Krizin hemen ardından gelen bir gelişme ise İran'ın iddialarına zemin hazırladı. Saldırıdan sadece birkaç gün sonra, 5-6 Haziran 2026'da ABD Dışişleri Bakanlığı, Kuveyt'e yapılacak bir yabancı askeri satışa onay verdi. Bu potansiyel anlaşmanın merkezinde, savunma sanayiinin yükselen yıldızlarından Anduril Industries'in ürettiği insansız hava aracı savar (c-UAS) sistemleri ve 1.98 milyar dolar olarak tahmin edilen bir fiyat etiketi vardı .
ABD Dışişleri Bakanlığı, satışın "Kuveyt'in mevcut ve gelecekteki tehditlerle başa çıkma kabiliyetini artıracağını" ve ABD'nin ulusal güvenlik hedeflerini destekleyeceğini belirtti. Başlıca yüklenici firmanın Kaliforniya merkezli Anduril olacağı açıklandı . Bu süreç, birçok ABD silah satışında olduğu gibi, Kongre'ye bildirilen bir sürecin parçasıydı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, yaklaşık bir hafta sonra, 9-10 Haziran tarihlerinde sosyal medya üzerinden çok dikkat çekici bir iddiada bulundu. Bekayi, ABD'yi Kuveyt Havalimanı'na yönelik saldırıyı "sahte bir bayrak" olarak kendisinin düzenlediğini ve bu eylemin amacının, Kuveyt'i Anduril sistemlerini satın almaya zorlayarak panik ortamından maddi kazanç sağlamak olduğunu öne sürdü .
İddia daha da ileri götürülerek, ABD'nin saldırıda kopyalanmış bir İran "Lucas" insansız hava aracı kullandığı ve bunu "mükemmel bir bahane" olarak yarattığı belirtildi . Bu anlatı, özellikle İran devlet medyası ve ona yakın uluslararası yayın organları tarafından yoğun bir şekilde dolaşıma sokuldu
.
İran'ın bu suçlaması, Tahran'ın olaydan hemen sonra yaptığı açıklamalarla da çelişiyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), saldırının hemen ardından Kuveyt Havalimanı'nı hedef almadığını iddia etmiş ve hasara farklı bir açıklama getirmişti. IRGC Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, hasarın gelen bir mermiyi durdurmakta başarısız olan ve terminale çarpan "arızalı bir ABD yapımı Patriot füzesi" nedeniyle meydana geldiğini öne sürdü .
Bu iki İran anlatısı – önce "Patriot arızası", sonra "ABD tarafından sahte bayrak" – kendi içinde çelişkili olsa da, her ikisi de zararın doğrudan İran tarafından verilmediği fikrinde birleşiyor.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın tüm bu iddialarına en üst perdeden ve net bir dille yanıt verdi. CENTCOM, Patriot füzesinin arıza yaptığı iddiasını daha 3 Haziran'da "yanlış" olarak nitelendirdi. Yapılan resmi açıklamada, "İran'ın kasıtlı, hesaplı ve haksız bir saldırıyla sivil havalimanını dronlarla vurduğu" belirtildi .
CENTCOM, olay yerindeki enkaz ve delillerin İran menşeli dron bileşenlerine işaret ettiğini defalarca teyit etti. Kuveyt'in yayınladığı CCTV görüntüleri ve olayın teknik analizleri de bu savı destekliyor .
Bu olayları, 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in sürpriz hava saldırılarıyla başlayan ve İran'ın dini lideri Ali Hamaney dahil üst düzey yetkililerin öldürüldüğü "Epik Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) ile başlayan savaştan bağımsız anlamak mümkün değil .
Savaşın başlamasıyla İran, ABD üslerine ve Körfez'deki müttefiklere misilleme saldırıları başlattı. Bu süreçte Kuveyt, Bahreyn gibi ABD askeri varlıklarına ev sahipliği yapan ülkeler defalarca hedef alındı .
8 Nisan 2026'da Pakistan arabuluculuğunda iki haftalık bir ateşkes ilan edildi . Ancak bu ateşkes baştan beri kırılgandı. Nisan sonunda her iki taraf da birbirini ihlallerle suçluyordu. Trump yönetimi, 1 Mayıs'ta Kongre'ye savaşın sona erdiğini bildirerek, düşmanlıkların Kongre onayı olmadan 60 günden fazla süremeyeceğini öngören Savaş Yetkileri Kararı'nı (War Powers Resolution) aşmaya çalıştı
.
Ancak sahadaki gerçekler farklıydı. Kuveyt Havalimanı saldırısı da dahil olmak üzere çatışmalar hiçbir zaman tam olarak durmadı ve ateşkes fiilen çöktü . Temsilciler Meclisi'nde, savaşı sona erdirmeye yönelik bir tasarı 212'ye karşı 212 oyla kıl payı reddedildi
.
Sonuç olarak, Kuveyt'in kendi güvenlik kamerası kayıtları, Kuveyt ve CENTCOM'un adli delil iddiaları ve 28 Şubat'tan bu yana devam eden İran misilleme saldırıları zinciri, havalimanını bir İran dronunun vurduğu yönündeki anlatıyı güçlü bir şekilde destekliyor. İran'ın "sahte bayrak" ve "Patriot arızası" anlatıları büyük ölçüde devlet kontrolündeki medya kuruluşları (PressTV, TASS, Tasnim) aracılığıyla dolaşıma sokulmakta ve CENTCOM tarafından somut delil gerekçeleriyle reddedilmektedir .
Comments
0 comments