Bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde Microsoft’un yapay zekâdan iki kanaldan para kazandığı görülüyor: Bir yandan müşterilere hesaplama kapasitesi sağlayarak Azure tüketimini artırıyor, diğer yandan yapay zekâ özelliklerini şirketlerin hâlihazırda kullandığı Microsoft 365 gibi ürünlere abonelik olarak ekliyor.
Bu model, Microsoft’un büyümesini yalnızca bilgisayar gücü kiralamaya bağımlı olmaktan çıkarıyor. Şirket, yapay zekâ özelliklerini doğrudan kurumların günlük iş akışlarına ve mevcut yazılım sözleşmelerine yerleştirebiliyor.
Bununla birlikte 678 milyar dolarlık birikmiş sözleşme yükümlülüğü dikkatle yorumlanmalı. Bu tutar mevcut gelir veya hemen kullanılabilir kapasite anlamına gelmiyor. Müşterilerin sözleşmelerini kullanabilmesi için veri merkezlerinin kurulması, ağa bağlanması ve gerekli donanım ile yazılım iş yüklerinin hazır hâle getirilmesi gerekiyor.
Amazon Web Services, ikinci çeyrekte 42,2 milyar dolar gelir açıkladı. Gelir yıllık bazda %37 artarken AWS’nin yıllıklandırılmış geliri yaklaşık 169 milyar dolara ulaştı. Amazon, bu büyüme oranının son 18 çeyrekteki en hızlı artış olduğunu belirtti.
Dolayısıyla AWS, hem çeyrek geliri hem de mevcut yıllıklandırılmış ölçeği bakımından Google Cloud’un önünde bulunuyor. Sonuçlar aynı zamanda yerleşik liderin de ivme kazanabileceğini gösterdi: AWS büyümesi önceki çeyrekteki %28 seviyesinden belirgin biçimde hızlandı.
Azure’ın 100 milyar dolarlık eşiği geçmesi rekabet anlatısını değiştiriyor, ancak sıralamayı değiştirmiyor. Azure artık yıllık geliri 100 milyar doların üzerinde olan bir iş kolu. AWS ise son çeyrekteki performansı temel alındığında yaklaşık 169 milyar dolarlık yıllıklandırılmış gelire sahip.
Bu karşılaştırmanın tamamen bire bir olmadığını da unutmamak gerekiyor. Microsoft Azure’ın mali yıl toplam gelirini açıklarken Amazon, AWS’nin çeyrek gelirini yıllıklandırılmış orana çeviriyor. Yine de temel tablo açık: AWS ölçek avantajını koruyor, Microsoft ise aradaki farkı ticari entegrasyon ve kurumsal dağıtım gücüyle kapatmaya çalışıyor.
Alphabet’in Google Cloud geliri ikinci çeyrekte yıllık bazda %82 artarak 24,8 milyar dolara yükseldi. Bu rakam yaklaşık 99 milyar dolarlık yıllıklandırılmış gelire işaret ediyor; yani Google Cloud’un mevcut ölçeği Azure’ın açıkladığı 100 milyar dolarlık yıllık gelir seviyesine yaklaşıyor. Ancak şirketlerin farklı dönem ve tanımlar kullandığı unutulmamalı.
Google Cloud’un büyüme oranı Microsoft Azure’ın %43’lük ve AWS’nin %37’lik büyümesinin oldukça üzerinde. Fakat yalnızca yüzdesel büyümeye bakmak rekabetin tamamını göstermiyor. Açıklanan rakamlara göre Google Cloud ve AWS, yıllık bazda çeyrek gelirlerine yaklaşık 11 milyar dolar ekledi. Google hızla yaklaşıyor, ancak AWS mutlak gelir bakımından hâlâ çok daha büyük.
Google Cloud’un faaliyet kârı da 2,8 milyar dolardan 8,8 milyar dolara yükseldi. Şirketin bulut alanındaki sözleşme birikimi ise 514 milyar dolara ulaştı.
Bu tablo üç farklı rekabet avantajı ortaya çıkarıyor:
Microsoft’un 678 milyar dolarlık ticari sözleşme birikimi ve Alphabet’in 514 milyar dolarlık bulut birikimi, büyük müşterilerin kısa süreli denemelerin ötesine geçerek çok yıllı taahhütler verdiğini gösteriyor. Bu durum yapay zekâ dalgasını küçük ölçekli pilot projelerden ibaret geçici bir heves olmaktan daha kalıcı gösteriyor.
Ancak sözleşme imzalanması operasyonel darboğazı ortadan kaldırmıyor. Bir sözleşmenin gelire dönüşmesi için veri merkezleri, elektrik bağlantıları, ağ ekipmanları, hızlandırıcı çipler ve yazılım iş yükleri zamanında hazır olmalı. Talep sözleşme birikiminde görünür durumda kalırken, fiziksel altyapı yetersizliği gelirlerin ve nakit getirilerinin daha geç ortaya çıkmasına neden olabilir.
Alphabet’in harcama planları bu zorluğun boyutunu gösteriyor. Şirket, güçlü bulut talebini ve kapasite ihtiyacını gerekçe göstererek 2026 sermaye harcaması beklentisini 195-205 milyar dolar aralığına yükseltti.
Bu durum yatırımcılar için önemli bir zamanlama sorunu yaratıyor: Şirketler, gerekli fiziksel kapasiteyi kurmadan önce müşteri taahhütlerini güvence altına alabiliyor. Asıl soru artık müşterilerin yapay zekâ isteyip istemediği değil; bu talebin ne kadar hızlı faturalandırılabilir kullanıma dönüşeceği ve altyapı maliyetleri hesaba katıldıktan sonra cazip kâr marjları sağlayıp sağlamayacağı.
Alphabet’in ikinci çeyrek sermaye harcaması 44,9 milyar dolara ulaşırken serbest nakit akışı eksi 5,9 milyar dolar oldu. Bu rakamlar, bir şirketin bulut gelirleri ve faaliyet kârı güçlü seyrederken, talebin önünde altyapı kurduğu için kısa vadede yüksek nakit tüketebileceğini gösteriyor.
Aynı ekonomik sınav Microsoft için de geçerli. Şirketin yüksek faaliyet kârı ve büyüyen Azure geliri yatırımları finanse etmek için daha güçlü bir zemin sağlıyor. Ancak Microsoft’un, Azure tüketimi, Copilot abonelikleri ve sözleşmeye bağlanmış taahhütlerin artan altyapı harcamaları karşısında yeterli getiri üretebildiğini kanıtlaması gerekecek.
Reuters’a göre yatırımcıların odağı, yapay zekâ harcamalarının karşılığını verip vermeyeceği sorusundan bu harcama döngüsünde uzun vadede en güçlü getiriyi hangi şirketlerin üreteceği sorusuna kaydı. Bununla birlikte Bank of America’nın bir anketinde fon yöneticilerinin %38’i, yapay zekâ altyapısı sağlayan büyük teknoloji şirketlerinin sermaye harcamalarını sistemik kredi olayına yol açabilecek en büyük potansiyel risk olarak gösterdi.
Bu iki görüş birbiriyle çelişmiyor. Yatırımcılar talebin gerçek olduğuna ve harcamaların süreceğine inanırken, aynı anda yatırımların geri dönüş süresini, finansman ihtiyacını ve harcanan her doların nihai getirisini sorgulayabilir.
Microsoft, çeyrek sonuçlarının ardından bulutun tartışmasız lideri olarak değil, yapay zekâyı ticari ürünlere en güçlü biçimde entegre eden rakip olarak öne çıktı. Azure’ın 100 milyar doları aşan yıllık geliri, %43’lük çeyrek büyümesi, 30 milyondan fazla ücretli Copilot koltuğu ve 678 milyar dolarlık sözleşme birikimi, yapay zekâ talebinin kurumsal bütçelere ulaştığına dair güçlü kanıtlar sunuyor.
AWS raporlanan bulut ölçeğinde liderliğini koruyor. Google Cloud ise büyüme oranında açık ara önde. Bu karşılaştırma, yarışın tek bir metrikle çözülemeyeceğini de gösteriyor: Yüzdesel büyüme Google’ı, mutlak ölçek AWS’yi, ürün dağıtımı ve kurumsal sözleşme görünürlüğü ise Microsoft’u avantajlı kılıyor.
Bundan sonraki aşamada ölçülecek şey manşet büyüme oranlarından çok uygulama kabiliyeti olacak. Üç büyük sağlayıcının da sözleşme birikimini gerçek kapasiteye, kapasiteyi müşteri kullanımına, müşteri kullanımını ise sürdürülebilir serbest nakit akışına ve yüksek getiriye dönüştürmesi gerekiyor.
Microsoft’un sonuçları, yapay zekâ-bulut fırsatının gerçek gelir yarattığını gösteriyor. Ancak altyapı yarışının olgunluk döneminde aynı ölçüde kârlı olacağını henüz kanıtlamıyor.