Avustralya arpasına uygulanan anti-damping ve telafi edici vergiler yüzde 80,5’e ulaşırken, şarapta tarifeler yüzde 218’e kadar çıktı . Önlemlerin toplamda yaklaşık 19 milyar Avustralya doları değerindeki ürünü etkilediği tahmin edildi . Arpa ihracatı açısından Çin pazarı, yaptırımlar öncesinde yıllık yaklaşık 1,5 milyar Avustralya doları değerindeydi .
Canberra, Pekin’e aynı yöntemle karşılık verip bir gümrük vergisi savaşına girmek yerine iki kanallı bir strateji izledi: hukuki baskı ve siyasi sabır. Avustralya, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) resmi başvurular yaptı; böylece anlaşmazlıkları kurallara dayalı bir çerçeveye taşıdı . Aynı zamanda ticari ilişkilerin tamamen kopmaması için diplomatik temasları sürdürdü.
2022’de hükümetin değişmesiyle Başbakan Anthony Albanese liderliğindeki Canberra yönetimi, Pekin’le ilişkileri istikrara kavuşturmaya ve doğrudan diyaloğa yöneldi . Sonuç hemen alınmadı, ancak ticari engeller aşamalı biçimde ortadan kalktı:
Ekonomik toparlanma dikkat çekiciydi. Ağustos 2023 itibarıyla iki ülke arasındaki ticaretin yıllık toplam değeri yaklaşık 219 milyar Avustralya dolarına yükseldi. Bu rakam, yaklaşık 194 milyar Avustralya doları mal ihracatı ve 9,5 milyar Avustralya doları hizmet ihracatıyla desteklendi . Temmuz 2025’te Avustralya ve Çin, iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşmasının pazara erişimi daha da serbestleştirmek amacıyla genel bir incelemeye alınması konusunda da mutabakata vardı .
Avustralya’nın yaşadığı kriz, belirli ürünleri hedef alan ve siyasi bir anlaşmazlığın ardından uygulanan yaptırımlardan oluşuyordu. Avrupa Birliği’nin Çin’le yaşadığı problem ise çok daha derin bir ekonomik yapıya dayanıyor.
AB’nin Çin’le mal ticareti açığı 2025’te 359,9 milyar avroya ulaştı. Bu rakam, 2024’teki 312,2 milyar avroluk açığın üzerinde; ancak 2022’de kaydedilen 397,3 milyar avroluk rekorun altında kaldı . Eurostat verilerine göre AB, 2025’te Çin’e 199,6 milyar avro değerinde mal ihraç ederken Çin’den 559,4 milyar avroluk mal ithal etti .
Üstelik mesele yalnızca tek bir yılın verisi değil. 2025’te Çin’den yapılan ithalatın yüzde 97,3’ünü imalat sanayi ürünleri oluşturdu . Çin gümrük verilerine göre Pekin’in AB-27 karşısındaki ticaret fazlası 2026’nın ilk dört ayında 113 milyar dolara çıktı; bu rakam bir yıl önce aynı dönemde 91 milyar dolardı .
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çin’in ticaret fazlasını “sürdürülemez” olarak nitelendiriyor ve devlet destekli kapasite fazlasının dünya pazarlarına yönlendirilmesini eleştiriyor . Brüksel bu nedenle yalnızca diplomatik müzakerelere güvenmek yerine sanayisini korumaya yönelik ticaret araçlarını devreye sokuyor.
AB’nin yaklaşımı, Avustralya’nın misillemeden kaçınan modelinden belirgin biçimde farklılaşıyor:
Bu adımlar Pekin’in tepkisini çekiyor. Çin yönetimi, AB’yi ticaret verilerini seçerek kullanmakla suçlarken Brüksel’in yeni kısıtlamalarına karşılık verebileceği uyarısında bulunuyor . Avrupa’daki gerilim, nadir toprak elementleri ve otomotiv sektöründe kullanılan çipler gibi kritik girdilere yönelik ihracat kontrolleriyle de daha karmaşık hale geliyor .
Avustralya deneyiminden çıkarılabilecek dersler açık: DTÖ mekanizmalarını kullanmak, siyasi kanalları açık tutmak, misilleme sarmalından kaçınmak ve kısa vadeli baskıya rağmen müzakere için zaman kazanmak.
Ancak iki durum arasında temel bir fark var. Avustralya, Çin’e karşı yüksek değerli bir ihracat ilişkisine sahipti ve ticaret dengesi genel olarak kendi lehineydi . Çin’in uyguladığı engeller, arpa veya şarap gibi belirli sektörleri hedef alıyordu. Bu nedenle siyasi ilişkilerde yaşanan bir yumuşama, söz konusu ticari engellerin kaldırılması için zemin oluşturabildi.
AB ise Çin karşısında her yıl yüz milyarlarca avroluk kalıcı bir mal ticareti açığı veriyor. Avrupa’nın kaygısı yalnızca tarifelerin kaldırılması değil; Çin’in sanayi kapasitesi, devlet destekleri, pazara erişim koşulları ve Avrupa üretiminin rekabet gücüyle ilgili daha geniş bir dizi sorun. Bu nedenle Brüksel’in yaşadığı problem, tek bir diplomatik sıfırlamayla çözülebilecek siyasi bir anlaşmazlıktan çok, yapısal bir ekonomik dengesizlik niteliği taşıyor.
Don Farrell’ın “sabrın vazgeçilmez olduğu” yönündeki mesajı, Avustralya’nın işe yarayan stratejisini özetliyor: DTÖ kurallarına başvurmak, iletişim kanallarını açık tutmak, karşılıklı tarifelerle gerilimi büyütmemek ve diplomatik bir fırsat penceresi için beklemek .
Fakat Avrupa’nın Çin’le ilişkisi, Avustralya’nın 2020-2024 dönemindeki krizinden daha büyük ve daha yapısal bir sınav. 359,9 milyar avroluk ticaret açığı, elektrikli araç tarifeleri, olası ithalat kotaları ve “Avrupa’da üret” yaklaşımı, Brüksel’in artık yalnızca sabırla yetinmek istemediğini gösteriyor.
Avustralya’nın deneyimi Avrupa’ya diplomasinin ve kurallara dayalı ticaretin değerini hatırlatabilir. Ancak Avrupa için asıl soru, sabırlı olup olmamak değil: Çin’le ekonomik bağları koparmadan, Avrupa sanayisinin uzun vadeli rekabet gücünü nasıl koruyacağı.
Avustralya arpasına uygulanan anti-damping ve telafi edici vergiler yüzde 80,5’e ulaşırken, şarapta tarifeler yüzde 218’e kadar çıktı . Önlemlerin toplamda yaklaşık 19 milyar Avustralya doları değerindeki ürünü etkilediği tahmin edildi . Arpa ihracatı açısından Çin pazarı, yaptırımlar öncesinde yıllık yaklaşık 1,5 milyar Avustralya doları değerindeydi .
Canberra, Pekin’e aynı yöntemle karşılık verip bir gümrük vergisi savaşına girmek yerine iki kanallı bir strateji izledi: hukuki baskı ve siyasi sabır. Avustralya, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) resmi başvurular yaptı; böylece anlaşmazlıkları kurallara dayalı bir çerçeveye taşıdı . Aynı zamanda ticari ilişkilerin tamamen kopmaması için diplomatik temasları sürdürdü.
2022’de hükümetin değişmesiyle Başbakan Anthony Albanese liderliğindeki Canberra yönetimi, Pekin’le ilişkileri istikrara kavuşturmaya ve doğrudan diyaloğa yöneldi . Sonuç hemen alınmadı, ancak ticari engeller aşamalı biçimde ortadan kalktı:
Ekonomik toparlanma dikkat çekiciydi. Ağustos 2023 itibarıyla iki ülke arasındaki ticaretin yıllık toplam değeri yaklaşık 219 milyar Avustralya dolarına yükseldi. Bu rakam, yaklaşık 194 milyar Avustralya doları mal ihracatı ve 9,5 milyar Avustralya doları hizmet ihracatıyla desteklendi . Temmuz 2025’te Avustralya ve Çin, iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşmasının pazara erişimi daha da serbestleştirmek amacıyla genel bir incelemeye alınması konusunda da mutabakata vardı .
Avustralya’nın yaşadığı kriz, belirli ürünleri hedef alan ve siyasi bir anlaşmazlığın ardından uygulanan yaptırımlardan oluşuyordu. Avrupa Birliği’nin Çin’le yaşadığı problem ise çok daha derin bir ekonomik yapıya dayanıyor.
AB’nin Çin’le mal ticareti açığı 2025’te 359,9 milyar avroya ulaştı. Bu rakam, 2024’teki 312,2 milyar avroluk açığın üzerinde; ancak 2022’de kaydedilen 397,3 milyar avroluk rekorun altında kaldı . Eurostat verilerine göre AB, 2025’te Çin’e 199,6 milyar avro değerinde mal ihraç ederken Çin’den 559,4 milyar avroluk mal ithal etti .
Üstelik mesele yalnızca tek bir yılın verisi değil. 2025’te Çin’den yapılan ithalatın yüzde 97,3’ünü imalat sanayi ürünleri oluşturdu . Çin gümrük verilerine göre Pekin’in AB-27 karşısındaki ticaret fazlası 2026’nın ilk dört ayında 113 milyar dolara çıktı; bu rakam bir yıl önce aynı dönemde 91 milyar dolardı .
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çin’in ticaret fazlasını “sürdürülemez” olarak nitelendiriyor ve devlet destekli kapasite fazlasının dünya pazarlarına yönlendirilmesini eleştiriyor . Brüksel bu nedenle yalnızca diplomatik müzakerelere güvenmek yerine sanayisini korumaya yönelik ticaret araçlarını devreye sokuyor.
AB’nin yaklaşımı, Avustralya’nın misillemeden kaçınan modelinden belirgin biçimde farklılaşıyor:
Bu adımlar Pekin’in tepkisini çekiyor. Çin yönetimi, AB’yi ticaret verilerini seçerek kullanmakla suçlarken Brüksel’in yeni kısıtlamalarına karşılık verebileceği uyarısında bulunuyor . Avrupa’daki gerilim, nadir toprak elementleri ve otomotiv sektöründe kullanılan çipler gibi kritik girdilere yönelik ihracat kontrolleriyle de daha karmaşık hale geliyor .
Avustralya deneyiminden çıkarılabilecek dersler açık: DTÖ mekanizmalarını kullanmak, siyasi kanalları açık tutmak, misilleme sarmalından kaçınmak ve kısa vadeli baskıya rağmen müzakere için zaman kazanmak.
Ancak iki durum arasında temel bir fark var. Avustralya, Çin’e karşı yüksek değerli bir ihracat ilişkisine sahipti ve ticaret dengesi genel olarak kendi lehineydi . Çin’in uyguladığı engeller, arpa veya şarap gibi belirli sektörleri hedef alıyordu. Bu nedenle siyasi ilişkilerde yaşanan bir yumuşama, söz konusu ticari engellerin kaldırılması için zemin oluşturabildi.
AB ise Çin karşısında her yıl yüz milyarlarca avroluk kalıcı bir mal ticareti açığı veriyor. Avrupa’nın kaygısı yalnızca tarifelerin kaldırılması değil; Çin’in sanayi kapasitesi, devlet destekleri, pazara erişim koşulları ve Avrupa üretiminin rekabet gücüyle ilgili daha geniş bir dizi sorun. Bu nedenle Brüksel’in yaşadığı problem, tek bir diplomatik sıfırlamayla çözülebilecek siyasi bir anlaşmazlıktan çok, yapısal bir ekonomik dengesizlik niteliği taşıyor.
Don Farrell’ın “sabrın vazgeçilmez olduğu” yönündeki mesajı, Avustralya’nın işe yarayan stratejisini özetliyor: DTÖ kurallarına başvurmak, iletişim kanallarını açık tutmak, karşılıklı tarifelerle gerilimi büyütmemek ve diplomatik bir fırsat penceresi için beklemek .
Fakat Avrupa’nın Çin’le ilişkisi, Avustralya’nın 2020-2024 dönemindeki krizinden daha büyük ve daha yapısal bir sınav. 359,9 milyar avroluk ticaret açığı, elektrikli araç tarifeleri, olası ithalat kotaları ve “Avrupa’da üret” yaklaşımı, Brüksel’in artık yalnızca sabırla yetinmek istemediğini gösteriyor.
Avustralya’nın deneyimi Avrupa’ya diplomasinin ve kurallara dayalı ticaretin değerini hatırlatabilir. Ancak Avrupa için asıl soru, sabırlı olup olmamak değil: Çin’le ekonomik bağları koparmadan, Avrupa sanayisinin uzun vadeli rekabet gücünü nasıl koruyacağı.