peter Holland ise bu antik olayın şiirsel bir betimlemesini yaptı:
"Yeni beyin hücreleri, yeni genlere ihtiyaç duyuyordu. Ve bu genler sıradan genler değildi—bunlar, ilk balık denizde yüzmeden önce DNA'nın kazara kendini eşlemesiyle ortaya çıkan fazladan genlerdi."
Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de, bu ohnologların etkisinin sadece ilk omurgalılarla sınırlı kalmadığıydı. Beyincik (serebellum) gibi evrimsel açıdan çok daha yeni beyin yapılarında bile, bu antik kopya genlerin yeni hücre tiplerini tanımlamaya devam ettiği görüldü. Bu, tam genom kopyalanması olaylarının, gerçekleştikten yüz milyonlarca yıl sonra bile omurgalı beyin hücrelerinin evrimini sistematik olarak güçlendirdiğini ve çeşitlendirdiğini kanıtlıyor .
Comments
0 comments