Husilerin Suudi Arabistan’ın güneyine yönelik İHA ve füze saldırıları, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması için ilk ciddi saha sınavını yarattı. Anlaşmanın siyasi açıdan en önemli hükmü açık: Üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırı, üçünün tümüne yapılmış sayılacak. Buna karşılık kamuya açıklanan metin, her ülkenin hangi askerî yardımı ne biçimde sağlayacağını ya da belirli bir karşılığın otomatik olup olmadığını ayrıntılandırmıyor.
19
21
Suudi makamları, Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran’daki sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırılarda 73 sivilin yaralandığını; enerji tesislerinde yangın çıktığını ve bazı faaliyetlerin geçici olarak durdurulduğunu açıkladı.
1
14 Husiler ise Abha Uluslararası Havalimanı, Kral Halid Hava Üssü ile Abha ve Cizan’daki Aramco bağlantılı tesisleri hedef aldıklarını ileri sürdü. Bu hedeflere ilişkin ayrıntılar, mevcut haberlerde Husilerin beyanı niteliğinde.
12
13
Anlaşma neden şimdi sınanıyor?
Saldırılar Suudi topraklarında gerçekleşti. Bu da anlaşmanın kolektif savunma diliyle doğrudan örtüşen bir durum. Suudi yetkililer saldırıları “tehlikeli tırmanış” olarak nitelendirirken, Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ülkesinin kendini savunmaktan çekinmeyeceğini söyledi.
1
6
Asıl soru, anlaşmanın bu tür bir olay için geçerli olup olmadığı değil. Riyad’ın, Pakistan ve Türkiye’den hızlı ve somut destek alarak siyasi taahhüdü caydırıcı bir kapasiteye dönüştürüp dönüştüremeyeceği. Üstelik bunun Yemen’deki savaşı daha geniş bir çatışmaya çevirmeden yapılması gerekiyor.
Sağlanan kaynaklarda anlaşmanın resmen yürürlüğe sokulduğuna veya üçlü bir askerî seferberlik başlatıldığına dair bilgi bulunmuyor. Bu, anlaşmanın etkisiz olduğu anlamına gelmiyor; ilk tepkinin kamuya ilan edilmiş ortak askerî operasyon eşiğinin altında kalabileceğine işaret ediyor.
Anlaşmanın kamuya açıklanan taahhüdü ne?
Ortak açıklamaya göre üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırı, hepsine yöneltilmiş sayılacak; anlaşma aynı zamanda saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor.
19
20
40 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu ilkenin teknik olarak NATO’nun 5. maddesiyle aynı olduğunu ifade etti.
22
Bu benzetme yararlı, ancak eksik.
NATO’nun 5. maddesi de tüm üyelerin aynı operasyonu başlatmasını emreden önceden yazılmış bir harekât planı değildir; kolektif savunma yükümlülüğüdür. Mekke anlaşması da silahlı saldırı halinde ortak siyasi sorumluluk mesajı veriyor. Ancak Reuters’ın aktardığına göre anlaşmanın açıklamasında somut taahhütler veya savunma yükümlülüklerinin ayrıntıları yer almıyor.
21
Dolayısıyla kamuya açık bilgiler; otomatik asker sevkiyatı, ortak hava saldırısı veya Suudi Arabistan sınırları dışında zorunlu harekât gibi sabit bir karşılık bulunduğunu göstermiyor. Açıklanan şartlarıyla anlaşma, uygulaması istişarelere ve her ülkenin kendi kararına bağlı, güçlü bir caydırıcılık taahhüdü olarak görülmeli.
Yeni ittifakın kurumsal altyapısı henüz gelişiyor
Zamanlama kritik. Üç ülke ağustos başında anlaşmayı imzaladıktan sonra üst düzey bakanları bir araya getirme, ortak tatbikatlar düzenleme ve savunma sanayii iş birliğini derinleştirme planlarını duyurdu.
17 Aynı ay yapılan ilk komite toplantısı da ortakların siyasi ve askerî koordinasyon düzeneklerini henüz inşa ettiğini gösterdi.
18
37
Bu adımlar zaman içinde birlikte çalışabilirliği ve kriz planlamasını güçlendirebilir. Ancak aynı zamanda ittifakın ilk acil durumda yerleşik ve entegre bir askerî komuta yapısı gibi işleyeceğinin varsayılamayacağını da ortaya koyuyor. Kamuya açık haberlerde yayımlanmış bir tetikleme mekanizması, sürekli görev yapan çok uluslu kuvvet veya ayrıntılı görev paylaşımı bulunmuyor.
Kontrollü bir müttefik desteği nasıl olabilir?
Anlaşmanın geniş dili, çatışmayı otomatik biçimde büyütmeden anlamlı destek sağlanmasına imkân veriyor. Füze, İHA ve kritik altyapı tehdidinin öne çıktığı bir krizde en olası destek başlıkları; hava ve füze savunması koordinasyonu, istihbarat paylaşımı, eğitim, lojistik, ekipman desteği ve diplomatik eşgüdüm olur.
Bu tür adımlar, anlaşmanın açıklanan caydırıcılık amacıyla ve üç hükümetin savunma koordinasyonu planlarıyla uyumlu olur.
17
19 Aynı zamanda Pakistan ve Türkiye’nin Yemen’de ucu açık bir taarruz kampanyasına katılmasını gerektirmeden dayanışma sergileyebilir.
İncelenen haberler, Suudi Arabistan’daki mevcut Pakistan konuşlanmasının kesin büyüklüğü veya bileşimine ilişkin iddiaları bağımsız biçimde doğrulamıyor. Bu nedenle bu tür rakamlar, Pakistan’ın taarruz harekâtına katılmayı kabul ettiği yönünde kanıt sayılmamalı.
Yemen ve Babülmendep kaynaklı tırmanma riski
Saldırılar Yemen’de çatışmaların yeniden yoğunlaştığı bir dönemde yaşandı. Haberlerde, Husilerin Babülmendep bölgesine doğru ilerleyen saldırısı ve ardından Marib’de bildirilen Suudi öncülüğündeki koalisyon hava saldırıları da yer aldı.
7
10 Bu tablo riskleri artırıyor: Suudi topraklarının savunmasına odaklanan bir karşılık, siyasi olarak Yemen’de daha geniş bir müdahaleden ayrıştırılabilir; fakat aktif çatışma ortamında tırmanma ihtimali açık biçimde yükseliyor.
Riyad açısından temel stratejik hedef, caydırıcılığı yeniden tesis etmek ve sivil altyapı ile enerji tesislerini korumak gibi görünüyor. İslamabad ve Ankara açısından sınav ise yeni anlaşmanın inandırıcılığını zamanında ve görünür destekle güçlendirirken, müdahalenin ölçeği ve kapsamı üzerindeki kontrolü koruyabilmek.
Sonuç
Bu saldırılar, Mekke anlaşmasının hukuki ifadesinden çok inandırıcılığını sınadı. “Birine saldırı hepsine saldırıdır” hükmü Suudi Arabistan’a müttefiklerinden destek istemek için güçlü bir siyasi dayanak sağlıyor; saldırıların insani ve ekonomik sonuçları da caydırıcılık sorununu acil hale getiriyor.
1
19
Ancak kamuya açıklanan anlaşma, otomatik bir üçlü savaş planı ortaya koymuyor. Yeni koordinasyon yapıları geliştirilip üyelerin kriz anında nasıl hareket edeceği netleşene kadar anlaşmanın en önemli ölçütü, resmî bir ortak askerî harekât başlatıp başlatmaması değil, hızlı ve etkili savunma desteği üretip üretememesi olacak.
17
21