Hubble’ın arşivinde çeyrek yüzyılı aşkın süredir açıklanamayan izler, güncellenmiş bir kimyasal veri tabanı sayesinde yeniden anlam kazandı. Gökbilimciler, beyaz cüce HS 0209+0832’nin eski tayfında niyobyum ve bakır izleri belirledi. Bu sıra dışı kimyasal tabloya, TESS verilerinde her 4,4 günde bir tekrarlanan sönük bir parlaklık sinyali de eklenince, yıldızın ölürken uzaya savurduğu maddeden oluşmuş olabilecek bir gezegen adayı gündeme geldi. Yine de söz konusu gezegen henüz doğrulanmış değil.
12
20
Eski Hubble verilerindeki gizem
Hubble, HS 0209+0832’nin morötesi tayfını 1999’da kaydetti. O sırada araştırmacılar, tayftaki yaklaşık 100 çizgiyi tanımlayamamıştı. Warwick Üniversitesinden Jamie Williams ve çalışma arkadaşları arşiv verilerini güncellenmiş bir kimyasal veri tabanıyla yeniden inceleyince, açıklanamayan özelliklerin çoğunu niyobyum ve bakırla eşleştirdi.
6
12
30
Bunlar soğurma çizgileri: Atomların, beyaz cücenin ışığının belirli dalga boylarını soğurmasıyla tayfta görülen ışık azalmaları. Hubble’ın tayfında niyobyumun yanı sıra nikel ve kalsiyum gibi elementlerin izleri de bu şekilde belirlenebiliyor.
1
17 Artık kullanılmayan FUSE uzay teleskobunun gözlemleri de niyobyum tanımlamasını destekledi.
16
23
Niyobyum neden dikkat çekiyor?
HS 0209+0832’nin atmosferinde çinko, bakır ve niyobyum gibi demirden ağır elementler olağandışı miktarda bulunuyor; buna karşılık kayalık maddelerde sık rastlanan silisyum ve demir daha az. Araştırmacılara göre, beyaz cüceye doğru taşınan maddenin genel kimyasal bileşimi, yıldızın dev evresinde uzaya savurduğu maddeden oluşmuş olabilecek bir gezegen adayıyla tutarlı.
19
20
Özellikle niyobyum miktarının Güneş’tekinden 1.000 kattan fazla olması dikkat çekici. Ancak yorum tek bir elemente dayanmıyor: önemli olan, elementlerin birlikte ortaya koyduğu genel kimyasal örüntü. Bu örüntü yıldız evrimi sırasında işlenip uzaya atılan maddeyle uyumlu olsa da, tek başına bir gezegenin oluştuğunu kanıtlamıyor.
6
19
20
TESS sinyali ne söylüyor, neyi kanıtlamıyor?
NASA’nın TESS uydusu, sistemin parlaklığında 4,4 günde bir tekrarlanan sönük bir sinyal kaydetti. Bu periyot, beyaz cücenin yakınında dolanan Jüpiter boyutlarında bir gezegenle uyumlu. Bir tahmine göre yörüngedeki cismin yıldıza uzaklığı yaklaşık 3,7 milyon mil.
3
7
10
Bu sinyal gezegen yorumunu güçlendiriyor; ancak gezegenin kendisinin doğrudan gözlendiği anlamına gelmiyor. Bu nedenle araştırmacılar bulguyu doğrulanmış bir gezegen keşfi değil, gezegen adayı olarak sunuyor.
9
22
Önerilen senaryoda sıcak beyaz cüce, yakınındaki gezegeni ısıtıyor ve atmosferinden gaz koparıyor. Bu gazın bir kısmı yıldıza doğru akarak gözlenen kimyasal izlere katkıda bulunuyor olabilir. NASA’nın açıklamasında bu, sistemdeki etkileşimi açıklayan olası bir senaryo olarak aktarılıyor; gezegenin doğrudan görüntüsü olarak değil.
1
17
“İkinci nesil” gezegen neden önemli?
İkinci nesil gezegen, yıldızın gençliğindeki gaz ve toz diski içinde değil, yıldızın evrimi sırasında uzaya savurduğu maddeden oluşur. HS 0209+0832 çevresindeki aday ve önerilen oluşum biçimi doğrulanırsa, beyaz cüce çevresinde gezegen oluşabileceğine dair kanıt sağlayabilir. Daha önce pulsarların çevresinde benzer “yeniden doğmuş” dünyalar olabileceği öne sürülmüştü; buradaki aday ise farklı türde bir yıldız kalıntısını konu alıyor.
19
20
23
Şimdilik en sağlam sonuç şu: Hubble verilerinin yeni bir kimyasal veri tabanıyla incelenmesi sıra dışı bir element izini ortaya çıkardı, FUSE niyobyum tanımlamasını destekledi ve TESS yakın yörüngeli büyük bir gezegenle uyumlu tekrarlayan bir sinyal buldu. Bu ipuçları araştırmayı sürdürmek için güçlü bir gerekçe sunuyor; fakat gezegenin varlığını ya da yıldızın attığı maddeden oluştuğunu henüz kesinleştirmiyor.
16
17
20